Gökhan BACIK



Bookmark and Share

İslamcı postmodern darbe


12.05.2019 - Bu Yazı 888 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Elbette kapsamı ve şekli farklı olmakla birlikte özünde 6 Mayıs 2019 İslamcı bir post-modern darbedir. Yargısal vesayet yolları kullanılarak meşru bir seçimin sonucu yok sayılmıştır.

Demokrasiye yönelik doğrudan yahut dolaylı her girişim öncelikle ahlaksız bir eylemdir.

O nedenle amasız, fakatsız, koşulsuz biçimde Türk demokrasisine yönelik 6 Mayıs müdahalesini kınıyorum ve ayıplıyorum.

İstanbul seçimlerinin iptali ile şu ortaya çıkmıştır: İslamcı rejimin normal yollarla ayakta kalma imkânı söz konusu değildir.

Bu nedenle sürekli olarak olağanüstülükler, krizler üzerinden yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.

İslamcı AKP, Türkiye’nin hiç bir reel sorununu artık çözemeyecektir. AKP’nin iktidarda kalması için yeni sorunlar üretmesi, mevcut sorunları derinleştirmesi gerekiyor.

6 Mayıs 2019 aslında İslamcı rejimin çaresizliğinin de bir ürünüdür. Ancak endişe edilmesi gereken nokta şudur: Bu çaresizlik, daha büyük başka felaketleri göze alır mı?

Kendi siyasi çıkarları için Türk milletinin 19. Yüzyıldan beri büyük emeklerle bugünlere getirdiği seçime olan güveni bir çırpıda yok etmekten çekinmeyenler daha vahim başka şeyleri de göze alabilir.

O nedenle İstanbul seçimleri ile birlikte İslamcı rejimin seçim ile görevi bırakmayacağı ihtimali artık ciddi biçimde ortaya çıktı. Bu ihtimali küçümsememek “yok canım” diye geçiştirmemek gerekiyor.

Eski Türkiye’nin vesayetçi zihniyeti son tahlilde doğru yahut yanlış bir memleket telakkisine sahipti. Bu telakki, onların anormalliklerini ve zararlarını bir yerden sonra dizginlemekteydi.

Ancak Yeni Türkiye’nin vesayetçi zihniyetinin kafasındaki tek düşünce kişisel iktidarını devam ettirmektir. Kişisel iktidarı ne pahasına olursa olsun devam ettirmek için yapılan siyaset, kimsenin hayal edemeyeceği biçimde her şeyi yakmaya hazır bir sürece dönüşebilir.

Benim kişisel kanaatim AKP artık bir sistem olarak otoriter rejimi kurumsallaştırmak isteyecektir.

AKP’nin normalleşme ihtimali yoktur. Öte yandan AKP iktidarı da bırakamaz. O nedenle AKP açıkça Türkiye’de sistemli otoriter bir rejim kurmak için elinden geleni yapacaktır.

Mantıksal olarak düşünürsek meşru bir seçimi ret eden iktidarın bundan sonraki kaçınılmaz hamlesi seçimleri topyekûn yok sayacak bir düzeni arzulamak olacaktır.

Bu gibi ihtimallere “olur mu canım?” naifliği ile bakmamak gerekiyor. 6 Mayıs 2019 bu açıdan son derece öğreticidir: Açıkça bir seçim sırf yönetenler istediği için yok sayılmıştır. Bunun devamı seçim kurumunun hedef alınmasıdır.

Siyaset biliminde Azerbaycan ve Suriye için kullanılan “başkanlık monarşisi” denilen bir modeli burada hatırlamak lazım. Bu tip ülkelerde şeklen seçim vardır ancak daima liderin yakın bir akrabası, mesela oğlu, onun yerini alır. Türkiye’de İslamcılık hesabı tutarsa ölene kadar Erdoğan’ın yöneteceği daha sonra ise ya damadının yahut oğlunun iktidara geleceği kesintisiz bir model hayalini kurmaktadır.

O nedenle, 6 Mayıs 2019 müdahalesini bir kaza olarak görmek yerine sistematik olarak bir otoriter rejim inşası için bilinçli olarak yapılan bir tercih olarak tanımlamak gerekiyor.

6 Mayıs sonrası üç temel konu ise başka bir boyut kazanmıştır:

Birincisi, Kürt sorunu. 31 Mart seçimlerinden sonra Erdoğan’ın hızla Kürt seçmeni CHP’den koparmak için bir şeyler yapacağı biliniyordu. Erdoğan bu yönde adımlar atmak isteyecektir.  O nedenle bundan sonra Kürt konusunda CHP daha güçlü bir dil geliştirmeli.

Bu konuda ittifaklar sistemini daha güçlendirerek yeni yöntemler geliştirebilir: Örneğin Saadet Partisi’nden bu konuda yardım istenebilir. AKP’nin neo-İslamcılığından farklı olarak klasik İslamcı Saadet Partisi, Kürt konusunda daha rahat ve kapsayıcı bir dil ile etkili olacaktır. Saadet Partisi’nin Millet İttifakı’na yakınlaşması ittifakın Kürt sorununda daha ses getirici bir söylem kullanmasına yardımcı olur.

CHP’nin Kürt söylemi “lütfen beni anla” biçimindedir. Bu dil yüksek baskı altında yeterli olmayabilir. Kürt seçmenlerle daha açık ve vurgulu biçimde diyaloğa girecek bir dile ihtiyaç vardır ve bu noktada Saadet Partisi’nin söylemi önemli rol oynayacaktır.

İkincisi, Türkiye ekonomisi 6 Mayıs itibari ile kapatılmıştır. Ekonomi ve siyaset arasındaki bağları okumakta zorlanan ve ekonomiyi bazı istatistiki verilerden ibaret sayan fantastik ekonomistleri artık dikkate almamak gerekmektedir.

Türkiye’de devlet bundan sonra politika için para harcayacaktır. Ekonomik verimlilik, planlama, piyasa gibi konuların hiç bir anlamı kalmamıştır. “Merkez Bankası toplantıda ne diyecek?” gibi tartışmalar ya bilgisizliğin ya siyasi cesaretsizliğin doğurduğu yorumlardır. Merkez Bankası, Erdoğan ne derse onu yapacaktır.

Türkiye’de artık ekonomi mutlak olarak politik iradenin yansımasıdır. Kamu kaynakları ekonomik rasyonalite ile değil tamamen politik ve münhasıran Erdoğan’ın isteklerine göre kullanılacaktır.

YSK’nın yüzlerce yıllık seçim geleneğini siyasi baskı ile yaktığı bir yerde Merkez Bankası’nın özgür biçimde sırtını bile kaşıyacağını beklememek gerekiyor.

Son olarak, Ali Babacan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu gibi yeni parti arayışında olanlar için 6 Mayıs 2019 konjonktürü daha uygun hale getirmiştir.

Ancak burada bir hassasiyet de söz konusu: Bu kişilerin YSK üzerinden yapılan vesayetçi müdahaleyi anlaşılır ve açık biçimde eleştirmeleri gerekiyor. Dolayısı ile İstanbul seçimlerinin iptali ile alternatif arayışların önü biraz daha açılmıştır ancak yeni konjonktür onların da biraz daha net siyasi dil ve tepki ortaya koymalarını gerektirmektedir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive