Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya


17.08.2014 - Bu Yazı 3325 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [14 Ağustos 2014] Türkiye’nin ilk meclis-dışı, halkoyuna dayalı cumhurbaşkanlığı seçiminin aşağı yukarı beklendiği gibi sonuçlandı (ve böylece AKP 12 yılda girdiği dokuzuncu seçim veya referandumdan da galip çıktı). Bu da herhalde önemli bir eşik. Bırakalım, “karşı taraf”a lâf yetiştirmeyi; küçük yüzde ve gramaj hesaplarıyla, lâf ve rakam cambazlıklarıyla avunmayı; zaferi yenilgi, yenilgiyi zafer gibi gösterme çabalarını. Daha köklü ve esaslı şeyler konuşalım. Sadece ülke ölçeğinde değil, dünya çapında ve tarihin genel akışı çerçevesinde, “büyük resim” nedir? Topluma daha fazla barış, refah, demokrasi, sosyal adalet, insan hakları, kadın ve çocuk hakları, çevre ve kent hakları getirmek; bütün etnik ve dinî grupların geniş bir vicdan özgürlüğü ve hoşgörü çerçevesinde bir arada yaşamasını sağlamak isteyenler, mücadelelerini bundan böyle hangi koşullarda, nasıl bir anlayışla yürütebilirler?

Bu noktada önce, Taraf’ta ve başka yerlerde daha önce yazıp söylediklerimi de toparlayarak, sosyalist sol kökenli aydınlar açısından hâlâ önemli olabilecek, biraz genişçe bir teorik parantez açmak istiyorum. Aslında bir bedahat; herkesin kolayca görebileceği açıklıkta, çok basit bir gerçek, ama Marksist teoriye bağlılık hâlâ kısmî körlükler yaratabildiği için tekrar ve tekrar altını çizmek lâzım: Devrim de, sosyalizm de yok artık. Unutun. Her ikisi hem ayrı ayrı, hem birlikte ve karşılıklı bağlantıları içinde bitmiş, tükenmiş bulunuyor. Dolayısıyla normal, demokratik siyaset de bu paradigmanın ister bilinçli, ister bilinçaltı türev ve kalıntılarından temizlenmek zorunda.

Burada devrim ve sosyalizm (bitti) derken, iyice laçkalaştırılıp her yana çekilebilecek hale getirilmiş, transandantal söylemlerle göklere çıkarılan ama hiçbir tarihsel karşılığı olmayan belirsizlikleri değil, Marksizm tarafından  tanımlandığı ve bir zamanların Uluslararası Komünist Hareketinin çizgileştirdiği şekliyle (a) kapitalizmin (reforma tâbi tutulması değil) hem ekonomik hem politik bakımdan sistemik zıddı olarak düşünülüp programlaştırılan bir sosyalizmi; (b) bu sosyalizme ulaşma yöntemi olarak programlaştırılmış planlı bir devrimi kastediyorum. Fransız Devrimi bir kırılma noktasıydı. Son büyük plansız (spontane, tasavvur edilmeksizin patlak veren) devrimdi. Ansızın çıkagelip insanı allak bullak eden ilk aşk gibi bir şeydi. Sonra o büyük devrimi, devler mücadelesini kaçırmış olduğuna hayıflanan ve bir sonraki devrimin özlemi içinde yaşayan “aileden devrimsever” nesiller izledi (Lenin’in “profesyonel devrimci”lerinden önce, böyle “ömür boyu devrimsever” kuşaklar vardı ortada). Ardından da belirli bir planlı devrim ve devrim planlaması anlayışı zuhur etti. Bundan konuşuyor, bunu tartışıyorum.

Başka yığınla insan gibi ben de sosyalist sola kırk küsur yıl sadece içinden baktım. Belki benimki çok kesif, çok damardan bir angajmandı. Çünkü öncelikle politik değil, öncelikle zihinsel, entelektüeldi; (a) teorik vizyonunun derinliği ve kapsayıcılığı ile (b) buna karşın mağduriyetine tutulmuştum. Çok küçükken girdiğim bu yolda, düşünce yapılarının mahremiyetiyle haşır neşir oldum. Bütün kıvrımlarını biliyorum. Ruhunu biliyorum. Kendi zamanındaki orijinalliği, zenginliği ve çekiciliğini de biliyorum; ama artık neleri abarttığını ve başka neleri görmezden geldiğini, sığlıklarını, kolaycılık ve kestirmeciliklerini, çizgisellik ve tek-yanlılıklarını da biliyorum. Dahası, apolojilerini, kendini her durumda haklı çıkarma yöntemlerini de biliyorum. Şimdi o bilgiyle, içinden olduğu kadar aynı zamanda dışından ve tarihsel — yani başlı ve sonlu bir olay — olarak da bakabiliyorum. Bunları derli toplu bir analizde, Marksizmin, sosyalizmin ve devrimin tarihine değişik bir yaklaşımda birleştirmenin peşindeyim. Bir bakıma, söküp yeniden takarak — kurtarıp islâh etmeye değil — nasıl kurulmuş ve işlemiş olduğunu yeniden anlamaya çalışıyorum. Başka kimse ilgilenmese de, bunları sırf kendi başıma ve kendim için mırıldanıyorum, mırıldanmaya devam edeceğim.

marx-engels1

Marksistler için Marx ve Engels birer donmuş, ezelî ve ebedî öğreti ve bilgiler yığını, zaman ve mekân dışında oluşmuş birer ansiklopedi veya telefon rehberi gibidir (gibiydi) çoğu zaman. Şu konuda ne demişler, bu konuda ne demişler diye açıp bakmaya yarar(dı). Tarihsel Marx ve Engels kimdi, neydi diye pek sorulmaz(dı). Bana göre, son tahlilde Marx ve Engels de yukarıda sözünü ettiğim Fransız Devrimi sonrası nesillere mensup, aslen devrimsever birer entelektüeldi. En birincil özellikleri buydu. Onlar ve hele Marx için bizatihî devrim her şeyden önemliydi.  Büyük tutku ve motivasyonları, özledikleri devrimin teorisini, programını, araçlarını, yolu yordamını bulmaktı. Gene özellikle Marx’ın başka her şeye yaklaşımı az çok araçsaldı, devrime hizmet edip etmeyeceğiyle ilgiliydi. Engels’in ise belki biraz farklı (daha az monist) olduğunu kabul edebilirim. Ama her halükârda, ikisi de bu doğrultuda, Fransız Devrimini alıp aşırı-teorize ettiler; evrensel ve tekrarlanabilir bir modele dönüştürdüler. Burada ilk dayanakları felsefeydi. Zira ilk başta ikisi de felsefeden geliyordu. Kendi çağlarının (1815 Viyana Kongresi sonrasındaki, Restorasyon Avrupa’sının) haksızlıklarına karşı isyan duygularının ateşlediği devrimseverliklerini, öncelikle felsefeye dayandırıyorlardı. Nitekim ömürleri boyunca, “devrimin kaçınılmazlığı”nı Hegelci diyalektik (inkârın inkârı ve tez-antitez-sentez gibi konstrüksiyonların insanlık tarihinin tamamına uygulanması) yoluyla da ispatlamaya çalışmaktan (böyle bir metafizikten) bir türlü vazgeçemediler.

Bu arada ekonomiye (yeni sanayi kapitalizmine) ve işçi sınıfına yönelmeleri ise 1840’lerin ortası ve ikinci yarısındadır. Zaten İngiltere’deki iş tecrübesi nedeniyle bunu ilk Engels fark etti ve Marx’a gösterip öğretti. Marx ancak ondan sonra ekonomi çalışmaya başladı (neden bıraktığı da gene ilginç ve anlamlı bir konudur). Önemli olan şu ki, 19. yüzyılın “içtimaî mesele”sine özgün bir yaklaşım peydahladılar. Kimilerinin kanun ve nizam açısından bir tehlike, kimilerinin ise salt ezilen bir kesim olarak algıladığı (ve kâh hayırseverlik, kâh reformlar yoluyla el uzattığı) işçi kitlelerinde, onlar somut özellikleri — büyüklüğü, yoksulluğu, mekânsal konsantrasyonu, dolayısıyla erişilebilirliği, örgütlenebilirliği ve seferber edilebilirliği — açısından bir devrim potansiyeli gördüler. Aradıkları “devrim ajanı”nı bulduklarına hükmettiler. Özetle, bir sosyalist veya komünist partisi kurulur; kendine hedef kitle olarak öncelikle işçi sınıfını seçer; o işçi sınıfının kendi yaşama ve çalışma koşullarından türetilmiş kısa-orta vâdeli taleplerden hareketle piyasayı ve özel mülkiyeti reddeden, sosyo-ekonomik anlamda eşitlikçi bir program geliştirir ve bu programı o sınıfa sistematik olarak götürürse, bu sayede sosyalist bir devrim yapılabileceği sonucuna vardılar.

Bu, çok kritik bir momentti. Marx ve Engels’ten önce de belirli bir sosyalizm anlayışı ve sosyalistler vardı. Keza, belirli bir devrim anlayışı ve devrimciler de vardı. Sosyalizm devrimsiz bir sosyalizmdi; devrim sosyalizmsiz (sosyalizme yönelmeyen) bir devrimdi. Marx ve Engels, kendilerinden önce mevcut bu sosyalizm anlayışı ile keza kendilerinden önce mevcut bu devrim anlayışını birleştirdi. Her ikisini yeniden tanımladılar; özetle, bundan böyle sosyalizm, devrim yapıp siyasî iktidarı ele geçirmek suretiyle varılacak bir şeydir ve devrimin de artık başka herhangi bir amaçla değil, sosyalizme varmak için yapılması gerekir, yani sosyalist devrim olmalıdır dediler.

Üstelik bu, öznel (ahlâkî) bir tercih olarak da kalmadı. Bu yeni kavrayışı “bilimsel” olarak sundular. Kendilerinden önceki sosyalizme ve devrime ise bilim-öncesi, gayri-bilimsel veya “ütopik” yaftalarını astılar. Bu bir illüzyondu, çünkü kendi projelerinin de bilimle, bilimsel determinizmle, kaçınılmazlıkla ilgisi olmayan bir ütopya olduğu bugün apaçık ortada. Oysa o gün, 19. yüzyılın kesif bilimci (veya bilimperest) atmosferiyle besleniyor ve ona uygun düşüyordu. Bu bilimciliği Marx ve Engels de içselleştirmişti; Darwin’in canlılar âleminin gelişme yasalarını açıklaması gibi, onlar da toplumların gelişme yasalarını açıklamak — ve açıklamanın ötesinde, kendilerine yontup kullanmak iddiasındaydılar.

Bu doğrultudadır ki, artık aynı madalyonun iki yüzüne yerleştirdikleri bu ikiz devrim ve sosyalizm kavramlarını bilimin açıkladığı bir zorunluluk, dolayısıyla her yerde eninde sonunda gerçekleşecek bir kaçınılmazlık, dolayısıyla bir evrensellik olarak öne sürdüler. Aynı zamanda, çeşitli dış desteklerle de payandalamak ihtiyacını duydular. Bunun için sadece (i) felsefeye değil, ayrıca (ii) tarih ve (iii) ekonomi gibi, 19. yüzyılda yeni kurulup gelişmekte olan sosyal bilimlere de ayrı ayrı kazıklar çaktılar. Özellikle üçüncüsü çok önemliydi, çünkü bir tür indirgemecilikti; devrim olayını salt siyaset kertesinin sınırları içinde düşünmek yerine ekonomiye (üretim tarzının gelişmesine) bağlamak anlamına geliyordu. Bu da insanî sübjektivizmden kaynaklanan siyaset cilvelerine bağlı olmayan, bu kertede son derece gayri iradî, son derece deterministik bir devrim teorisine götürmekteydi. Kapitalizmin kendi içsel çelişkileri sonucu mutlaka krize girecek, bu da mutlaka proletarya devrimine ve sosyalizme yol açacaktı. Biraz önce işaret ettiğim gibi, Marx’ın giderek ekonomiye yönelmesi ve hele 1848 devrimlerinin uğultusu da yatıştığında, 1850’lerin başlarından itibaren kendini hemen tamamen bu alana hasretmesinin ardında, proletarya devriminin yaklaşması ve kaçınılmazlığını bu yolla ispatlama arzusu yatmaktaydı. Ücretli Emek ve Sermaye (1847), Grundrisse (1857),Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (1859) ve Ücret, Fiyat ve Kâr (1865) gibi yayınlanmış veya yayınlanmamış bir dizi ön çalışmadan sonra ilk cildi 1867’de yayınlanan Kapital’in de asıl amacı, işçi sınıfını (ya da işçi sınıfını hedef kitle alacak “partisi”ni) bu kaçınılmazlığa inandırmak, “tarihin bizden yana” olduğuna ve “mutlaka kazanacağımız”a ikna ederek moral vermek ve saflara çekmek, bu tekçi programatik temelde toplamaktı. Nitekim Marx’in devrimi en gelişmiş sanayi ülkelerinin işçi sınıfından beklemekten vazgeçtiği anda, Kapital’i yazmaktan da soğuduğunu; devrim için artık (çok ekonomik sayılamayacak nedenlerle) gözlerini doğuya diktiğinden, ekonomi çalışmak yerine Rusça öğrenmeye başladığını; ikinci ve üçüncü ciltlerin asıl bu yüzden yarım kaldığını ve ancak ölümünden sonra Engels tarafından derlenip yayınlanabildiğini görüyoruz.

Tabii bu hem daha sonra oldu hem gözlerden kaçtı; yanlışlanan bir öngörüden ricat olarak yorumlanmak istenmedi; hele Marx’ın değişmez devrimseverliğinin ve her yerde ihtilâl potansiyeli arayışının işareti olarak, hemen hiç yorumlanmadı. Tersine, Marx kapitalizmin çöküşüne ve işçi devriminin patlak vermesine ilişkin bu ekonomik determinizmi, daha 1850’lerde, Fransız Devrimi ve diğer “burjuva” devrimlerinin can alıcı kazanımı olan kanunlar önünde eşitliğin, mülkiyet eşitsizliği sürdükçe yetersiz ve dolayısıyla bir aldatmacadan ibaret olduğu; “burjuva” demokrasisiyle hiçbir şey yapılamayacağı önermeleriyle birleştirdi. Bunun nasıl bir abartma ve çığrından çıkarma (exorbitation) demek olduğunu şöyle anlamaya çalışalım. 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl devrimlerinin belirli bir tarihsel zemini vardı. Adaletsizliğin, baskı ve tahakkümün yaygın biçimleri, monarşi ve aristokrasilerdi; kanunlar önünde eşitsizlikti; sınıfların net hukukî imtiyazlarla birbirinden ayrılmışlığı, bazılarının üstün ve çeşitli haklara sahip, diğerlerinin altta ve hak yoksunu olmasıydı; eşitsizlik de sınıfsallık da buydu, böyle oldukları gözle görülür ve elle tutulur sınıfların varlığıydı. Devrim özlemleri ve yer yer patlamaları bunlara karşı patlak veriyordu ve bu da bir yerde mantıklıydı, çünkü söz konusu monarşik ve aristokratik ancien régime’ler kamusal alanı bastırıp kısıtlıyor; demokrasiye ve demokratik mücadeleye olanak tanımıyor; biriken tepki ve öfkeler bu yüzden devrim patikasına akıyordu. Buna karşılık devrime veya peş peşe gelen devrim dalgalarına sahne olan ülkelerde, zigzaglı bir şekilde de olsa söz konusu ayrıcalıklar son buluyor; monarşi ve aristokrasi geriliyor ve belki tamamen ilga ediliyor; kanun önündeki eşitlik adım adım sağlanıyor ve demokrasinin ilk adımları atılmaya başlıyordu.

sosyalizm1

İşte bu noktada yeni gelişen Marksist devrim teorisinin olanca vurgusu, bu kazanımların pek bir şey fark etmeyeceği, çok da önemli olmadığı, bunlara kanmamak gerektiği yönündeydi. Hukukî anlamda (imtiyazlı) sınıflar kalkmış veya kalkıyorsa da, sosyo-ekonomik anlamda sınıflar mevcuttu. Kanunlar önünde eşitsizlik kalkmış veya kalkıyorsa da, mülkiyet ve gelir eşitsizlikleri mevcuttu. Monarşi ve aristokrasi kalkmış veya kalkıyorsa da, burjuvazinin yeni sınıf diktatörlüğü mevcuttu (çünkü burjuva demokrasisi özünde bu demekti). Dolayısıyla devrim hâlâ ve daha da fazla geçerliydi. Tarihsel moment anlamında “eski” devrimlerin burjuva-demokratik hedefleri gerçekleşmiş veya gerçekleşiyor olsa bile devrim bitmeyip yeni, sosyalist hedeflere yönelmek  zorundaydı. Bu da, eşitsizlik kategorisinin abartılması ve müdahale edilebilecek makul sınırların ötesinde çığrından çıkartılması; keza sınıfsallık kategorisinin abartılması ve çığrından çıkartılması; buna bağlı olarak sınıfsal tahakküm kategorisinin de abartılması ve çığrından çıkartılması yoluyla, sonuçta, demokrasi, kanun önünde eşitlik ve hukuk devleti koşullarında bile devrim peşinde koşmayı sürdürmenin gerekçesini sunuyor; demokratik devrimler çağını büyük bir kıta sahanlığının eklemlenmesi suretiyle ileriye ve belirsiz bir geleceğe doğru alabildiğine uzatıyordu.

Yanlıştı — ama maddî bir güç oldu. Çünkü Fransız Devrimi ve Sanayi Devriminden kaynaklanan üç büyük ideolojiden birine dönüştü. Liberalizmin ve Milliyetçiliğin yanı sıra, Sosyalizmi yutup yeniden biçimlendirdi, asimile etti; sosyalizm ve devrim deyince herkes Marksist sosyalizmi ve Marksist devrim teorisini anlar oldu. Marx ve Engels, 19. yüzyılın ikinci yarısının radikal aydınlarını, onlar aracılığıyla da politize işçi ve sendikacı kesimlerini ikna etmeyi başardılar. Çeşitli unsur ve eklentileriyle tarif etmeye çalıştığım vizyonları, bir fasıl İkinci Enternasyonal sosyalist ve sosyal demokrat partilerine hayat verdi. Üstelik bunlardan biri, RSDİP’in Bolşevik fraksiyonu, bu temelin olabilecek en aşırı yorumu etrafında örgütlenip, fırsat kollayıp, Birinci Dünya Savaşının yarattığı olağanüstü koşullardan yararlanarak hem de geri bir ülkede devrim yapmayı başardı. Bu da özellikle Leninist varyantıyla bütün teorinin toptan doğruluğunun kanıtı sayıldı. Üçüncü Enternasyonal bu çerçevede kuruldu ve üyesi olacak bütün Komünist partilerinden, işbu devrim ve sosyalizm teorisine kayıtsız şartsız bağlılık talep etti. Bu arada 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarının Yeni Emperyalizmi, devrim alanını, KP’lerin önderliğinde sosyalizme açılacak millî-demokratik devrimler biçiminde, Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya yaydı. Bütün diğer devrimcilikler, plansız Fransız Devriminin mirasını Marksizm tarafından oynanmış ve yeniden işlenmiş, mutlaka gelecek bir devrimci kriz fırsatını militanca beklemeyi programlaştırmak anlamında planlı bir devrim projesine dönüştürülmüş versiyonuyla tevarüs etti. Dolayısıyla bu perspektif, yaklaşık yüz yıl boyunca bütün 20. yüzyıl siyasetini derinden etkiledi. Devrimci ve devrimci olmayan akım ve partileri birinden ayırdı. Siyaset sahnesinin sağı ve solunu buna göre belirledi. Devrimi su götürmez bir olumluluk gibi gösterdi. Marksizm ile Kemalizmin kesişip örtüşme hattı boyunca, (aktif) devrimciliği veya (pasif) devrimseverliği bütüncül ve bağlayıcı bir ideolojik çatı olarak ipka etti. Tartışılmaz kıldı.

Tarih uzun, karmaşık ve beklenmedik sürprizlerle dolu bir süreç. 1917’yle sarsılmaz bir niteliğe bürünmüş o mutlak doğrulanmışlık yanılsamasının yerinde bugün yeller esiyor. Çünkü 20. yüzyıl devrimleriyle doğan ve artık geri dönüşü olmaz zannedilen sosyalist rejimlerin önce 1950’ler, 60’lar ve 70’ler boyunca yaldızları döküldü; karanlık yüzleri, despotlukları, zulümleri ve bir noktadan sonra giderek derinleşen ekonomik başarısızlıkları ortaya çıktı. Nitekim bir sonraki aşamada bu rejimler ya doğrudan yıkıldı (Sovyetler Birliği ve bütün Doğu Avrupa halk demokrasileri), ya da planlı, kollektivist sosyalist ekonomiyi terk etti ve sosyalist sistem denen şeyden geriye sadece, kapitalist pazar ekonomilerinin tepesine oturmuş komünist tek-parti diktatörlükleri kaldı (Çin, Vietnam; Küba ve Laos da son tahlilde aynı yolda). Bu, sadece bir sosyo-politik formasyon denemesinin değil, aynı zamanda onu besleyen tüm ideoloji ve teorinin iflâsı anlamına geldi. Eveleyip gevelemek faydasız (ve bazen hayli de patetik kaçıyor). Gerçek şu ki sosyalizm, kapitalizmin; proletarya diktatörlüğü ve sosyalist demokrasi, burjuva demokrasisinin; devrim, reformun ve evrimin alternatifi olamadı. Bundan sonra kimse, artık devrim olmaz diye bir şey diyemez — belirli koşullarda, 1789 öncesi beklenmedikliği içinde pekâlâ patlak verebilir tekrar, Arap Baharı’nda olduğu gibi (ama nereye kadar gideceği ayrı mesele). Ama öte yandan, kimse de programını “tek yol devrim ve sosyalizm” formülüne dayandıramaz. Sistemik anti-kapitalizm üzerine, bu anlamda sosyalizm üzerine, hele sosyalizmin insanlığın geleceği olduğu ve oraya ancak devrimle varılacağı inancı üzerine, hiç ama hiçbir şey inşa edilemez.

Dahası, buradan türeyen muhalefet anlayışı üzerine de hiçbir şey inşa edilemez — klasik sağ-sol değişmezliklerine bağlı kalmak, hep aynı ideolojik çatı altından konuşmak, sürekli istemezükçülük, her şeye hayır demek, “düzen partileri”ni tu kaka etmek, onların atılımlarına “devrimci barut”larının tükenip tükenmediği açısından bakmak, bir yere kadar ilerici olabileceklerini ama bir yerden sonra artık hep gericilik yapacaklarını sanmak, azamîcilik (maksimalizm), çatışmacılık, boyölçüşmecilik ve imhacılık gibi. Biliyorum, bunu görüp sineye çekmek, belki, bir zamanlar benimsediğimizi iktidar pratiklerinin çökmüşlüğünü kabullenmekten bile daha zor. Ama zorunlu ve asıl bu zorunlu. Toplumsal değişime katkıda bulunmak isteyenlerin, eski alışkanlıklarını unutup (bu açıdan bilgisizleşip, unlearn edip)  normal demokratik siyaseti ve reformculuğu yeni baştan, sıfırdan öğrenmesi gerek.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
10.09.2019
Başkalarının aynasında Türkiye (1) İnter taraftarları
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
4.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
30.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive