Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”


31.12.2013 - Bu Yazı 2592 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

tayyip

 Çok değil, 10 ay öncesine dönelim. Tarih 23 Şubat 2013.

“… Hükümet kesin vesayetten kurtuldu mu hesaplaşma tam olarak yapıldı mı? Tayyip’in Hükümet mekaniği, Kürt hareketine vurduğu kadar kendisine izin veriliyor, alan açılıyor vesayet kurumu, güç odakları tarafından. Sayın Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor. Komplonun bir parçası değil. Danışıklı demiyorum ama Başbakan komplonun parçasıdır demiyor ama, bu yöntemi bir iktidar aracı olarak görüyor. PKK’ya vurarak yerini sağlamlaştırıyor.

… Yeni gladyo tam anlaşılamıyor. Çözüm adına yapılan her şeyi sabote ettiler. Hakan Fidan tutuklansa, sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu… Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.

… Türkiye’de üç koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar… AKP’ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış, hedeflenen bizim geliştirdiğimiz diyalogdur. MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor.”

Türkiye’den bir Kuzey Kore çıkartmak gibi planı var mıdır bilmiyorum. Bu sözlerin sahibi, internet köşelerinde uçuk teoriler sayıklayan UFO meraklılarından, ya da kasaba kahvelerinde “Türk’ü yok etmek isteyen gavur” üzerine bayat klişeler savuran köylülerden biri değil. Bugün 40 yaşına gelmiş bir kuşağın ne zaman başladığını bile hatırlamadığı Kürt isyanını yöneten Öcalan’ın İmralı görüşmelerinden hatırlıyorsunuz bu sözleri. Tutanaklar yayınlandığında ne paranoyaklığı kalmıştı, ne kabalığı, ne megalomanisi… Eline kalemi alan girişmişti.

Bu sözlerden bir ay sonra Diyarbakır’da yüz binlerce insana kürsüden okunan mesajıyla“silahlı mücadele döneminin kapandığını” ilan etti. Aynı günün akşamında ekranlardan duyduğum buruk sesleri asla unutmayacağım. Demokrasinin önemli olduğunu anlatıyorlardı bize. Uludere aydınlatılmadıkça, 12 Eylül Anayasası değişmedikçe, reformlar gerçekleştirilmedikçe barışın sağlanamayacağını söylüyorlardı. Hükümette böyle bir niyet olmadığına ikna etmeye çalışıyorlardı bizi. O tarihi günün gecesinde seçtikleri cümleler bunlardı. O günden bu yana da “istediği her şeyi yapabilecek, güce doymayan, otoriter bir tek adam” portresi çizmeye adadılar kendilerini.

Şimdi, “güçlü tek adamın” dünyada nasıl yalnızlaştığını dinliyoruz onlardan. Her yazısının yarısını Batı basınının “tarafsız analizcilerinin” Erdoğan eleştirisine ayıranıyla, “bilmiyor muydun devletin yapısını, neden izin verdin” diye hesap soranıyla, “ kaybettin çekil artık” çağrıları çıkartanıyla sahne aldı şimdi bu koro. Çok şeyler bekleyip de yaptıramadıkları “güçlü tek adam”  bir haftada “kaybetmiş aciz”bir profile dönüştü kalemlerinde. Hayır, tutarlılığa davet etmeyeceğim. Dürüstlüğe çağıracağım.

14 yıldır adanın ortasında küçücük bir odada türlü tecritler yaşayan bir Kürt siyasetçinin yukarıda aktardığım analizlerini, nasıl olup da kendilerinin yapamadığını soracağım. Göremediğiniz neydi? 2007 yılına kadar, yani tam beş yıl Ergenekon’a dokunamamış, askeri vesayetle ölüm kalım kavgasına girmiş bir partinin devletteki Cemaat yapısıyla işbirliği yapmadan bu mücadeleyi kazanmasının imkânsız olduğunu mu anlayamadınız? Oyların yarısını değil tamamını alsa bile, tarihi boyunca bürokratik geleneğin tamamen dışında kalmış bir siyasi hareketin, santim santim parsellenmiş bu devleti kontrol edebilmesinin hayal olduğunu düşünemeyecek kadar mı uzaylısınız? Pennsylvania’dan yönetilen, bütün diskurunu Müslümanlık üzerine kurmasına rağmen tarihinde bir tek kere “Gazze” dememiş bir yapıya çok güvendiği için mi girdi bu ittifaka Erdoğan, yoksa güç dengeleri onu mecbur bıraktığı için mi?

MİT darbesi de mi uyandırmadı hiç sizi? Öcalan’ın İmralı’daki odasından gördüğü kuşatılmışlığı nasıl göremediniz? Röportajlar yapacak, Kürt sorunun çözümünde kendinizi tek ehil insan ilan edecek kadar o dünyaya yakındınız oysa. Hiç kimse “işler göründüğü gibi değil” diye kulağınıza fısıldamadı mı?

Beni en şaşırtan cümleler de bizim siteden Genç Sivil dostumuzun kaleminden geldi.

Turgay Oğur yazmış: “11 yılda her mağduriyetten daha da güçlenerek çıkan, her zaferden sonra kale duvarlarını biraz daha kalınlaştıran, YAŞ’ta masanın başına oturabilen, MİT’in başına istediği adamı getirebilen, medyada dünya ortalaması üstünde destekçisi olan Türkiye’nin gelmiş geçmiş en kudretli iktidarı var karşımızda bugün.” Sonra ekliyor: Artık mağduriyetten, bütün dünyanın kurmuş olduğu kumpaslardan bahsetmeyin…

“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar”ın üç kanıtı var: YAŞ, MİT, medya…

YAŞ’ta masanın başına oturan Erdoğan bunu oylarıyla yapmadı sadece. Tasfiyenin asıl aktörü bu gün ona kafa tutan bürokrasiydi. Cemaat “biz olmasaydık oturamazdın oraya” derken haklı.

MİT ise askeri vesayet tarafından çoktan ıskartaya çıkartılmış; hantal, işlevsiz bir yapıya dönüşmüştü Erdoğan geldiğinde. Kürt savaşıyla birlikte askeri vesayetin asıl enstrümanı JİTEM olmuştu. Doğrudan ordu içinden yönetilebilen, sivil alanın bırakın müdahaleyi varlığından dahi haberdar olmadığı bir yapı oluşturmak daha rasyonel bulunmuştu. Sivil hükümetlerin de kısmen içine el atabildiği, hizipler oluşturabildiği Başbakanlığa bağlı bir MİT’in, kirli savaşta çıkartabileceği muhtemel arızalar hesaba katılmıştı belli ki. Erdoğan’ın büyük şansıydı bu. Fakat ne kadar büyük bir şans olduğu, ne kadar etkinleştirilebildiği de bu son operasyonda anlaşılıyor. Aylar önce gazetecilere sızdırılan, tweetlerde açıkça sinyalleri verilen bu tuzaktan Başbakan’ın son gün haberi olduğunu biliyoruz.

Medyaya gelince; matematiği aynı hocalardan öğrenmemişiz diyeceğim ben Turgay Oğur’a…

Özetle: Evet, Erdoğan’ın çok güçlü toplumsal desteği var. Her seçimde açık ara önde. Fakat Türkiye siyasetinin güç dengelerinde farklı bir matematik işliyor. Devlet-toplum ilişkileri geleneğinden, uluslararası aktörlerden, siyasetin görünmez mekanizmalarından bahsetmeyeceğim.  Çünkü bunların hepsi eleştirmeye çalıştığım insanların zaten bildiği şeyler.

Sadece şunu soracağım:

Diyelim ki Erdoğan körlük yaptı. İttifaklarını yanlış kurdu. Devleti şeffaflaştırmakta yavaş kaldı. Liberallerle gereksiz çatışmalara girdi. Kürt siyasetinde savrulmalar yaşadı.

Bunlar bizim derin darbe karşısında sessiz kalmamızı meşru kılar mı?

Buradan mı yürüyeceğiz demokrasiye?

http://serbestiyet.com/gelmis-gecmis-en-kudretli-iktidar/

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive