Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla


20.12.2019 - Bu Yazı 567 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AKP ile aynı cenahtan bir siyasi partinin alternatif olarak çıkması düşüncesinin güçlü biçimde başlangıcı 2014 yılıdır. O tarihte Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı sona erince bu yönde beklentiler güçlenmişti.

Yaklaşık altı yıldır nitekim kamuoyunda yeni parti tartışması sürmekteydi. Kimi zaman kamuoyunda “buradan bir şey çıkmaz” noktasına bile gelindi. Nihayet bu uzun süren dönemin ardından Ahmet Davutoğlu başkanlığında Gelecek Partisi geçen hafta kuruldu.

Yeni partilerin kurulması Türkiye için mutlak olarak hayırlıdır: Türkiye’de kurumlar ve buna paralel olarak günlük hayat düzeyinde moral değerler krizi yaşanmaktadır. Dolayısı ile elde kalan yegâne mekanizma, farklı güçlerin birbirini dengelemesidir. Hal böyle olunca güç her düzeyde ne kadar dağılıyorsa o kadar iyidir.

Elbette Gelecek Partisi ve kurucularının eleştirilecek çok noktası var. Ancak “ideal parti” kurulana kadar eldeki partilerle Türkiye’nin içinde bulunduğu yerden çıkması için neler yapılabilir konusunu tartışmaktan başka yöntem yoktur.

Modern Türkiye tarihinin bizlere öğrettiği çıplak gerçeklerden biri de şudur: Türkiye’de gücün uzun bir süre bir yerde yahut grupta toplanması otoriterleşme ve kokuşma üretiyor. O nedenle, gücün merkezileşmesini az çok azaltacak her adım hayati değerde önemlidir.

Yeni kurulan Gelecek Partisi’nin doğal olarak bagajında iki büyük yük bulunmakta: Birincisi, bu partinin kurucularının önemli bir kısmının AKP’deki siyasi geçmişleri. İkincisi ise Ahmet Davutoğlu’nun Suriye ile ilgili olan dış politik kariyeri.

Bu eleştirilerde elbette haklılık payı vardır ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Ahmet Davutoğlu yeni bir parti kurarak önemli bir risk almıştır. Kendisi eski bir Başbakan olarak kalan ömrünü gayet mutlu olarak geçirebilirdi. Bir parti kurarak Erdoğan’ın karşısına çıkıp sadece kendisini değil ailesini ve çocuklarını bile büyük bir yük altına aldığını unutmamak gerekiyor.

Biraz risk alırsa, cesaret gösterse ülkedeki tıkanıklığın aşılmasında az çok bazı etkiler üretebilecek çapta pek çok ismin korktuğu, hatta fazladan bir maaş daha almak için “danışmanlık” sınıfına koşarak katıldığı bir ortamda, Davutoğlu’nun risk almasını göz ardı etmemek gerekir.

Ayrıca, Davutoğlu’nun parti kurma sürecini somutlaştırması Ali Babacan gibi aktörlerin de üstünde faydalı bir baskı kurmuştur. Nitekim, yukarıda ifade ettiğim gibi yeni parti beklentilerinin neredeyse altıncı yılını doldurması kamuoyunu da “bu işten bir şey çıkmaz” noktasına götürmekteydi.

Öte yandan Davutoğlu, AKP geçmişinden – özellikle 2014 sonrası için – dolayı sorgulanıyorsa, risk alarak bir parti kurup Erdoğan’a karşı mücadele etme kararı verdiği için bu sorgulama ile ilgili bir tür pratik gereğini yaptığı kredisini de hak etmekte.

Suriye konusuna gelince elbette bir dönemin dış işleri bakanı olarak Davutoğlu’nun sorumlulukları var. Ancak Rus uçağının düşürülmesi krizinde Erdoğan ile arasındaki tartışmalar gibi örnekleri hatırlarsak bütün Suriye konusunu Davutoğlu üzerinden okumak yanlıştır.

Türkiye’nin Suriye siyaseti baştan beri içinde MİT, TSK gibi kısmen veya tamamen otonom davranma yeteneği olan kurumlar tarafından da belirlenmiştir.

Gelecek Partisi açılış töreninde yaptığı konuşmada Davutoğlu zaten dış politika ile ilgili “genel bir muhasebeden” bahsetmiştir. Öte yandan dış politikada “gerçekçilik” kavramının altını çizmiştir.

Bu tartışmaların dışında Gelecek Partisi’nin asıl önemi şudur: AKP’nin eski Başkanı olan bir aktörün kurduğu parti Erdoğan’ın söylem hegemonyasını bir ölçüde sarsabilir.

Türkiye siyaseti bizler-onlar olarak ikiye bölünmüştür ve bu iki blok arasında geçiş çok azdır. Mevcut geçiş ise politik ikna ile ilgili değil iflas etme, işsiz kalma gibi sonuçlara olan tepki yüzündendir. Halbuki mutlaka, ekonomik nedenler dışında politik ikna yolu ile az da olsa insanların fikirlerini değiştirmesi gerekmektedir. Bunun yegâne yolu ise AKP tabanınca kökten ve baştan düşman olarak tanımlanmamış aktörlerin yeni söylemler ile ortaya çıkmasıdır.

Davutoğlu’nun yakın tarihte gerçekleşmiş ve sonuçları açısından bugünkü siyaseti domine eden bazı konularda mevcut söylemleri sarsma yeteneği tek başına CHP ve İyi Parti’den fazladır.

Ancak Gelecek Partisi bu yeteneğini Erdoğan ile yaka paça ediyor görüntüsü vermeden usta biçimde kullanmalıdır. Aynı şekilde “bu konulara ben girmem” de dememelidir. Siyaset boks gibidir rakibinin zayıf noktasına yumruk atmazsan maçı kazanamazsın. Şunu unutmamak gerekiyor: Yakın geçmişte ülkeye damgasını vurmuş kritik konularda Gelecek Partisi’nin geliştireceği yeni yorumların Türkiye’nin toplumsal barışı açısından da hayati önemi var.

Gelecek Partisi’nin ise üç konuda dikkatli olması gerekiyor. Bunlardan birincisi, Davutoğlu’nun kullandığı soyut entelektüel dil. Bu dil bazı yerlerde elbette işe yarayabilir ancak Türk halkının geneli için anlamsızdır.

“Medeniyet”, “eksen şehir” gibi kavramlar yerine daha gündelik kavramlar bulunmalıdır. Medeniyet, eksen gibi kelimeler Türkiye’de ancak dersliklerde anlamlıdır. Ortalama Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı orta okul mezunudur ve okuldan mezun olalı uzunca sayılacak bir süre geçmiştir.

İkincisi, Gelecek Partisi’nin Kürt meselesinde daha yüksek dozda bir söylem üretmesi gerekmektedir. Gelecek partisi, AKP’ye oy veren Kürtler için anlamlı bir söylem ve strateji bulmalıdır.

Nihayet, Gelecek Partisi dış politikada CHP ve İyi Parti’nin bir ezber haline getirdiği yanlışı yani “dış politik konularda hükümetin arkasındayız” yöntemini asla benimsememelidir. Aksine, dış politikayı etkin bir muhalefet etme alanı haline getirmek gerekiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive