Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi


9.4.2019 - Bu Yazı 467 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Partilerin, adayların ne kadar oy topladığı; bunun nasıl bir siyasal/toplumsal tabloyu yansıttığı elbette çok önemli ve zaten seçimler bunun anlaşılması için yapılır. Ama bazen seçimler, rakamsal sonuçlarının da üstünde bilgi verir topluma.

 Bu seçimlerin sayımla birlikte başlayan süreçte sahnede izlediğimiz tutumlarla bir hayli öğretici olduğu kanısındayım. Partiler de insanlar gibiler bir bakıma. Biz onları, kendileri hakkında söyledikleri sözlerden, yakıştırdıkları nitelemelerden tanıyamayız. Sınavlar, davranışlar üzerinden yaşanır…

Kestirmeden söyleyeyim: AKP’nin bir ahlaki bocalama içinden geçtiğini düşünüyorum. Beklemedikleri bir durumdu ve refleksleri ne yazık ki kötü çalıştı.

Neyi kastediyorum?

Hayır, elbette itiraz yollarını kullanıyor olmalarını değil. Altını çizerek belirteyim İstanbul için söylüyorum : Bu kadar az bir farkla seçim kaybetmiş bir partinin seçim verilerini didik didik etmesinden, bulduğu hatayı ya da lehine olabilecek bir ihtimali itiraz mercilerinin önüne getirmesinden daha doğal bir tutum olamaz. Bunun yadırganacak, eleştirilecek bir tarafı yok. Burada, demokrasiye saygı duyanların beklentisi, itiraz edilmemesi değil; yapılan itirazların hakemlik sorumluluğu üstlenmiş kurullar tarafından dürüstçe incelenip, hukuka, önceki içtihatlara uygun olarak karara bağlanması olmalıdır. Adil davranılmasıdır olması gereken.

 Evet, ahlaki sarsıntı itirazın kendisinde değildir.

 Sorun o gece sayım verilerinin akışıyla başlamıştır ve tanık olduğumuz durum haber alma hakkının bunu üstlenmiş bir kurum eliyle gaspından başka bir şey değildir. Devlet bütçesiyle çalışan bir haber ajansından veri akışının birdenbire kesilmesi her türlü kuşkuyu davet eden sıra dışı bir durumdur. Bunun inandırıcı bir açıklaması bugüne kadar yapılmış da değildir. O dakikaya kadar sandıklardan olağanüstü bir hızla akan İstanbul verilerinin, (aradaki farkın hızla azalıp 4000’lere indiği andan itibaren) artık sahadan ajansa ulaşmadığı açıklamasına aşağıda döneceğim.

Akla gelen soruları sıralayabiliriz: 1) Bu veri akışının kesilmesine kim karar vermiştir? Ajansın genel müdürü mü?  2) Eğer öyleyse, kimseden bir uyarı ya da talimat almaksızın hangi cesaretle bunu yapabilmiştir? 3) Bir uyarı almışsa, kimden almıştır? 4)Veri akışını kesme işini kendi inisiyatifi ile yapmışsa bunu hangi nedenle yapmıştır? 5) Peki bu veri akışının kesilmesinden sonra AKP yetkilileri ve Binali Yıldırım bu kesintinin sebeplerini merak edip ajans yetkililerine sormamışlar mıdır? 6) Sormuşlarsa (ki herhalde sormaları beklenir) ne cevap almışlardır? Cevabını bilmediğimiz bu sorular burada dursun şimdilik.

“Ajansa sahadan veri girişinin kesildiği” açıklamasına dönelim…

Seçimlerin ertesi günü YSK başkanı Anadolu Ajansı’nın kendilerinin müşterisi olmadığını, verileri nereden aldığını bilemeyeceğini söyledi. Yine seçimlerden sonra gazetedeki köşesinde Kemal Öztürk, Anadolu Ajansı’nın seçimler için oluşturduğu veri ağının tarihçesini yazdı. Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk aynı zamanda Anadolu Ajansı’nın eski genel müdürü. Ajansın seçimlerde veri akış ağı oluşturması onun döneminde gerçekleşiyor. 2014 seçimlerine giderken böyle bir sistem bulunmuyor Anadolu Ajansında. O tarihe kadar bu işi Fethullah örgütlenmesi olan Cihan Haber Ajansı yapıyor. Hatırlanacağı gibi 17-25 Aralık polis/yargı darbesinin ardından 2014 Mart’ında yerel seçimlere gidildi ve o seçimlerin sonucu son derece önemliydi. İktidar, devleti işgal etmiş bir karanlık örgütle mücadele ediyordu ve seçim sonuçlarıyla ilgili haber ağının bu örgüte bırakılması düşünülemezdi. A.A. bu gerekçeyle yeniden bu işlev için organize edildi, teknik alt yapısı oluşturuldu ve seçimlerde başarıyla iş gördü.

Bugün de seçim bilgilerini kamuoyuna aktaran ajans işte o tarihte oluşturulan sistemi kullanıyor. Yani iktidar partisinin inisiyatifi ile kadroları, teknik yapısı, işleyişi organize edilen bir haber ağından söz ediyoruz.

O gün paralel örgüte karşı başarı sağlamış. Peki, bugün nasıl işliyor acaba? O kadrolar kime bağlı çalışıyorlar? Gerçekten Ajansın kendi legal hiyerarşisi içinde kendilerini o işleyişe tabi mi görüyorlar yoksa en azından bazı kritik köşelerde bulunanlar başka bir merci tarafından mı yönetiliyorlar? Çok mu şüpheci buldunuz? O halde yine başa dönelim: Ajans yetkilileri aradaki farkın 4.000’lere inmesiyle birlikte bıçak gibi kesilen veri akışını, “sahadan merkeze veri gelmiyordu” diye açıkladılar. Eğer bu doğruysa başta madde madde sorduğum soruların hepsini çöpe atabiliriz ve yerine çok daha ürkütücü başka bir soru koyabiliriz: Sahadan veri akışını kim engelledi? Türkiye’nin her köşesinden oluk oluk sonuç gelirken, her gelen veriden sonra Binali Yıldırım’ın eksildiği, İmamoğlu’nun arttığı ve aslında kazandığının gözüktüğü bir dakikadan itibaren neden sadece İstanbul’dan veri gelmez oldu? Devlet Ajansının içinde özel bir örgütlenme mi var? Varsa bunu kimler yönetiyor; kimler karar alıp çalışanlara emir veriyor ve bu emir uygulanıyor? Ajansın genel müdürü bu durumu soruşturuyor mu? Niyeti var mı? Yoksa yeni “dokunulmaz derin yapılar” dönemine mi girdik? Haber alma hakkını avcunun içinde tutan böyle bir yapı oluşmuşsa ve seçimler kaybedilirken devreye girebiliyorsa  “milli iradeye saygı” çağrılarına nasıl inanacağız?

Görüldüğü gibi bu seçimler adayların kaç oy aldıklarını çok aşan sorular yarattı.

Sormaya devam edeyim izninizle: Binali Yıldırım (kendisi siyasetin derin çemberinden geçmiş, bakanlık, başbakanlık, Meclis başkanlığı sorumlulukları üstlenmiş, şaşırtıcı potlarına tanık olmadığımız ve tek karar verici tarafından “İstanbul’u ancak o kazanabilir” diye düşünüldüğü anlaşılan, ağırlığı olan bir siyasetçi) rakibi ile oy farkı her gelen veriyle iyice azalmış ve her ne hikmetse ajanstan gelen veri akışı (üstte sorguladığımız üzere karanlık biçimde) kesilmişken çıktı kürsüye ve seçimi kazandığını ilan edebildi. Bu, Yıldırım’ın övünebileceği bir davranış mıdır? Bu, dillerden düşmeyen “milli iradeye” saygılı bir hamle midir? Sosyal medyada bazı yandaşlar tarafından ileri sürülen “İl Başkanınca yanıltıldığı” mazeretleri onu kurtarır mı? İl Başkanı ona ne demiş olursa olsun, “dur bakalım, veriler öyle göstermiyor, ne olduğunu bir anlayalım” nasıl olmuş da diyememiştir?

Peki ertesi gün bütün İstanbul’un “teşekkür” afişleriyle, “kazandık” pankartlarıyla donatılması, ahlaken onaylanabilecek bir tutum mudur?

Medyanın, seçimlerdeki resmi AKP propagandasının devamı olarak seçim sonuçlarını (yerel ölçekte hata veya  hile değil) incelikle düşünülüp planlanmış bir uluslararası komplo olarak sunması… Bu, zaten çoktan çürümüş ama nedense hala “medya” diye andığımız propaganda ağının böyle çalıştırılması, ahlaki arıza belirtisi değilse nedir?

Bu söylemin, propaganda ağıyla sınırlı kalmayıp, AKP’nin bu süreçte en görünür sözcülüğünü üstlenen Genel Başkan Yardımcısının bu seçimleri tarihin en şaibeli seçimi ilan etmesi; çok ince düşünülmüş bir planla karşı karşıya olduğumuzu öne sürmesi… Ahlaki bocalamayı göstermiyor mu?

Ankara’da kapanması imkânsız bir fark olmasına rağmen bütün ilçelerde itiraz edilmesini saymıyorum bile.

Kısacası AKP en demokratik hakkı olan, sonuçlara makul gerekçelerle itiraz yoluna gitmiyor. Bu hakkı kullanırken, önce “kazandık” bağırışıyla manipülasyona, ardından da “komplo” söylemine abanan, kışkırtıcı, yıkıcı bir kara propaganda yöntemi izliyor. Karar verecek kurullar üzerinde ağır bir baskı yaratmaya çalışıyor.

Bütün bu acayiplikler olurken İmamoğlu’nun kalkıp Ankara’ya gitmesini, Anıtkabir’i ziyaret edip defteri “başkan” sıfatıyla imzalamasını da yanlış buluyorum. Çok başarılı yürüttüğü bir kampanya izledik. Yeni siyaset tarzının habercisi olarak tanıştı Türkiye onunla. Henüz yerleşik bir imaja sahip değil. Kolay zedelenebilir…

İhtimal ki demode akıl hocaları başına üşüşmüşlerdir. İmamoğlu’nun tacizlere, hak gaspı tehditlerine karşı yaslanacağı kuvvet, halka seslenirken kullandığı kendi başarılı üslubudur. Anıtkabir gösterileri yanlış adrestir. Mazbatanın da acelesi yoktur. İş ki, itiraz süreci adil ve dürüst işlesin; hak edilmişse o mazbata alınır. Hak edildiği halde verilmezse bu da toplumun vicdanına yazılır ve yine sandıkta misliyle hesabı sorulur. Dünyanın sonu değildir yani…

Siyaset biraz da sabır işidir…

Fakat doğrusu; İmamoğlu’nun gösterdiği tepkiyle, AKP’nin (başkan adayından parti yöneticisine, TRT, Anadolu Ajansı gibi kamu kurumlarından kendi medya ağına kadar) bütün gövdesiyle tutturduğu yolu karşılaştırmak hiç adil olmaz… Veriler kesilmişken kürsüye fırlayıp zafer ilan edenlerin, ertesi gün İstanbul’u teşekkür pankartlarıyla donatanların, beğenmedikleri sonuçları uluslararası komployla açıklayanların İmamoğlu’nu mazbatayı almadan Anıtkabir’de başkanlık imzası attığı için eleştirmesi kime inandırıcı gelebilir ki katı taraftarlar dışında?   

AKP açısından bu seçimin sonucu sadece büyük illerin kaybedilmesi olmadı bence.

AKP, sadece kendi kazandığı seçimlere saygılı davrandığını düşündürtecek ne varsa hepsini yaptı.

AKP’nin yeni ve büyük kaybı budur…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.10.2019
Savaş çözüm mü (*)
5.08.2019
Kötü haber
2.07.2019
Kutupları terk etmek
26.06.2019
“Vermezler/gitmezler”ci apolitizm
19.06.2019
Irkçılık ve aynaya bakma cesareti
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive