Gökhan BACIK



Bookmark and Share

Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi


1.03.2020 - Bu Yazı 277 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Libya cephesinden, Suriye cephesinden gelen haberlerin arasında daha az dikkat çeken bir gelişme var: Kıbrıs’ta da yeni bir cephe açılıyor.

Ancak bu yeni cephe, İslamcıların Kıbrıs’ın “gerçek manada” fethini amaçlıyor.

Türkiye’de iktidarda bulunan İslamcılar belli ki Kuzey Kıbrıs’ta 20. Yüzyıl’ın başından beri devam eden politik ve sosyal statükoyu artık istemiyor.

İslami hareketin jargonunda “gerçek manada” demek “durum benim istediğim gibi değil, ben onu işime göre yeniden yıkıp yapacağım” demektir.

Peki, İslamcı iktidar, Kuzey Kıbrıs’ta neden değişiklik istiyor?

İlk olarak, İslami harekete göre Kuzey Kıbrıs’ın bir İslamileşme sorunu var. Eskiden beri İslami hareket, Kuzey Kıbrıs’ı kendi algısına göre bir dindarlaşmaya tabi tutmak ister.

Kuzey Kıbrıs’ın Osmanlı Akdeniz havzasında gelişmiş üstelik şehirli yansımalarını barındıran İslami hayatı, Anadolu kasabalarından çıkmış İslami hareket için hiçbir şekilde tatmin edici bir dindarlık değildir. Anadolu köyünden bakınca Kıbrıslılar “gâvur” gibi görünür.

İkinci olarak, Türk dış politikası artık konvansiyonel savaşlar yapmaktadır. Bunlara üstelik Kıbrıs civarındaki gaz gibi stratejik konularla ilgili sorunlar da eklenmiştir. Bu açıdan bakınca Ankara, KKTC’den tam bir itaat istemektedir. “Dünyaya yeni nizam vermeye çalışan” Ankara’nın KKTC’nin kaprisleri ile ilgilenecek vakti yoktur.

Üçüncü olarak, Türkiye, dünyanın herhangi bir yerinde Türk yahut Türk taraftarı bir yapının otonom biçimde kendine güvenen ve güçlü bir profil çizmesine asla izin vermez.

O nedenle yarım milyon üyesi olan çeşitli Arap grupların bütün Amerika’da bilinen saygı duyulan liderleri varken ne Almanya’da ne ABD’de Türk cemaatinin saygın önde gelen liderleri vardır.

Ankara için Türkiye taraftarı bile olsa karizmatik ve otonom toplum liderleri kabul edilmezdir. O nedenle Türkiye, Irak’taki Türkmenlerden, Kıbrıs’taki Türklere herkesin itaatkâr, düşük profilli lidere sahip olmasını ister.

Mustafa Akıncı bu profile uymamaktadır. Ankara o nedenle daha düşük profilli, itaatkâr bir isim arzulamaktadır.

Peki, Ankara Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’de konsolide olan MPH-AKP idaresine – yani İslamcı/Ülkücü düşüncesine – uygun bir yeniden yapılanmayı nasıl yapacaktır?

Bugünü kadar Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta kendi “hâkimiyetini” sorunsuz uygulamak için iki yöntem uygulamıştır: Bunlardan birincisi, uyumlu liderlerin adada siyaseti temsil etmesini sağlamak. Bu ilkeye göre Ankara ile sorun yaşandığı zaman Kuzey Kıbrıslı liderden beklenen durması veya geri adım atmasıdır.

İkinci yol ise, adadaki tek büyükelçilik olan Türk sefaretinin “para dağıtma” gücünü kullanmak.

Bu iki geleneksel yöntemin ihtiyaç anında kullanılmak için elde tutulacağını kabul etmekle birlikte Ankara, bu sefer daha gelişmiş ve karmaşık bir siyaset izlemek istiyor. Anlaşıldığı kadarı ile bu iki geleneksel yöntemin her zaman istenen sonucu üretmediği düşünülüyor. Bu nedenle daha kapsamlı bir yöntem icat edilecek.

Bu konuda bazı tahminlerde bulunmak için biraz Kuzey Kıbrıs’ın toplumsal yapısın tartışmak gerekiyor.

Bilindiği üzere Kuzey Kıbrıs Türkleri iki büyük gruptan oluşuyor: Birinci grup asıl Kıbrıslılar olup bunlar yüzyıllardır adada yaşayanlar.

İkinci grup ise 1974 yılından sonraki askeri müdahale ile adaya yerleştirilen Türklerden oluşuyor.

Dikkatli bakınca bu iki grubun kültürel ve pek çok başka açıdan farklı olduğunu hemen görmek mümkün. Nitekim, bu iki grup pek çok açıdan zaten ayrı iki “ulus” gibi yaşamaktadır.

Toplumsal psikoloji alanında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden olan Profesör Sibel Arkonaç ve arkadaşlarının Psikoloji Çalışmaları Dergisi’nde yayımladıkları bilimsel makalede Kuzey Kıbrıs’ta çeşitli gruplar üzerine yapılan sorgulamalardan sonra şu sonuca ulaşılmıştır:

“Kıbrıslı Türkler ile Türkiye’den göç̧ edenlerin Kıbrıs meselesini konuşurken ortak bir anlam inşasına gidemedikleri, bir anlamda paralel hayatlar sürdürdükleri görülmektedir.”

Araştırmanın da desteklediği üzere Kuzey Kıbrıs’ta esasen aralarında fiziksel olmayan duvarların olduğu iki toplum bulunmaktadır.

Benim anladığım kadarı ile Ankara, Kuzey Kıbrıs’ta daha kalıcı bir hâkimiyet modeli geliştirmek için bu ikili yapının “yerli” yani “Kıbrıslı Türkler” tarafından yeni ve itaatkâr bir zümre devşirmek istiyor.

Buna göre adada yüzyıllardır yaşayan yerli halkın içinden olan kişiler arasından yeni Türkiye’ye – yani İslamcılara – yakın temsilcilerin çıkmasına çalışılacaktır.

Bir bakıma bu radikal bir çözüm denemesidir. Bu modeli anlamak için esasen AKP’nin benzer bir modeli Türkiye’de başarıyla uyguladığını anlamak gerekiyor.

Örneğin, bugün medya ve sermaye dünyasının önde gelenlerin çoğu köken olarak Batılı hatta Kemalist hayat tarzına sahip kişilerden oluşuyor. Ancak bunlar politik olarak AKP’li bir noktaya evirildiler ve iktidar ile bir tür ortaklık içindeler.

Hatta bir tür oksimoronu andırmakla birlikte Türkiye’de “seküler-İslamcılar” olduğunu söylemek mümkün. Eğitimleri ve hayat tarzları seküler olan bu kişiler, politik olarak İslamcılarla birlikteler ve onların fikirlerinin meşrulaştırılmasında büyük rol oynuyorlar.

AKP bu modelin bir benzerini Kuzey Kıbrıs’ta yapabilir. Yüzyıllardır Kıbrıs’ta yaşayan kesimlerin içinden çıkmış, hayat tarzı ve eğitimi geleneksel Kıbrıs anlayışına göre olan ancak politik olarak Türkiye’deki İslamcılarla aynı düşünceleri paylaşan kişiler yeni Kıbrıs siyasetinin anahtar aktörleri olabilir.

Böylece kale içten fethedilmiş olur ve sonunda nihayet Kıbrıs’ın da “hakiki manada fethi” gerçekleşmiş olur. Nitekim bunun ilk işaretlerini görmek de hiç zor değil.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.04.2020
Sürdürülebilir fakirleşme modeline doğru
10.04.2020
Post korona döneminde gelişmekte olan ülkeler: Riskler büyüyecek
2.04.2020
Korona krizi, Türkiye’yi rasyonalize eder mi?
27.03.2020
Korona sonrası İslam dünyası: Dip seküler dalga güçlenecek
11.03.2020
İslami bir aydınlanma mümkün mü?
6.03.2020
Türkiye-Suriye savaşı: Ülke başka bir aşamaya geçerken...
1.03.2020
Kıbrıs’ın ‘gerçek manada’ fethi
20.02.2020
Darbe, olağanüstü siyaset: Zor konular hakkında teorik tahminler
16.02.2020
Suriye krizinde yeni soru: Konvansiyonel savaşa girilecek mi?
30.01.2020
Her türlü politik riskten arındırılmış iyilikseverlik
10.01.2020
'Para bitti' şimdi ne olacak?
20.12.2019
Davutoğlu'nun bazı mevcut söylemleri sarsma yeteneği CHP ve İYİ Parti'den fazla
13.12.2019
Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?
28.11.2019
Sürdürülebilir fukaralık teorisi
23.11.2019
'Halkın Tanrı'sını' kızdırmamak
15.11.2019
Kurtarıcı mı Süfyan mı?
8.11.2019
Kürt meselesinde 'Yeni Türkiye' doktrini
3.11.2019
Dış politikada değişimde ikinci aşama: Düzenle kavga
25.10.2019
Türkçülüğe dönüş
18.10.2019
Operasyon ulusal çıkarlara uygun mu?
10.10.2019
Yeni bir devlet kurmanın en etkili yöntemi: Savaşmak
4.10.2019
Deprem, Türkler ve Allah
28.09.2019
Rusya sıcak denizlerde, Türkler mutlu
12.09.2019
Hem iç hem dış mesele: Kürt sorunu
15.07.2019
Yeni partiyi günahı olmayanlar (!) kursun
5.07.2019
21 Haziran Öcalan hadisesi
20.06.2019
Dış politikada krizin temel nedeni nedir?
15.06.2019
İkinci Johnson Mektubu vakıası
8.06.2019
Yeni bir safsata: 'Yeni Zelanda, İsviçre ve Norveç en İslami ülkelerdir'
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive