Gürbüz ÖZALTINLI

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Kahramanlar


14.07.2012 - Bu Yazı 3978 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Oğlum artık 31 yaşında koca bir adam. Adı Serdar.

Yaşıtı olan başka Serdar’lar da tanıyorum. Arkadaşlarımın çocukları.

Faruk’lar, Ersan’lar, Salih’ler, Hürcan’lar biliyorum...

Bizim elimizden ancak bu geldi. 78’in o pis, lanetli gecesinden sonra doğan çocuklarımıza “onların” ismini vermeyi becerebildik ancak. Hepimiz çocuktuk. Her çocuk gibi bizim de kahramanlarımız vardı. Biz “kahramanlarımızın” değil, arkadaşlarımızın ismini seçtik. Bizim gibi çocuk olan arkadaşlarımızın...

Bahçelievler’de büyüdüm. Bütün gençlik anılarımı, o şahane gül bahçelerinin, meyve ağaçlarının arasında biriktirdim. İlk kez orada aşık oldum. Sokak kavgaları, eğreti basket potaları, can yakan şakalar, tek günlük küslükler, markasız gazozlar, açık hava sinemaları ve beklenmedik bir kokunun bana bu gün ansızın hatırlattığı daha ne varsa, orada tanıştım hepsiyle ...

Her şey köpük köpük bir şaka gibi yaşanıyordu. Genç olmak ne demektir diye sorsalar, “gülmek” derim.

İçine “beton” dökülmüş plastik topu sokağın ortasına bırakıp, ellerimizde kaleci eldivenleriyle iki ağacın arasına geçerek, alışveriş fileleriyle gelen “tokyo terlikli” kapıcıya maharetini gösterme fırsatı verdikten sonra, adam kıvranırken bağırış çağırış kahkahalarla arka bahçelere dağılmayı “şaka” zannettiğimiz yıllardı. Sızdırmaz bir naylon torbayı suyla doldurup ağzını uzun bir iple bağladıktan sonra ağacın yüksek bir dalından sallandırmayı “akıl etmiştik”. “İpin ucu kaçınca” torba zavallı birinin kafasına iniyor, bahçenin en karanlık köşelerinden zalim kahkahalar yükseliyordu. Iskalamaya önlem olarak torbanın tam altına yine ipe bağlanmış bir cüzdan yerleştirdiğimizde artık kendimizi “aştığımıza” iyice inanmıştık. “Su Asansörü” mükemmel işlemeye başlamıştı.

Ne zaman “Su Asansörü”nden “Sosyalizmin Alfabesi”ne geçtiğimizi hatırlamıyorum. Aslında böyle bir geçiş olmuş muydu ondan da emin değilim. Devrim de, biraz “Su Asansörü” kıvamında bir oyun muydu acaba? Daha ciddi, daha büyük ama zararsız bir oyun. Varlığımızı anlamlı kılan, “bu dünyada ben de varım” diyebilmemizi sağlayan, büyüklerle beraber oynanan, oynandıkça bizi de büyüten bir “oyun”...

Kitaplar okumaya başladık. Zıtların birliği, alt yapı-üst yapı filan derken büyülü bir dünyanın içinde bulduk kendimizi. Toplumların sırrını çözmek top oynamak kadar zevkliydi artık. Okeyden bile heyecan vericiydi.

“Seminer” diye bir kavramla tanıştık. “MDD” semineri. “Parti teorisi” semineri. “Tarihi materyalizm” semineri. Bütün toplum biçimleri içinde en zor hatırlayabildiğim “ilkel komünal” toplumdu. Dilim zor dönerdi. Ama onu da öğrendim.

Zor öğrenirdik.

Zor öğrenirdik, çünkü bizi ne anlatıldığından çok, elektrikler kesilince masaya konulan mumun Osman Sakalsız’ın yüzünü aşağıdan aydınlatışı ve ortaya çıkan korkunç yüz ifadesi ilgilendirirdi. Lise eğlencelerini parti seminerlerine taşımıştık.

Bildiri, afiş, miting, dergi derken, varlığımızı sınıf varlığına armağan ettiğimiz uykusuz gecelerle tanıştık.

Sonra...

Sonra “oyun” can yakar oldu. İşin içine gencecik insanların hayatı karıştı. Yirmili yaşlarında kaybettiklerimizin fotoğrafları yakamızda, onbinlerce insanın buluştuğu öfkeli meydanlara akmaya başladık.

Biz silaha hiç inanmadık. Onu sevmedik. Silaha inananlarca küçümsenmek düştü payımıza. Her köşesinden şiddet fışkıran bu coğrafyada söze güvendik. Kimbilir belki de ürktük. Ölmekten öldürmekten korktuk. Bu korkudan “utanmamayı” öğrenebilmek hiç de kolay olmadı.

Kolay olmayan birçok şey gibi...

15. sokak, o yılları bilen herkese kendi meşrebine uygun bir şeyler anlatır. Şiddetin tırmanışını... Silahın gerekliliğini... İç savaşın ayak seslerini... Devletin acımasızlığını...

O sokağın bana anlattığı, bir rüyada el ele yürüdüğün arkadaşlarından asla hatırlayamayacağın bir anda kopup sonsuz bir boşluğa yuvarlanma duygusudur. Düşersin, düşersin, düşersin ve hep düşersin. Bir zemin ararsın, çarpsam diye beklersin ama olmaz. Yine düşersin. Düşmenin çarpıp parçalanmaktan daha dayanılmaz olduğunu öğrenirsin.

Ölümün bu kadar yakın olduğuna inanıyor muydum? Galiba hayır. Bu kadar masum, sıradan, neşeli hayatlara, bu kadar vahşi bir elin değebileceğini düşünemediğim için mi yuvarlandım gittim? “Oyun”la gerçeğin farkını kafamıza vura vura gözümüze sokan bu hayata körce yabancı kalmayı mı seçmiştim?

O ev; menemenlere ağzımızı yaka yaka saldırdığımız, dut rakıları içip halılarda yuvarlandığımız, Sezen Aksu’nun ilk şarkılarını bir ağızdan söylediğimiz, kapıdan giren her yeni arkadaşımız için ocaktaki çorbaya homurdana homurdana bir bardak daha su eklediğimiz, güzel kızların, “sert yöneticilerin” dedikodusunu yaptığımız, ama hep güldüğümüz, durmadan güldüğümüz o ev...

O eve eli silahlı “kahramanlar” girdiler, hiçbir savunması olmayan 20-22 yaşlarında yedi genci, telle boğarak, silahla vurarak öldürdüler. Birbirlerinin ölümlerini gördüler mi bilmiyorum. Sıranın kendine geldiğini hissetmeyi, vahşetin karşısındaki çaresizliği tanımıyorum. Fakat, o kararların hangi kuytularda verildiğini seziyorum. O alçaklardan, 12 Eylül’e, Susurluk’a uğrayıp Silivri’ye uzanan bir yol olduğunu görüyorum.

Hukuk, öyle mi?...

Şimdi bir reform yapıldı.

Bahçelievler’in katilleri her bir ölüm karşılığında ikişer yıl cezaevinde yatıp serbest kalıyorlar. İşte size hukuk.

Peki kültür nedir? Onların sesinden dinleyin: Hükümlülerin avukatı “İnşallah Haluk Kırcı’yı da çıkartacağız. Bu isimler bizim için birer kahramandır.” demiş.

Bu memlekette, hayatında eline silah almamış, şiddeti reddeden, savunmasız insanları alçakça boğazlayanları, 34 yıl sonra hala “kahraman” gören bir nüfus yaşıyor.

Tetikçileri bırakan hukuk mu, yoksa katilleri kahraman sayan kültür mü?

Hangisi daha kan dondurucu?

Bu yasaya bilerek imza atan bütün vekilleri vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum. Katilleri kahraman ilan eden insanlarla aynı ülkede yaşamaktan utanıyorum.

Onların da varsa eğer yirmili yaşlarında çocukları, böyle “kahramanlar”a rastlamadan huzur içinde yaşamalarını bütün kalbimle diliyorum.

Hiç kimse böyle bir acıyı hak etmez.

ozaltinli@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.05.2019
Bu bir aşk değil gasp hikayesi
22.05.2019
Tartışmayan toplum olmanın bedeli
13.4.2019
Seçimleri kaybeden gider kazanan gelir kural budur
9.4.2019
Kaybedilen sadece Büyük Şehirler mi
4.4.2019
Umut nerede
31.3.2019
Erdoğan'ın Türkiye toplumuna “katkısı”
15.3.2019
Seçimler imajlar ve gerçekler
4.3.2019
İnsan doğası ve seçme özgürlüğü
24.2.2019
Askerlik, erkeklik ve şiddet
18.2.2019
Kültür değil kazanan değişiyor
12.2.2019
Erkeklik halleri
5.2.2019
Anekdotlar
27.1.2019
Berberin gözünden
21.1.2019
Ataerkil kültür
14.1.2019
Kültür üzerine
31.12.2018
Borçlanalım eğlenelim... mi?
24.12.2018
İyilik ve kötülük üzerine
17.12.2018
Yalanlarımız
10.12.2018
Aristippos’un kemikleri çınlasın
4.12.2018
Adanmışlık
17.11.2018
Müslüm Baba
1.7.2018
AKP ve Erdoğan: Ne kadar
28.6.2018
HDP'ye ne oldu?
27.6.2018
Tahmin ve temennilerden sonra özeleştiri ve dersler
22.6.2018
Cumhurbaşkanlığı üzerine tahmin ve temenniler
21.6.2018
Tahminler ve temenniler
14.6.2018
Siyasetçi ile seçmeni arasındaki fark
10.6.2018
AKP’nin değişimi ve “demokratın” dilemması
6.6.2018
Tanıyalım tanıtalım
24.5.2018
Zihniyetle yüzleşmek
21.5.2018
Zihniyet ve siyaset
17.5.2018
Bu seçimler biraz farklı gibi
29.1.2018
Savaş ve romantizm
24.5.2017
Almodovar'dan Demirkubuz'a evlerimiz
17.5.2017
Fotoğraflarımız
16.4.2017
15 NİSAN’DA MEMLEKET MANZARALARI
9.4.2017
İnsan ve iktidar
1.4.2017
Derin bir nefes alıp kendine bakmak
27.3.2017
Amaç çift başlılığı gidermekten çok daha fazlası
12.3.2017
Erdoğan konuştukça...
19.8.2015
İnsan hayatının değeri
6.8.2015
Toprak bütünlüğü sorunu ve şiddet
30.7.2015
Krizin nedenleri
27.7.2015
İradenize sahip çıkın
12.7.2015
Eleştiri ve yüzleşme
5.7.2015
Mahalle
4.7.2015
Tasfiyeci projenin çöküşü ve fırsatlar
30.6.2015
Aramızdaki duvar
26.6.2015
Sıradan insanlık
23.6.2015
Türklerin ve Kürtlerin zor sınavı
18.6.2015
Oyunu görmek yetmez, bozacak irade gerekir
11.6.2015
Aklıselime çağrı
4.6.2015
Tehlikeli oyunlar üzerine düşünceler
28.5.2015
Büyük oyun
21.5.2015
Otoriterlik ve sol
14.5.2015
Hukukun araçsallaşması ve aydının ikiyüzlülüğü
7.5.2015
Popülizmi hafife almayın
30.4.2015
'Bağımsız yargı'nın tahliye kararları
26.4.2015
Diz çökerek yükseleceğimiz günü beklerken
23.4.2015
Köhne teoriler, yaşadığımız tarih ve seçimler
16.4.2015
Silah ve Siyaset
8.4.2015
Terör, Medya ve Muhalefet üzerine bir söyleşi
02.04.2015
Elektrik, Cinayet ve Muhalefet
27.03.2015
Bir amatörün kehanetleri
19.03.2015
Seküler aydının derin korkuları
13.03.2015
AKP gerçeği ve Erdoğan’ın liderliği üzerine düşünceler
05.03.2015
‘Yan yana durmak’ üzerine
15.02.2015
Seçimler, Yeni Türkiye ve Kürtler
12.01.2015
Paris düşerken dindarların ve laiklerin sorumluluğu
10.01.2015
Siyaset, yolsuzluklar ve ahlaki üstünlük
29.12.2014
Bu aydınları okumayı reddediyorum
26.12.2014
Yolsuzluklar, darbe ve ahlak
21.12.2014
Hamaset önderleri
27.11.2014
Mehmet Altan: Bir aydının ürkütücü yolculuğu
13.07.2014
Bugün Ankara’da bir duruşma yapılıyor
20.06.2014
Er Kenan Evren
02.06.2014
Kutuplaşma
26.05.2014
Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi
06.05.2014
Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası*
26.04.2014
Babalar ve oğullar*
24.04.2014
Karamsar aydınlar üzerine
08.04.2014
Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları
02.04.2014
Balkon ve gerçekler
28.03.2014
Muhafazakârlar, Kürtler ve Türkiye solu
19.03.2014
Çatışmanın kökleri
10.03.2014
Tarihe devam…
04.03.2014
Yakın tarihimizden bugüne bakmak
27.02.2014
Sırrı Süreyya Önder’in düşündürdükleri
24.02.2014
Zehra paramparça
12.02.2014
Bu operasyon AKP’yi neden etkilemez?
09.02.2014
Muhalefet nerede kaybetti
07.02.2014
Vicdanlı aydınlara sorular
26.01.2014
‘Yetti artık’ bu kavgada hiçbirimiz tarafsız değiliz
14.01.2014
Demirel barikatlara çağırsaydı…
04.01.2014
Kuvvetler çatışması ve darbe devleti mi? Kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti mi?
31.12.2013
“Gelmiş geçmiş en kudretli iktidar!”
28.12.2013
Doğu Batı çatışması ve derin devlet
26.12.2013
Allahtan medyamız sağlam!
21.12.2013
Gençliğe hitabe
19.12.2013
Bu cinayeti kim işledi?
08.12.2013
Hakkıyla tartışılamayan hayalet: Cemaat
1.12.2013
Erdoğan paradoksu: Ne seninle ne sensiz
21.11.2013
Gezi tecrübesi içinden Erdoğan’a bir bakış
17.11.2013
Erdoğan da eleştirilir, çok da iyi olur
15.06.2013
Gezi patikaları
12.05.2013
ALPER GÖRMÜŞ’ÜN “TURNUSOL SORUSU” ÜZERİNE
28.04.2013
Sizinle anlaşamayız
25.04.2013
Taraf’ta lastik patlatanlar
20.04.2013
Gökkuşağı Çocukları
17.04.2013
Yeniden, laikler ve ulusalcılık üzerine
13.04.2013
Laik kesimin tek seçeneği ulusalcılık mı
23.03.2013
Kürt barışını anlamak
16.03.2013
Akıl barış derken, ne bu endişe
13.03.2013
Sürecin yumuşak karnı
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
09.03.2013
Asıl risk altında olan CHP
06.03.2013
Öcalan’ı ‘dövmek’
02.03.2013
Sakin olmak da bazen iyidir
27.02.2013
Toplum barış peşinde ‘halkçılar’ Silivri derdinde
23.02.2013
Muhalefete kimlik ararken
20.02.2013
Değişim ve ‘büyük uzlaşma’
13.02.2013
Sol-sağ ayrımı ne anlatıyor
09.02.2013
İnsanlar ikiye ayrılır
06.02.2013
Yok canım ne ırkçılığı!
02.02.2013
Yalan, nefret ve geleceğimiz
30.01.2013
Seçkinci ırkçılığın ‘derin korkusu!’
26.01.2013
Irkçılığın yırtılan maskesi: ‘Kemalist sol’
23.01.2013
Ahmet Kaya ve hatırlamak üzerine
19.01.2013
Sürecin iki yüzü: Söylem ve eylem
16.01.2013
Türk- Kürt ittifakı
12.01.2013
Derin devleti izleme kılavuzu ve Balyoz
09.01.2013
Osman Sakalsız
05.01.2013
Bu kez başaralım
29.12.2012
ODTÜ’nün açığa çıkarttığı nedir
26.12.2012
ODTÜ protestocuları ve devlet şiddeti
22.12.2012
Eskimiş kalıplar verimsiz duygular
19.12.2012
Kişiler ve misyon
15.12.2012
Katile hayvan demek
12.12.2012
Kadınlar kırılırken
08.12.2012
Muhafazakârlara dokunabilmek
01.12.2012
Muhafazakâr çoğunluk
28.11.2012
Bir uyarı üzerine yeniden laikler
24.11.2012
Demokratikleşmede laiklerden umut var mı
21.11.2012
Solcu arkadaşımdan gelen mektup
17.11.2012
Solcu arkadaşım
14.11.2012
Ya ölmek ya asmak mı
10.11.2012
Şemdin Sakık bir meczup mu
07.11.2012
Bir ‘halk kahramanı’nı hatırlamak
03.11.2012
Türkiye seçeneksiz mi
31.10.2012
Açlık grevleri ve sorumluluklar
27.10.2012
Temel sorun milliyetçilik
17.10.2012
Sözün gücü
13.10.2012
İstanbul Barosu seçimleri
10.10.2012
Savaş ve ahlak
06.10.2012
Kuşku
03.10.2012
Yeni vizyon: İdeolojiye dönüş
29.09.2012
Balyoz ve kanaatlerimiz
26.09.2012
Savaşın 28. yılında ‘network teorisi’
22.09.2012
Gün ortasında değişen bir yazı
19.09.2012
Büyük kırılmanın enkazı: Büyük barolar
15.09.2012
Liberaller
12.09.2012
Uzlaşmanın savaşmaktan daha çok cesaret gerektirdiği bir garip ülke
05.09.2012
Barış için
01.09.2012
Nalân ve hayatımız
29.08.2012
Pragmatizmin avantajları ve sınırları
25.08.2012
AKP, otoriterleşme ve Kürt sorunu
22.08.2012
Fark nerede
18.08.2012
Yine gerçekçilik üzerine
15.08.2012
Gerçekçi olmak
11.08.2012
Yeni iktidar mücadelesi ve bazı sorular
08.08.2012
Kendimize açtığımız savaş
25.07.2012
Türkiye düşmanlığı
21.07.2012
Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek
14.07.2012
Kahramanlar
11.07.2012
Barış istemek
07.07.2012
Yargı
04.07.2012
Modern bir suç aleti: Çek
30.06.2012
Hukukla küçük bir sınav: Kentleşme
27.06.2012
Hukuk otorite ve kültür
20.06.2012
Cemaat tartışması
16.06.2012
Özel Yetkili Mahkemeler
13.06.2012
CHP ve yenileşme
09.06.2012
Sadık toplum hayali
06.06.2012
İdeolojiler ve feminizm
02.06.2012
Kırık
30.05.2012
Kadınlar
26.05.2012
Uzaklıklar yakınlıklar
23.05.2012
Girit’e giderken anılar
19.05.2012
Fedakârlık
16.05.2012
Kültür savaşları
12.05.2012
Asabi toplum
06.05.2012
Sol’u eleştirmek
03.05.2012
Kör nokta
01.05.2012
28 Şubat; dalgalar ve halkalar
24.04.2012
Tarih
17.04.2012
Ne değişti
10.04.2012
Yüksek bilinç mi, kör nefret mi
03.04.2012
Yeni Kürt planı
27.03.2012
Bir yaş günü
20.03.2012
Hrant hareketi
13.03.2012
FEMEN ve muhafazakârlık
06.03.2012
Millet iradesi
28.02.2012
Çengelköy’de bir akşamüstü
21.02.2012
Kirli girişim meşru müdafaa
14.02.2012
Gücün kaynağı ve şeffaflık sorunu
07.02.2012
Neden olmaz
31.01.2012
Başbakan ve medyası
24.01.2012
Hrant’ın öğrettikleri
17.01.2012
Sessiz çığlık
27.12.2011
Müzik ve insan
20.12.2011
Ütopya ve vicdan
13.12.2011
Babalar ve oğullar
06.12.2011
Şiddet ve meşruiyet
29.11.2011
Dönüşüm
22.11.2011
Devlet, PKK ve hakkaniyet üzerine
15.11.2011
Kürt sorunu teorisi
08.11.2011
Yeni politika ve tehlikeli argümanlar
01.11.2011
Havadan sudan
11.10.2011
‘Tehlikeli işleri stille yapmak sanattır’
20.09.2011
Üç dava ve değişim
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net