Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga


3.11.2019 - Bu Yazı 618 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir süredir Türk dış politikasında yapısal değişikliklerin gerçekleşmesine şahit oluyorduk. 

Türkiye, önce Batı bloku ile olan ilişkilerini minimum düzeye indirdi. Rusya ile savunma alanı dahil yakın ilişkiler başlatıldı.

Şüphesiz bütün bu önemli değişikliklerin bir boyutu da Türkiye’de palazlanmakta olan yeni siyasal rejimdir. Dış politika ve siyasal rejim arasındaki ilişki yumurta ve tavuk ilişkisine benzer. Dış koşullar iç politikayı etkilerken, siyasal rejimler kendi ideolojik ihtiyaçlarına göre bir dış politika peşinde giderler.

Ne var ki, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yaptığı en son askerî harekât ile yaşanan gelişmeler bize dış politikadaki değişimin artık ikinci aşamaya geçtiğini gösteriyor.

Kısaca özetlersek bütün sorunlarına rağmen AKP’ye kadar Cumhuriyet döneminde dış politika yapımında iki kural dikkate alındı: Birincisi uluslararası diplomasi ikincisi dış politikada resmi ve formel araçların kullanımı.

Halbuki bugün itibari ile artık Türkiye, dolaylı yahut doğrudan siyasi ve ekonomik olarak desteklediği (ve yönettiği) resmi olmayan militer unsurları kullanıyor. Resmi olarak Türkiye’nin ordu envanterine kayıtlı olmayan bu gruplar, ikinci yahut küçük ordular gibi Türkiye ile birlikte operasyonlara katılmaktadır.

Bir benzetme ile artık Türkiye Lübnan ve İran gibi ülkelerde ancak görmeye alışık olduğumuz bir uygulamayı başlatmış bulunuyor. Artık Türkiye’nin de resmi olmayan “orduları” vardır. Yahut resmi olarak Türkiye’ye ait olmayan silahlı unsurlar dolaylı da olsa istihdam edilmekte.

Türkiye’nin başka ülkelerde askeri hareketlilikler içinde olması yeni bir olgu değildir. 1950’li yılların başından beri Türkiye gerek uluslararası toplum ile gerek tek başına askeri müdahalelerin içinde olmuştur. Bütün bu müdahaleler süresince Türkiye’nin kullandığı araçlar TSK, MİT gibi kurumlar olmuştur. Elbette Türkiye bazen konjonktürel nedenlerle yerel unsurlar ile temaslara girmiştir. Ancak bu tip temasların hiçbiri bugün Suriye bağlamında gördüğümüz biçimiyle Türkiye ile birlikte savaşan ve bir tür düzenli orduyu andıran silahlı unsurlara benzememekteydi.

2009 yılında yayımlanan bir makalede Prof. Kemal Kirişçi, Türk dış politikasında yaşanan dönüşümü “tüccar devletin yükselişi” olarak tanımlamıştı. 2009 yılı için bu tespit yerindeydi: 1990’ların sonundan itibaren başlayan ve AKP ile 2000’li yıllardı zirveye çıkan dönemde, Türkiye dış politikada tipik bir liberal bakış takip etti.

2010 yılından sonra ise uluslararası ilişkiler jargonunu kullanırsak Türkiye’nin “savaşan bir ülke” olduğunu yazmak gerekir. Bu radikal değişimin kök nedeni Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşümdür.

Bu bağlamda, diplomasi konusunda da Türkiye neredeyse yerleşik düzen ile köprüleri atmak istediği görüntüsü veriyor. İlginç biçimde YPG, ABD-Türkiye ateşkesinden itibaren başlayan süreçte yükümlülüklerini yerine getireceği söylemini güçlü biçimde vurguluyor. Buna karşın Türkiye, dünyada hırçın, sürekli rest çeken bir algı inşa ediyor.

Bu olumsuz algının uzun vadede büyük bir baş belası olacağını ise bir türlü ne karar alıcılar ne Türk kamuoyu anlıyor. Eskiden beri uluslararası algının önemi konusunda Türkiye’de bir zihinsel tembellik bulunmakta. Halbuki son Suriye meselesi ile alevlenen tartışma Türkiye açısından ciddi alarm zilleri çalıyor.

Türkiye’nin cihatçı grupları yönettiği, desteklediği, sivillere şiddet uyguladığı gibi algı biçimleri artık normal kalıplar olarak yerleşmekte. Dış politikada ekonomi gibidir, algılar mutlaka somut sonuçlar üretir.

Bu değişimin en açık işareti Türkiye’nin terörist olarak tanımladığı YPG’li Mazlum Kobane’nin ABD Başkanı düzeyinde muhatap olarak görülmesidir.

Yine IŞİD lideri Bağdadi’nin Türkiye’ye birkaç kilometre yakında bir yerde öldürülmesi büyük bir algı dönüşümüne daha yol açmıştır. Dünya kamuoyunda bu tip kişilerin Türkiye’ye yakın yahut Türkiye’nin etki sahasında olan yerlerde bulunması bir kollama olarak yorumlanıyor.

Öte yandan, IŞİD lideri Bağdadi’nin Türkiye sınırına neredeyse birkaç kilometre yakında olması tek başına bir sorgulama konusudur. Türkiye bunu biliyordu ise bir sorun, bilmiyordu ise daha büyük bir sorun söz konusudur.

Ne var ki, Türkiye’de “Suriye’de filan kasabaya bayrak astık” aforizmaları ile kabaran milliyetçilik atmosferinde bütün bu önemli tartışmalara itibar bile edilmiyor ve uzun vadede ciddi baş ağrıtacak büyük stratejik kayıplar asla konuşulmuyor.

Bütün bu gelişmeler şunu gösteriyor: Bir süredir Türkiye’nin içinden geçtiği dış politikada dönüşüm süreci artık yeni bir aşamaya girmiştir. Bu aşama artık Batı ile olan ilişkileri soğutma yahut asgariye indirme ilgili bir konu değildir. Daha geniş olarak Türkiye, sistem ile kavga eden bir ülke haline doğru eviriliyor.

Sistem içinde kavga eden bir ülke olmanın ilk büyük sonucu şudur: “Türkiye’nin bazı sorunları var” algısı yerini hızla “artık Türkiye’nin kendisi sorun” algısına bırakır. Diğer sonuçları ise özellikle iç politikada pahalılık, işsizlik ve otoriterleşmedir.

Uluslararası sistem ile kavgayı asla anti-emperyalist yahut anti-kolonyalist bağımsızlık savaşları ile karıştırmamak gerekiyor. Türkiye’nin bugün dış politikada girdiği bazı kavgalar tamamen siyasilerin iç politik hesaplamalarının ve ideolojik oryantasyonlarının sonucudur. Özellikle Suriye konusunda son gelişmeleri, anti-emperyalizm jargonu ile açıklamaya çalışanlar Batı karşıtı İran gibi ülkelerin bile Türkiye’nin yaptıklarını sorguladıklarını hatırlamalılar.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive