Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?


28.5.2017 - Bu Yazı 1360 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ağrı Dağı’nın üzerinden gece yarısı geçtik.

Günün ilk saatlerinde havaalanından başkent Erivan’a (Yerevan) giderken buradaki adı Ararat olan aynı dağın bulunduğumuz yerlerden görünüp görünmediğini soruyoruz.

Aldığımız cevap ilginç:

“Ermeniler der ki, Ararat sizi severse görünür, sevmezse görünmez.”

Yol boyunca ve kent merkezindeki otele girerken aklımda aynı soru kıpırdıyor:

“Acaba bizi sever mi, sevmez mi?”

Dağların bizi sevmesi için ne yaptık ki? Ve ne yapabiliriz?

Ya insanların, ulusların bizi sevmesi için?..

*                *                *

Ermenistan’dayım.

Ve – biraz utanarak söylüyorum –   ilk kez geliyorum buraya.

Onca yıl eski Sovyet coğrafyasında yaşarken neredeyse bütün cumhuriyetlerle önemli şehirleri gördüm; ama buraya gelmek bir türlü nasip olmadı.

Biraz da bunun için Hrant Dink Vakfı’nın nazik davetini içten bir memnuniyetle kabul ettim.

Birkaç gün için de olsa Yerevan’ı ve Dilican’ı görmek, buradaki gazetecilerle, siyaset uzmanlarıyla, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmek büyük şans. Buna bir de insan hakları konusunda düzenlenen Aurora Uyanan İnsanlık Ödülü törenine katılmak için gelen çok sayıda yabancı konuğu ekleyin. 

Toplantılar ve görüşmeler oldukça zengin. Ama benim aklım daha çok başka yerde: Sokaklarda, meydanlarda, mükemmel yaz havasının da etkisiyle kendini dışarı atan binlerce insanın tavırlarında, gülüşlerinde, gözlerinde...

Ermeniler...

Kimilerine göre, bu kelimenin telaffuzu bile bazen önden özür dilemeyi gerektiriyor.

Herhalde “düşman” kavramından da daha kötü bir şey olmalı.

İşte bu küçük komşu ülkede üç milyon kadar “affedersiniz Ermeni” var. (Üçte biri başkentte yaşıyor.) Ermenistan dışındaki (Rusya, ABD, Avrupa ülkeleri vs.) Ermenilerin sayısının ise 8-10 milyon olduğu söyleniyor.

*                *                *

Yerevan güzel, düzenli, temiz. Sanırım ben biraz daha mütevazı ve yoksul bir görüntü bekliyordum. Ama pek öyle değil.

İlk birkaç görüşmemizde hep benzer bir hava var: Ermeni arkadaşlar oldukça kibar, sıcak, ilgili. Ama sorularımıza cevap verirken sözlerini esirgemiyorlar:

“2009’da iyi bir noktaya gelmiştik. Protokollerle koşulsuz ilişki kurma aşamasındaydık. Türkiye aniden caydı. Tekrar bazı şartlar ileri sürdü ve sınırların açılmasını belirsiz bir tarihe bıraktı. Şimdi yeni bir iyileşme süreci başlatmak kolay olmayacak.”

Bizimle ilgili yorum yaparken sık sık “Erdoğan şöyle yapıyor, Erdoğan böyle istiyor, Erdoğan’ın amacı” türü cümleler kullanıyorlar. Bunu başka yabancılarda da görüyorum. Artık eskisi gibi “Türkiye” demeyip yerine Erdoğan’ın ismini kullanmaya başladılar.

Ve yakından izliyorlar bizde olan bitenleri:

“2019’da da Erdoğan’ın istediği olursa Osmanlı İmparatorluğu tekrar kurulmaya girişilir. Bu bizim için hiç iyi bir şey değil. Osmanlı, herkesin hafızasında aynı yerde durmuyor.”

İlk günkü temaslarımız ve gezilerimiz sırasında, uzak bulutların arasında bir karaltı arıyoruz:

“Ağrı, yani Ararat bu mu?”

Ermeni rehberimiz gösterdiğimiz yere umutsuzca baktıktan sonra kısa cevap veriyor:

“Hayır, bugün görünmeyecek gibi.”

Bu topraklarda sorduğumuz ilk sorulardan birine aldığımız cevap tekrar çınlıyor kulağımda:

“Ermeniler der ki, Ararat sizi severse görünür, sevmezse görünmez.”

*                *                *

Ermeni dostum ve meslektaşım Ruben’le buluşup kucaklaşıyoruz.

Uzun süre dolaştıktan sonra bir şeyler yiyip içerek her konudan bahsediyoruz.

Kahkahalar eşliğinde “ezeli düşmanlığımız”dan, merakla ülkelerimizde olup bitenlerden, ilgiyle Ermeni ve Türk kadınlarından, bilgiçlikle içtiğimiz içkilerden ve yediğimiz yemeklerden (bu arada “dolma”nın kime ait olduğu konusunda şakayla karışık kavga ediyoruz)...

Sonra sohbet ciddileşiyor. Hatta yer yer kedere bulanıyor.

Daha ne kadar sürecek aramızdaki bu nefret söylemleri, düşmanlıklar?

Son günlerde dilime takılan Sarı Gelin Türküsü’nü telefonumdan dinletiyorum Ruben’e.

Notalardan hüzün süzülüyor.

Bizim mi bu anonim türkü? Ermenilerin mi? Yoksa Kafkasya’dan başka birilerinin mi?

İkimizin de cevabı ortak:

“Ne fark eder ki!”

Her şeye sahip olmak zorunda mıyız?

Herkesle kavgaya bu kadar hazır olmak niye?

Hayatımızı bazen tek bir kelimeye (“soykırım dediler mi demediler mi?") bağlamak bir acizlik değil mi?

Ve tarihe bu kadar esir olmak? (Bu konu, en az bizim kadar Ermenileri ve onların devlet adamlarını da kapsıyor elbette. Geçmişe böylesine sımsıkı tutunulursa gelecek nasıl kurulabilir!)

Kafkasya’daki duruma bakın. Karabağ’a bakın. Kaç yıldır aynı bataklık! Ve çözüm görünmüyor. Kıbrıs gibi, Kaşmir gibi, Filistin gibi...

Galiba insanlık tarihinin ilkel çağlarındayız hâlâ. Teknoloji bu kadar ilerledi; ama kafalar birkaç yüzyıl öncesine takıldı kaldı: Toprak, tehdit, savaş, ölüm, yıkım...

Şu karşımda oturan Ruben’in ulusal kökeni doğrusu hiç umurumda değil. Ama o benim arkadaşım, meslektaşım. Ve iyi, ahlaklı bir insan. O ve onun gibilerle bir arada yaşamak, sık sık görüşmek isterdim.

Beri yanda aynı topraklarda doğmuş olmanın dışında pek bir ortak özelliğim olmayan bir sürü “hemşerim”...

*                *                *

Gece yarısına doğru Ruben’e iyice sararmış anılarımı anlatıyorum.

80’li yılların başında Sovyetler’e gittiğimde Maksim Gorki’nin Ana adlı kitabındaki Pavel Korçagin gibiydim. Siyasi mücadele hayatımın temel anlamıydı.

Enternasyonalizm, kulağıma en hoş gelen kavramlardan biriydi.

En çok da – iktidarların inadına – “düşman” uluslardan gençlerle dost olurdum: Ruslar, Yunanlılar, Kürtler, Ermeniler...

Bir dakika! Başlangıçta Ermeni gençlerle pek kolay dost olamadım aslında. Hatta çoğuyla uzun süre ahbaplık bile edemedim.

Nedense bana "düşman" gibi bakıyorlardı. Bir gün aralarından biri durumu açıkladı:

"Ninelerimiz bizi Türklerin 1915 katliamını anlatan ninnilerle büyüttü..."

Üzgün gözlerle beni dinleyen Ruben, o ninelerin ve ninnilerin giderek tarihe karıştığını, Türk algısının artık daha normalleştiğini söylüyor.

Onun üzülmesini istemiyorum. Benim derdim sadece Ermeniler değil. Türkler de. Ruslar da. Araplar da. Herkes...

Milliyetçilik rüzgarına kapılan, "yurdunu sevmekten" yola çıkıp başka uluslara nefret kusmaya başlayan herkes...    

*                *                *

Ertesi gün vedalaşırken yine bir sohbet koyulaşıyor aramızda. Geçmişi hatırlıyoruz yaşıtım Ermeni arkadaşımla. Sovyet yıllarını. Ne güzel slogandı o:

"Bütün halklar kardeştir!"

Çok zaman geçti aradan. Katı ideolojik kalıplardan, siyasetle bağımsız gazeteciliğin arasındaki engellerden, bu arada bütün  -izmlerden vazgeçeli çok oldu.

Ama...

Hâlâ...

Kulağıma pek hoş geliyor o slogan: 

"Bütün halklar kardeştir!"                      

Hava aydınlık. Bulutlar az. Ufukta tepesi karlı iki görkemli karaltı beliriyor. Arkadaşımın sözünü keserek bağırıyorum:

"Bak, Ararat! Büyük ve küçük Ağrı, bak!"

O gülümseyerek yorumluyor:

"Şanslısın. Ararat sevdi seni..."

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.08.2019
Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat
4.06.2019
Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi
18.05.2019
Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..
26.4.2019
Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım
20.4.2019
İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı
12.4.2019
Sayın Sadi Güven, Gladyatör filminin 141. dakikasını izlediniz mi?
30.3.2019
Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti
15.3.2019
Vedalaşma zamanı...
23.2.2019
Erdoğan’ın ‘zırhlı araba’ merakı, Putin’in dalga geçen cevabı
25.1.2019
Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?
18.1.2019
Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!
11.1.2019
Rusya: Suriye'de ‘aslan' ama ya ‘dünkü kardeşleri' ile?
6.1.2019
Sonu zaferle bitmeyen mücadeleler her zaman kayıp hanesine mi yazılır?
30.12.2018
Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...
23.12.2018
Tek bir söz hayat verir, tek bir söz için hayat verilir
16.12.2018
Hayatımızın kıyısından geçip giden insanlarla beraber neler kaybediyoruz?
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive