Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda


27.4.2019 - Bu Yazı 323 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son bir kaç gün içinde Türkiye’de siyasal düzeni kökünden etkileyecek iki önemli gelişme yaşandı:

Birincisi, MHP lideri Devlet Bahçeli açıkça demokrasi karşıtı ve ırkçı öğeler içeren bir manifesto ile devlete çağrı yaptı. Çağrı, devletin açıkça aşırı sağcı ve otoriter bir çizgiye gelmesini istemekte.

İkincisi, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir linç girişimi gerçekleşti. Ucuz atlatıldı türü yorumlarla geçiştirildiğine bakmayalım bu saldırı ciddi olarak bir felaketle sonuçlanabilir ve arkasından Türkiye’de kimsenin hayal bile edemeyeceği şekilde feci sonuçlar üretebilirdi.

Şimdi bu iki gelişme ışığında durumu analiz edelim:

Türkiye’de sistem tıkanmıştır ve çalışmamaktadır. Partili Cumhurbaşkanlığı düzeni hem toplumsal düzeyde büyük kırılma üretmekte hem de devlet aygıtını verimli çalıştıramamaktadır. Hükümet ve bakanlar etkilerini yitirmiştir. Siyasi iktidarın nerede nasıl kullanıldığı bir bilmece halindedir. Devlette insicam ortadan kalkmıştır.

Ancak ikinci düzeyde tıkanma daha önemlidir: Erdoğan’ın başını çektiği ve AKP ile MHP’nin üstüne inşa edilen düzen hareket edemez haldedir. Bunun kök nedeni politik, dış politik ve ekonomik krizdir. Erdoğan için deniz bitmiştir. Rejim, ekonomik açıdan çaresizdir ve bunun düzelme ihtimali yoktur.

Bu ikinci noktanın altını çizmek gerekiyor: Bugün Erdoğan ile anılan müesses nizamın Türkiye’yi ekonomi, insan hakları, iç barış gibi konularda bir yere getirme imkanı artık kalmamıştır. Erdoğan üzerinde baskı oluşturan asıl dinamiklerden biri budur.

Sıkıntı da tam bu noktada ortaya çıkıyor: Çalışmayan bir sistem, kaybedilen seçmen desteği ve düzelmesi öngörülür bir sürede mümkün olmayan derinleşen bir ekonomik kriz karşısında Erdoğan ne yapmalıdır?

Anladığımız kadarı ile “ne yapmalı?” sorusu hakkında hem devlet içinde hem de devleti yöneten AKP-MHP cenahında bir tartışmaya şahit oluyoruz.

Bir kısım insan, pragmatik bir yol tercih ederek mümkün olduğu kadar normalleşmek istiyor. Örneğin Erdoğan’ın AKP Genel Başkanlığından ayrılıp eskiden olduğu gibi tarafsız bir Cumhurbaşkanlığı modeline dönmesini dile getirenler var. Normalleşme, başta CHP olmak üzere muhalefete yönelik de yeni bir dil ve davranış gerektiriyor.

Ancak şunu unutmamak lazım: Normalleşme önemli olmakla birlikte AKP’nin ve Erdoğan’ın geleceğini seçmen nezdinde belirleyecek konular artık başta ekonomi olmak üzere reel sorunlardır. Bu sorunların kısa sürede çözülmesi imkansız olduğu için normalleşmeye rağmen Erdoğan toplumsal popülerliğini yitirmeye devam edebilir.

MHP lideri Bahçeli’nin çıkışından anlaşıldığı üzere ise bir kısım aktörler ise daha da sertleşmek hatta bir tür olağanüstü rejim ile bedeli ne olursa olsun yola devam etmeyi istiyor.

Esasen Bahçeli’nin son konuşmasında önerdiklerinin hiç mümkün bir tarafı yoktur. Ancak buna rağmen Bahçeli’nin neden böyle konuştuğunu anlamak cidden zordur. Öte yandan şahin kanadın AKP’de de uzantıları vardır.

Daha kötüsü bu kanadın devlet içinde uzantılarının verdiği destek ile ırkçı, şiddeti öven pek çok kişi, ki bunların bazıları gazetelerde yazmakta televizyonlarda konuşmaktadır, kesintisiz olarak toplumu germektedir. Açıkçası bir grup meczup, şiddet yanlısı ve çete görünümlü kişinin devleti etkileyecek kapasitesi olduğu görüntüsü ortaya çıkmıştır.

Burada AKP açısından özel bir durum da bulunuyor: Son çıkışı ile Bahçeli adeta Cumhur ittifakının başat ideolojisinin İslamcılık değil aşırı milliyetçilik olduğunu ilan etmiştir. Nitekim, son döneme bakarsak Bahçeli’nin haklı olduğunu teslim etmek gerekmektedir: Başta Erdoğan olmak üzere AKP aşırı milliyetçi bir dil kullanıyor. Şaşırtıcı biçimde koalisyonun küçük ortağı MHP, ideolojik olarak AKP’yi yutmuştur.

Erdoğan pragmatist bir siyasetçidir. Şartların zorlaştığını görünce CHP’yi de içine alacak manevralar yapmaktan çekinmeyecektir. Nitekim tedavüle sokulan “Türkiye koalisyonu” bu tür bir pragmatik çıkış stratejisi izlenimi vermektedir. Erdoğan’ın şartların zorlaşmasıyla kendisinin ve AKP’nin siyasi geleceği arasında bile bir ayrışmaya gidebileceğini düşünmek yanıltıcı olmaz.

Erdoğan ekonomik ve diğer sorunları çözemeyeceğini biliyor. Öte yandan Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül, Ali Babacan gibi eski AKP’lilerin verdiği sinyaller Erdoğan için artık ciddi anlamda endişe verici.

Erdoğan elbette otoriterleşmeye devam da diyebilir. 24 Haziran seçimlerinden sonra olduğu gibi gerilim AKP’ye tekrar seçim de kazandırabilir.

Ancak bunlar geçici durumlar meydana getirmektedir ve bir zaman sonra AKP daha berbat bir sosyal, ekonomik ve siyasal vasat ile karşı karşıya kalmaktadır. Gerilim ile kazanılan zaferleri daha büyük siyasi ve ekonomik bedeller ile kucağında bulan yine Erdoğan’dır.

Ancak Türkiye zaten ciddi biçimde otoriter haldedir ve ülkede neredeyse iç barış kopma noktasındadır: Bu vaziyet içinde Erdoğan’ın Bahçeli’nin gösterdiği istikamette olağanüstü bir yolu tercih etmesi, Türkiye’de hızlı bir rejim bunalımı meydana getirir.

Türkiye’nin artık daha otoriterleşmeye bir gram tahammülü yoktur bundan fazlasını zorlamak başka bir rejime geçmek anlamına gelir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive