Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE


12.05.2013 - Bu Yazı 6307 Kez Okundu.
Yorum : 5 - Onay Bekleyenler : 0

 Politik süreçler çok dinamik; her değişim yeni değişimleri çağırıyor ve yeni değişimler yeni taraflaşmalara yol açıyor. Demokratların da kendi yollarında yürürken, farklı algılara, önceliklere yönelmesi çok anlaşılır bir durum. İnsanı tarif et deseniz, ben "çeşitliliktir" derim.

 Taraf son seçimlerden sonra izlediği yayın siyaseti açısından farklılıklara sahne oldu. Ahmet Altan'ın temsil ettiği anlayış hükümetin çok sert biçimde karşıya alınmasını öngörüyordu. “Otoriterleşme”ye odaklı bir algı işlemeye başlamıştı. Özellikle Erdoğan’la cepheden çatışan, kişisel tahriklerden kaçınmayan, giderek ajit-prop motiflere yönelen bir dil ağır basmaya başladı. Erdoğan’ın, temel meselesi demokrasi olan zihinleri aşırı kışkırtan söylemleri, kuşkusuz çok uygun bir vasat yaratıyordu.  Kaygılar haklıydı. Fakat doz, orantılı mıydı? Gerçekten “sivil bir darbe”yle mi karşı karşıyaydık? Üzerimize “ikinci Kemalizm”in çullandığı algısında yadırgatıcı bir abartı yok muydu?

 Toplumun dikkatinin demokratikleşme sorununa çekilmesinde en elverişli üslubun bu olduğu mu düşünülüyordu? Bundan emin değilim. Zira, Erdoğan’a odaklı cepheden saldırı dilinin, AKP’ye, en bonkör zamanlarında bile kredi açmakta tereddütlü davranmış laikleri ve 7 Şubat darbesiyle  Erdoğan’a meydan okuyan çevreyi tatmin ettiği açıktı; fakat asıl ulaşması gereken kesimlerde - muhafazakarlarda, hükümet tabanında-  nasıl  yankı bulduğu, çok ciddiye alınması gereken bir soruydu. Açıkça laik hassasiyetler dünyasının içine dönen bir yön sapması yaşıyorduk. Çoğunluğu terk etmiştik ve bu uzaklaşmayı önemsemiyorduk.

Özetle ben; o dönemde, muhafazakâr kesimleri “otoriterleşmeye” karşı uyarmaktan daha çok, Erdoğan’ın kişisel gücünü aşındırmaya abanan bir eksen kaymasına uğradığımızı düşünüyorum.

Taraf okurları, benim burada “eksen kayması” olarak nitelediğim bu sürecin yol açtığı tartışmaları hatırlayacaklardır. Alper Görmüş, Yıldıray Oğur, Melih Altınok, Serdar Kaya ve benim, özellikle Kürt sorunun çözümüne ilişkin tartışmada “Bu iş Erdoğan’la olmaz” a vurgu yapan muhalif çizgiyi aşırı bulduğumuzu yazmamızla görünür duruma gelen (Ahmet Altan’ın deyimiyle)” Taraf’taki kavga”, sanırım bu günlerin habercisiymiş. Geldiğimiz yeri daha açık anlamak isteyen okurlara,  Görmüş’ün “eleştirel gazetecilik-muhalif gazetecilik” ayrımı üzerine yazdıklarına, dönüp yeniden göz atmalarını öneririm. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın da hedef alındığı Şemdin Sakık üzerinden yürütülen kirli operasyon, Alper’in (bence çok yararlı ufuklar açtığı) bu tartışmayı açık yürütmekten vaz geçmesine, düşüncelerini muhataplarına yüz yüze anlatmayı seçmesine yol açmıştı.  Alper’in onu izleyen herkeste saygı yaratan ahlakı, başka türlüsüne izin vermemişti.

Benim burada bu “kısa tarihi” hatırlatmamın tek nedeni bu günkü tartışmaların köklerine ilişkin tespitlerimi paylaşmak değil. Bunun yanında dikkate sunmak istediğim husus şu: Bu gün gazeteden ayrılan yazarlar, o günlerde gazeteden ayrılmayı hiç düşünmediler.  Editoryal çizgiye itirazları olmadığından ya da Ahmet Altan gibi belirleyici bir kalemin bütün ağırlığıyla yüklendiği muhalif dilin doğruluğuna inandıklarından değil; aradaki farkı doğal ve tolore edilebilir buldukları için hiç akıllarına gelmedi bu.

Öyle ki, kendi açımdan söylersem; bırakın Ahmet Altan’la vurgu farklarımız nedeniyle gazeteden uzaklaşmayı, tam tersine, o ve Yasemin gazeteden ayrılmaya karar verdikleri için yazmayı bırakmayı düşündüm ben. Üç gün boyunca kafamda evirip çevirdikten sonra devam etmenin daha doğru olacağı sonucuna vardım.  Bu günü tartışırken, bunların bir tarafa kaydedilmesini çok önemsiyorum.       

  Barış süreci başladığında ise hepimizin bildiği gibi Ahmet Altan gazeteyi terk etmişti. Kalan ve yerine gelen kadronun bu dönem izlediği editoryal çizginin, "hükümetin otoriterleşmesi gözden kaçırılıyor, demokrasi mücadelesi ihmal ediliyor" diye düşünen kadroyu pek memnun etmediği meçhul değil. Nitekim- sanıyorum- patronun isteğiyle gazeteye dönen Neşe Hanım'ın röportajlarında bunu hissetmek için aşırı bir dikkate gerek yok.

Bildiklerimi paylaşmayı sorumluluğum sayıyorum.

Süreç şöyle gelişti:  Önce Neşe Düzel'e yayın kurulunda görev verildi. Ardından adının künyede nereye yazılacağına kadar karışıldı. Sonra yazılı sözleşme hükmüne rağmen Oral Çalışlar'a -bırakın onayını almayı- bilgi dahi verilmeden Kurtuluş Tayiz görevden alındı. Bu tasarrufun haksız ve editoryal bağımsızlığı yok sayan bir tutum olduğu, geri alınması gerektiği yönündeki ” yazarlar mektubunun” gönderildiği gün ise, yine hiç bir gerekçe olmaksızın bu kez de Markar görevinden uzaklaştırıldı. Oral Çalışlar’la yolları ayırmanın, yönetimi budamanın daha kaba bir yöntemi bulunabilir miydi bilmiyorum…

Özel bir bilgiye sahip değilim. Bildiklerim hepimizin gözleri önünde olanlardan ibaret. Fakat kabul edelim ki bu gazeteye "memnuniyetsiz" bir el değmiş. Çıplak gözle gördüklerimizin başka bir anlamı yok. Bu gazeteden Oral Çalışlar başta olmak üzere bu gün ayrılan tüm yazarlar aklıselim, demokrasiye inanmış, sorunları karşılıklı ikna yoluyla çözmeyi esas alan insanlar. Fakat patronun tutumu bu değil.  Özel bir bilgim ve belgem olmadığı için bunu "neden" yaptığını bilemem; ama "ne" yaptığını görebiliyorum...

Alper’in “turnusol sorusu”na cevap vereyim.

Bana "akıl dışı" gelen yazılar yazan yazarların gazetedeki varlıklarına benim hiç bir itirazım olamaz. Daha önemlisi; anlattığım kaba müdahale çizgisiyle değil, başka yollarla -diyelim ki yönetim kadrosu ikna edilerek ya da Oral Çalışlar’ın kişisel nedenlerle görevinden ayrılmasıyla- aklıma pek yatmayan bir yayın politikasına yönelmiş bir Taraf'ta da yazmaya devam ederdim.  Fakat yapılan bunu çok aşan bir müdahaledir. Kalmak öncelikle; gidenlere yapılan aşırı haksızlığa ortak olmak anlamına gelecekti.

Evet, gazetenin Ahmet Altan sonrası oluşturduğu editoryal çizgiyi benimsiyorum.

Evet, bu çizginin şimdi değiştirilmek istendiğini de görüyorum.

Evet, Yıldıray Oğur’un veda yazısındaki analiz çerçevesini de paylaşıyorum.

Fakat hayır, gazeteden bu nedenle ayrılmıyorum. Yöntem bu olmasaydı kimsenin de ayrılacağını sanmıyorum.

Kalırdık ve fikirlerimizi Ahmet Altan döneminde nasıl açıkça yazmışsak yine yazmaya devam ederdik.

Ya beraber yürürdük. Ya da inceldiği yerden kopardı.

Özetle:

 Taraf’tan “ayrılanlar” bizler değiliz. Taraf’tan ayrılan patronun kendisidir.

 “Postacı” filminde âşık gencin Neruda’ya seslendiği o ünlü replikle, ben de Murathan Mungan’a diyorum ki; “Şiir yazana değil, ona ihtiyacı olana aittir yoldaş”

  “Kimdi kimdi kalan /Giden mi suçludur her zaman? /Ne zaman başlar ayrılıklar /Dostluklar biter ne zaman…  Kimdi giden kimdi kalan /Aslında giden değil Kalandır terk eden/ Giden de bu yüzden gitmiştir zaten”

.

Facebook Yorumları

Emlak8
5.08.2019
Kötü haber
2.07.2019
Kutupları terk etmek
26.06.2019
“Vermezler/gitmezler”ci apolitizm
19.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
5 0
Tufan Gökay 13.05.2013 - 14:57:09
Sayın Özaltınlı, Ahmet Altan'ın giderken Taraf'ı emanet ettiği kadro, sizler, gerçekten de sadece emaneti muhafaza etmekle kalmadınız ve fakat gazeteye ayrı bir soluk verdiniz. Ayrılış, ya da daha doğrusu ayrılmak zorunda bırakılışınızın nedenlerine Taraf'la gönül bağı olan bir okur olarak göz attığımda tam da o bildiğimiz Taraf çizgisini gördüm.Taraf patronunun gerek bu altın kadroya uyguladığı tavır gerekse de okura değer verip bir kısa açıklamayı bile gereksiz görmesi demokrasiden de, gazetecilikten de, profesyonel bir işveren olmaktan da bihaber olduğunun somut göstergesi.Neşe hanımın manşetten verdiği ''dost-düşman'' içerikli iki tuhaf ve yersiz spot mesajı Taraf okurunun gazeteyle olan zayıflamış gönül bağını hepten yok etti.Sizlerin Tüm taraf serüveni içinde oynadığınız tarihi role gelince; hiç yeise gerek yok: Halk yaptıklarınızı bilmese de Halik mutlaka bilecektir.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%56,76
Hasan Kayım 13.05.2013 - 12:05:36
Sayın Özaltınlı öncelikle çok çok teşekkürler.Doyurucu bir açıklama. Patronun bu müdahelesi niçin yazılıp çizilmedi anlaşılır gibi değil.Gazeteye bu yöntemle müdahele kabul edilemez. Olup biteni bilmediğimiz için ,ayrılan yazarlara bir tür gönül de koymuştum,ayrılacak ne vardı ortada diye,bu vesileyle özürde dilemiş olayım. Taraf patronu bu davranışını açıklamalı,
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%58,38
Nurdan Yurdakul 11.05.2013 - 20:40:03
sn Özaltınlı bugüne kadar açtığınız ufuklar ve bizimle paylaştığınız görüşlerinize kendi namıma teşekkür ediyorum.Yollarını gözlediğim okuru olduğum gazetemden bende ayrılmış bulunuyorum.Kabul edilemeyecek bir müdahalenin bulunduğu bir yayın organında yer almadığınız İçin size ve nezdinizde tüm yazarlara minnettarım.Ben sizleri bir şekilde takip yolu bulurum.Gönülden teşekkürlerimi iletir emeklerinizin sonucunu görmenizi dilerim.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%60,79
can nuri erdem 11.05.2013 - 14:15:00
Anlaşılır bir özet, demokrat geçinenlerin sessizliği de bir okadar anlaşılır oldu bence. Hasan Cemal olayını günlerce işleyen ve köşelerine taşıyan "sahte" yanlı demokratların gündemine bile girmeyen bu operasyon medyamızın halini de gösteriyor. Toplum birçok kurumdan daha ileri bir seviyeye ulaştı dinozorların algısı bunun da farkında değil.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%68,12
Rahmi Yılmaz 11.05.2013 - 13:38:58
Sevgili Gürbüz sen ve arkadaşların Türkiye basın tarihine altın harflerle yazılan bir tavIr koydunuz, tebrikler.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%67,72
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive