Ahmet Altan ve yargı reformunun gizleyemediği hukuk düzeni: “Harici davranışları dikkate alınarak…”

13.11.2019 - Bu Yazı 715 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Ahmet Altan ve yargı reformunun gizleyemediği hukuk düzeni: “Harici davranışları dikkate alınarak…”

 Ahmet Altan, 3 yılı aşkın süre tutuklu kaldığı davada 10 yıl 6 ay hapse mahkûm edilerek tahliye olmasından sadece bir hafta sonra itiraz üzerine tahliye kararı kaldırıldı. 

İlk bakışta hukuki bir süreç işlemiş gibi gözükebilir ama tutuklamaya dönük karar “reform” adı altında yapılan düzenlemelere rağmen kişiye ve tercihlere göre değişen yargı pratiklerinin bütün kuvvetiyle sürdüğünü ve süreceğini açıkça gösteriyor.

Bu kararı veren mahkemenin başkanı henüz bir gün önce göreve gelmiş olmasına rağmen, Yargıtay ve davaya bakan asıl mahkeme olan 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçelerini görmezden gelerek tutuklama kararına imza attı. Gün boyu mahkeme kaleminde oturan avukat, kararı, mesai bitiminden sonra medyadan öğrendi.

Üstelik mahkemenin, Yargıtay kararına rağmen verdiği, “cezanın ağırlaşma ihtimali”, örneğine rastlanmayacak biçimde karara koyduğu, “Altan’ın harici davranışları…” gibi tarihi gerekçeleri de var. 

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı uygulandı. Altan, yeniden cezaevinde. Ancak her yönüyle tarihi bu kararı baştan aşağıya, satır satır incelemekte fayda var.

Kararda, savcılığın tahliye kararına yaptığı itirazın kabul edildiği belirtilirken, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yeri olmayan bir dizi yeni gerekçe üretiliyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Karar, Anayasa Mahkemesi’nin, Ahmet Altan’ın yaptığı, Yargıtay’ın bozma kararından önce verdiği hükme dayandırılıyor. Yüksek Mahkeme, Altan’ın tutuklanmasının hak ihlali olduğu yönündeki başvurusunu reddederken yargılandığı ceza maddelerine, isnat edilen suçlamalara dikkati çekmişti. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi de bu karara atıf yaparak tutuklamanın ölçülü olduğu, temelsiz ve keyfi olmadığını anımsatıyor. Oysa Anayasa Mahkemesi kararından sonra verilen Yargıtay kararı, isnat edilen suçların “anayasal düzeni bozmaya teşebbüs” suçunu oluşturamayacağını, olsa olsa örgüte yardım suçundan yargılama yapılacağını karar altına aldı. Bu nedenle yerel mahkemenin kararını bozdu. Davaya bakan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi de bozma kararına katıldı ve Altan’ı örgüte yardım suçundan cezalandırdı. Ancak sadece itiraz merci olan, dosyaya vakıf olmayan mahkeme, önceki hüküm ve suçlamalara bakarak bu yorumu yaptı.
  • Mahkeme, kararın ikinci paragrafında Yargıtay’ın bozma kararını anımsatıyor. Sonraki paragrafta ise kendisini Yargıtay’ın yerine de koyarak, Altan’ın Taraf gazetesinin yayın yönetmeni olmasına, sıfatına, konumuna, 15 Temmuz öncesi FETÖ’nün yayın organlarında sürekli açıklamalarda bulunmasına dikkati çekiyor. “Suç vasfı değişmiş olmakla birlikte eylem yoğunluğu” olduğunu vurguluyor. Ve indirim yapılmadan 10 yıl 6 ay hapis cezası aldığını vurguluyor. Kararın bu kısmı, CMK’de yer almayan gerekçelerle yeniden tutuklama kararı verilmesine hazırlık için yazılmış.
  • Mahkemenin kararının, yeniden tutuklama ve bu amaçla yakalama kararı vermesinin temel gerekçelerini açıkladığı sonuç kısmı, hukuk düzenini de açıkça gösteriyor.

- Mahkeme, gerekçeleri sıralarken “sanığın sıfatı” ifadesini kullanıyor ama sıfatının ne olduğunu açıklamıyor.

- “Tutuklu kaldığı süre” diyor ama hem yargı reformu, hem uluslararası ve ulusal kriterlere göre 3 yılı aşkın süre tutuklu kalan Altan açısından bu sürenin niye “yetersiz” olduğunu belirtmiyor.

- “Haber üzerinden birçok sempatizanı etkilemesi” diyor ama asıl mahkeme ve Yargıtay’ın zaten bu gerekçelerle hüküm kurduğuna değinmiyor.

- “Cezanın ağırlaşma ihtimali” diyor ama Yargıtay’ın zaten suçun vasfını değiştirdiğine ve yerel mahkemenin bu kararı yerinde bularak, örgüte yardım suçundan en ağır cezalardan birini verdiğine dikkat etme gereği duymuyor.

- “Pişmanlık göstereceğine dair beyanlarının olmaması” diyor ama zaten yargılamanın hiçbir aşamasında suç işlediğini kabul etmeyen ve aksine dosyayı ağır biçimde eleştiren Altan’a verilen cezada bu yüzden indirim yapılmadığını da dikkate almıyor.

- “Aynı suçu işleyen bir kısım suç faillerinin yurtdışında firari olması ve ülkemiz aleyhine bir takım aleyhe söylemler lobilicik faaliyetinde bulunmaları” diyor ama tahliye olduktan sonra evinden çıkmayan, yakalama kararının gereğini evinde bekleyen, zaten yurtdışına çıkış yasağı konulan Altan için zaten böyle bir ihtimal bulunmadığını da önemsemiyor. Altan’ın yazılarının yurtdışındaki etkisinin cezaevindeyken çok daha büyük olması da görülmemiş biçimde “söylem ve lobi” ihtimali ile yeniden tutuklama kararı verebilen mahkemenin umrunda değil elbette.

- “Kaçma şüphesinin tutuklama için katalog suçlardan olması” diyor ama Altan için zaten kaçma ihtimali yok. 3 yılı aşkın süre tutuklu kalan Altan, zaten katalog suçlardan cezaevine konuldu. Mahkeme, itirazı inceliyor gibi değil, yeni yakalanmış bir sanık için ilk kez değerlendirme yapıyor gibi bir tutum izliyor.

- “Sanığın sıfatı, konumu, eylemlerindeki yoğunluk, eylemlerinin uzun süreye yayılmış olması” ifadesini yeniden kullanıyor ama bunların ne olduğu da belirsiz.

- Mahkeme, bir gerekçe olarak da “aldığı ceza miktarı” diyor. 10 yıl 6 ay ceza alan, İnfaz Kanunu’na göre bu ceza kesinleşirse 4 yıla yakın süre daha cezaevine girmesi gereken Altan zaten çok uzun süre tutuklu kaldı. Mevcut tabloda cezasının ağırlaşma değil düşürülme ihtimalinin yüksek olduğu da çok açık. Ancak mahkeme, bu okumayı da yapmıyor.

“Harici davranışlar…”

- Aynı paragrafa sıkıştırılmış bu gerekçeler içerisinde en can alıcı olanı, “Adli kontrol tedbirlerinin harici davranışlar da dikkate alınarak amaca hizmet etmediği…” başlığı. Altan, özgürlüğüne kavuştuktan sonra kaleme aldığı ilk yazı olan, “Kağıttan flüt” yazısında birlikte yattığı mahkumun durumunu ve dışarıda olduğu için kendisini de suçlu saydığını anlatmıştı. Altan’ın ve yazılarının etkisi mahkemenin hoşuna gitmemiş olacak ki bu tip davranışlarda bulunmaması için cezaevinde kalması gerektiği görüşünü bir hukuki gerekçeye dönüştürmüş.

İkinci kez “itirazla tutuklama”

Altan, gözaltına alındığı 2016’da tutuklama istemiyle çıkartıldığı mahkeme tarafından serbest bırakılmış, bir gün sonra itiraz üzerine sulh ceza hakimliği tarafından tutuklanmıştı. 3 yılı aşkın süre tutuklu kaldıktan sonra Altan, yine tahliye edildikten bu kez bir hafta sonra tutuklandı.

Aynı durumda bulunan Nazlı Ilıcak açısından ise hukuka uygun biçimde bu tedbire gerek görülmedi. Ilıcak’ın cezaevindeki ve “harici davranışlarının” bu çelişkili uygulamalarda belirleyici olduğu anlaşılıyor.

İstinaf ve Yargıtay’ın görevi

Altan’ın yeniden tutuklanmasına avukatı Figen Çalıkuşu itiraz etti. İtirazını hem davaya bakan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, hem yeniden tutuklama kararı veren 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, hem bu mahkemenin itiraz yeri olan 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptı. Altan’ın hükümle tahliye edildiğine dikkati çekti ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına uyan asıl mahkeme olan 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını anımsattı. Bu kararlara karşı işlem yapılmasının “aleyhe bozma yasağı” kuralına aykırı olduğunu vurguladı. Artık görevli yargı yerlerinin istinaf mahkemesi ve Yargıtay olduğuna dikkati çekti ve 27. Ağır Ceza’nın bu kararı veremeyeceğini vurguladı.

“Bana değil medyaya”

Çalıkuşu’nun dilekçesinde en çarpıcı noktalardan biri 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bütün gün, mesai bitimine kadar mahkeme kaleminde bekleyen avukata kararı vermemesi. Çalıkuşu, mahkeme başkanının emriyle kararın gizlendiğini, adliyeden ayrıldıktan sonra kararı medyadan öğrendiğini vurguluyor.

1 gün önce atandı

Çalıkuşu, karara imza atan mahkeme başkanının, karardan sadece bir gün önce bu göreve atandığına, dosyayı hiç incelemediğine, Yargıtay’ın ve asıl mahkemenin kararına rağmen bu kararı verdiğine de dikkati çekiyor. Yargıtay’ın kararında bu tutuklama gerekçelerinin hiçbirinin olmadığını vurguluyor. Zaten bu gerekçeleri herhangi bir yerde bulmak da mümkün değil. Hele ki “harici davranışlar” ve “cezanın ağırlaşma ihtimali” gibi gerekçeleri…

Yargı reformu

Çalıkuşu’nun dilekçesinde “yargı reformu” vurgusu trajik… Çalıkuşu, mahkemeye, yargı reformu ile Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen, “eleştiri amaçlı düşünce açıklamaları suç değildir” düzenlemesini ve bu düzenlemenin de Yargıtay’ın bozma kararından sonra verildiğini anımsatmak zorunda kalıyor. Ama reformun mahkemenin gündeminde olmadığını söylemeye gerek yok.

Görevli asıl mahkemenin, duruşma savcısının görüşü doğrultusunda verdiği karara rağmen Altan yeniden tutuklanarak cezaevine konuldu. İtiraz sonuç vermez, tutukluluk incelemeleri sırasında yeniden tahliye edilmezse istinaf mahkemesi ve Yargıtay dosyayı inceleyene kadar cezaevinde kalacak. Ne kadar reform adı altında düzenleme yaparsanız yapın, isme göre, tercihlere göre uygulamalar aynı şekilde devam ediyor.

t24

Emlak8

Facebook Yorumları

0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive