Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Açlık grevleri ve sorumluluklar


31.10.2012 - Bu Yazı 2993 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 PKK’yı totaliter yapısı ve şiddet politikası nedeniyle haklı olarak eleştirenler, son açlık grevlerinde de hükümetten çok PKK’ya çatan sert cümleler kuruyorlar. PKK’nın Kürt toplumu üzerindeki gücünden rahatsız olmayı anlamak zor değil. Bu örgütün, kendi siyasi çizgisini benimsemeyen hiçbir sesin varlığına tahammülü yok ve sorunun barışçı çözümü yönünde de kimseye güven vermiyor.

Ancak otuz yıllık tecrübe de bize gösteriyor ki PKK sadece siyasi bir örgüt değil, o aynı zamanda belirgin bir Kürt sosyolojisiyle de özdeşleşmiş bir varlık. Bir vakıa. Saçma sapan Sri Lanka hayalleri kuran bir soykırımcı değilseniz bu son derece karmaşık tarihsel sorunu PKK’sız çözme düşüncelerine de mesafeli yaklaşmanız gerekir. Bu, PKK’yı sert biçimde eleştirmemek, alternatif Kürt siyasetleri için çaba sarf etmemek anlamına gelmez. Sorunun çözümü için esnek, çok yönlü politikalara açık olmak anlamına gelir.

Başbakan’ın terörün patladığı günlerde bile deklare etmekten çekinmediği “siyasetle müzakere, terörle mücadele” formülü bu esnekliği ima eder nitelikteydi ve doğrusu umut veriyordu. Ancak reel süreç öyle gelişmedi. Yaygın KCK tutuklamaları, Öcalan’a uygulanan tecrit ve Kürt haklarının tanınması alanındaki isteksizlik “PKK’sız çözüm” fikrinin karar vericilerde ağır bastığını gösterdi. Arkasından Uludere faciası geldi. Gaziantep’te sivillerin katledilmesine kadar uzanan kör şiddet tırmandı. Büyük kayıpların göze alındığı, toplu intiharları andıran yoğun bir saldırı başladı, karakollar basıldı, ortaya çıkan ağır bilanço bütün toplumu sarstı.

Karşı karşıya kaldığımız açlık grevleri bu travmanın ardından geliyor. “İnsan hayatı pazarlanıyor”,“hiçbir dava insan hayatı kadar kutsal değildir” klişelerinden daha ciddi sözlere ihtiyacımız var.

Hele, gençliğimde hısım akrabadan çokça işittiğim “evladım sizi liderleriniz kullanıyor, onlar tepede keyif yapıyor siz sokaklarda vuruşuyorsunuz” kıvamında “eleştirileri” bir tarafa bırakmak lazım. Her birisinin hayatında bir yakınının infaz, işkence, kaybedilme hikâyeleri olduğu yüzlerce Kürt siyasetçisine “kullanılan figürler” muamelesi yapmak, PKK gerçeğini anlamamak mıdır, anlamak istememek midir emin değilim. İnsan hayatına değer verenlerin bu seslenişten medet ummalarına şaşırmamak elde değil. Kanımca bu tür eleştirilerde o insanların hayatına duyulan endişeden çok PKK’ya duyulan derin öfke rol oynuyor. Ancak ne kadar haklı olursa olsun öfkelerin askıya alınması gereken günlerden geçiyoruz.


Okul yakma, karakol basma yöntemleriyle, açlık grevini birbirinden ayırmayı becerebilen bir siyasi akla ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

PKK’ya odaklanmak yerine, yapılan eylemin özelliğine ve talep edilenlere odaklanmak yaşadığımız toplumsal travmada bize nefes aldırabilir. Bir insanın siyasi nedenlerle hayatını ortaya koymasını ben doğru bulmam. Ama, bu eylemin başkasının hayatına kasteden terörden farklı, barışçı bir eylem olduğunu da ayırt ederim. Bu kararı verenlere nasihat etmek yerine ne talep ettiklerine bakmayı daha gerçekçi bulurum.

Anadilde savunma hakkı ve Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi, yerine getirilmez talepler değildir. İçerik olarak da zamanlama olarak da meşrudur. Bu haklar tanınmadığı için ölümler gerçekleşirse bunun sorumluluğunu eylemcilerde bulmak; hükümeti sorumsuz saymak insafla vicdanla bağdaşmaz.

Bu taleplerin zaten yerine getirileceği, PKK’nın hayatları ortaya koyarak fırsatçı davrandığı, dönüşümü kazanım olarak sunmaya çalıştığı ileri sürülebilir. Bunun çirkin bir kumar olduğunu kabul edelim. Peki ama, hükümet bu algıyı boşa çıkartabilecek enstrümanlardan yoksun mudur? “İnsanı yaşatmak”için atılacak bir adım neden hükümetin otoritesini, saygınlığını gölgelesin? Bu toplumda siyasi olgunluğun, hümanizmin bir karşılığı yok mudur? Nerede o “anaların gözyaşını durdurmak için her türlü siyasi bedeli göze aldığını” ilan eden liderlik anlayışı?

Ben bu iki talebin yerine getirilmesi eylemi sona erdirecektir umudu taşıyorum. Anadilde eğitim sorununun kısa vadede ve böyle bir eylemle çözülemeyeceği açıktır. Bunu eylemi yapanların da bildiğine inanıyorum. Sadece bu talep için bir tek kişi bile hayatını kaybederse bunun sorumluluğu işte o zaman eylem kararını alanlarda olacaktır. Talep meşru olmadığı için değil; bu konjonktürde sonuç almanın imkânsızlığını bilerek insan hayatını harcayan anlayış asla kabul edilir olmadığı için.

Sağduyu, bu adımı atmak için hükümeti zorlamayı ve cesaretlendirmeyi gerektiriyor.

Aksi takdirde hükümet de, insan hayatı üzerine ulvi beyanlarda bulunanlar da, ortadaki talepleri görmezlikten gelip eyleme son verilmesini “rica ederek” “bu sorunun” çözümü için “büyük fedakârlıkları göze alan” Kılıçdaroğlu konumuna düşmekle kalmayacak; aynı zamanda o hiçbir şeye değişilmez bulduğumuz hayatların da bir kısmı sönecek.

Yazık olacak.


ozaltinli@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2019
Kutupları terk etmek
26.06.2019
“Vermezler/gitmezler”ci apolitizm
19.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive