Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları


18.01.2015 - Bu Yazı 2655 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 [17 Ocak 2015] Şimdi her şey bitti de Amerikan futbolu ve NFL mi kaldı? Bir kere, sırf spor çerçevesinde bile bu, ne kadar gayri millî bir snobizm? Asıl önemlisi, terör, düşünce özgürlüğü ve inançlara saygısızlık; buradan hareketle Avrofobi ve İslâmofobi gibi son derece ağır ve vahim konuların ortasındayken bu ne hafiflik ve ciddiyetsizlik?

Demeyin lütfen. Bizim neslimiz gözü politikadan başka bir şey görmeyen tek-çizgili bir darlıktan hayli çekti geçmişte. Hayat sonsuz çeşitliliği içinde çok karmaşık bir bütün. Ve hep aynı derunîlik düzeyinde seyredemez. Sıkar, bezdirir. Ayrıca, sözünü edeceğim küçük olayın, bir “tersten ırkçılık” örneği olarak, çok da alâkası var, Charlie Hebdo katliamı ve büyük Paris yürüyüşünden, “asıl fail Batıdır” yayınları ve “Haçlı Seferi” yorumlarından bu yana konuştuğumuz meselelerle.

Benimse bir, “ağır ol, molla desinler” tavsiyelerinin yararlı olabileceği yaşlarım (ah ah) çok gerilerde kaldı; iki, Euroleague’in sponsorluğunu THY’nin yaptığı ve reklâmlarına (yerli tüketime yönelik Onaltı Türk Devleti askerlerini değil) elbette Messi ile Kobe Bryant’ı çıkarmakla övündüğü, futbolda bütün kulüplerin sahaya dört-beş-altı “yabancı” çıkardığı, bütün uzun mesafe koşucularımızın ise Kenya’dan geldiği bir küreselleşme ortamında, “millî spor”u koydunsa bul artık; üç, bilinçli tercih ve düşüncelerim bir yana, gençliğim, yetişme tarzım ve halen de yaşam tarzım itibariyle, maalesef gayet kozmopolit, sol kökenli bir Beyaz Türk olduğum zaten herkesin mâlumu. Komünist bir ailede büyüdüm ve çocuktan Marksist oldum; üstüne bir de liseyi Robert’te, üniversiteyi Yale’de okudum; yani insan daha ne kadar “kökü dışarıda” olabilir, değil mi? Amerikan spor âlemine öyle uzaktan ve kağıt üzerinde değil, çok yakından, içeriden ve bire bir âşinalığım işte o öğrencilik yıllarımdan kalma. Tabii (kıyısından köşesinden de olsa şahsen içinde sayılabileceğim) yüzme ve sutopunu, ama ayrıca basketbolu ve Amerikan futbolunu da yakından izledim. Her şey bir yana; esasen sosyal hayat bakımından buna az buçuk mecburdunuz. Hafta sonu maça ve maç sonrası partiye değil de nereye götürecektiniz kız arkadaşınızı? İkide bir sarılıp öpüşmek için, kendi takımınızın sayı yapmasından daha iyi bahane mi vardı, daha maçın sonuna varmadan?

Gençlik işte. Öyle veya böyle, hem beyzbol, buz hokeyi ve Amerikan futbolu gibi, o zamana kadar pek bilmediğim sporların bütün teknik yanlarını öğrendim, hem de, âdeta farkına varmaksızın bir yığın sosyo-kültürel gözlemde bulundum. Bulunmuşum; şimdi dönüp de o 1964-69 aralığına yeniden ve ince ince hatırlayarak baktığımda, çok daha iyi anlıyorum. Liseyi bitirip Amerika’ya gideli tam elli yıl oluyor. Her şey bir yana; gerek NBA’si, MLB’si, NHL’si ve NFL’siyle profesyonel ligleri, gerekse bütün NCAA (kolej) sporlarıyla, belki sadece atletizm hariç, çok ama çok beyaz, bugün tiryakisi olan gençlerin tasavvur edemeyeceği derecede beyaz bir dünyaydı. Yurttaşlık Hakları (Civil Rights) hareketinin en civcivli zamanıydı (henüz toplumsal kültürü derinden değiştirmemişti); Güney eyaletlerinin kamusal alanında, toplu taşıma araçlarında ve okullarında ırk ayırımı daha yeni ve zar zor sona erdirilirken bir yandan da Martin Luther King Jr bu uğurda canını veriyor; negro (zenci) ve daha kötüsü (“kıro”yı andıran) nigger deyimleri hâlâ hiç çekincesiz kullanılıyor; black (siyah) ufak ufak devreye giriyor; African American (Afrika kökenli Amerikalı) ise henüz ufukta gözükmüyordu. Liberal hoşgörünün kalesi sayılan kuzeydoğuda, New England’da bile, üniversite gençleri arasında “siyah bir kızla çıokmak ister miydiniz” veya “siyah bir erkekle çıkmak ister miydiniz” türü, hiç olmayacak sanılan durumları kurcalama tarzları bugün hayli tuhaf gelen anketler yapılabiliyor; dahası, “beyaz erkek + siyah kadın, eh, hadi neyse, belki olabilir de siyah erkek + beyaz kadın asla olmamalı” diye özetleyebileceğim, “bu siyah erkekler bizim beyaz kadınlarımızı elimizden alacaklar” tarzı bir macho ırkçılık, söz konusu anketlerin sonuçları ve yorumlarına kuvvetle yansıyordu.

Spora gelince, altmış yıllık özel Negro Leagues (Zenci Ligleri) utancından sonra, beyzbolda ırk ayırımı duvarını ilk defa 1947’de Jackie Robinson’ın (nice hakaret ve aşağılamaya göğüs germek pahasına) delmesinin ardından, MLB, NBA ve NFL’de siyahların varlığı artmaya başlamıştı gerçi. Öte yandan, bu gelişme henüz belli bölgeler ve rollerle sınırlıydı. 1861-1865 İç Savaşı’nın kölelik karşıtı Kuzey eyaletlerinde dahi, “beyaz” kalmaya çalışan kulüpler vardı (Bill Russell, Sam Sones ve K. C. Jones’un varlığına karşın kimliği daha çok Bob Cousy, Tommy Heinsohn ve John Havlicek ile özdeşleşen Boston Celtics, ya da gene aynı şehrin İtalyan-İrlandalı çoğunluğuna hitap eden Boston Red Sox gibi). “Derin Güney”de ise ırkçılık hemen hiç sorgulanmazdı. Güney üniversitelerinin Amerikan futbolu maçlarından önce, İç Savaşın âsi ve kölelik yanlısı CSA (Confederate States of America) devletinin bayrağı çekilir; “Johnny Reb” ve “Dixie’s Land” gibi marşları çalınır; haliyle bu üniversitelerin basketbol ve Amerikan futbolu takımları çok büyük ölçüde beyazlardan kurulurdu. 2006’da çevrilen Glory Road filmi, 1966 NCAA basketbol şampiyonasını konu alır. Finali Kentucky Üniversitesi’ni 72-65 yenen Texas Western kazanmış ve yer yerinden oynamıştı. Ben bir anlamda “orada”ydım; Yale’de ikinci sınıf öğrencisiydim, ikinci sömestirin ortalarındaydım ve maçı televizyondan nasıl seyrettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Siyahlardan “maymunlar” diye söz etmesi zamanında gayet normal karşılanan Adolph Rupp ve sırf beyazlardan oluşan takımı, Beyaz Amerika’nın kutsal sembollerindendi. Karşılarında ise, çoğu siyahlardan oluşan Texas Western bütün sezon boyunca her gittiği yerde ırkçı tâcizlere uğradığı yetmiyormuş gibi, final maçına sırf siyah bir ilk beşle çıkmaya cüret etmişti ve bu, düşünün, ABD basketbol tarihinde ilk defa oluyor, tabii kazanmaları da üzerine tüy dikerek bir dönemin sonunu simgeliyordu. Gene aynı yıllarda, yani 1950’ler ve 60’larda, ister (geçmişte özel olarak siyahlar için kurulmuş olanlar hariç) kolej ve üniversite sporlarında, ister profesyonel liglerde, siyah koç veya antrenör diye bir şey mevcut değildi. Olamazdı, çünkü eğitim, kültür ve zekâ bakımından aşikâr ki “geri”ydiler; böyle zihinsel üstünlük, bilgi ve planlama gerektiren işleri yapamazlardı. Aynı ırkçı varsayımlardan ötürü, örneğin basketbolun akıcı işlev değişiklikleri içinde bile, oyun kurucu gard pozisyonu mümkünse beyaz oyuncular için rezerve edilirdi de, bu önyargıyı Magic Johnson’dan çok önce ilk delen Oscar Robertson olmuştu.

Oysa Amerikan futbolunda söz konusu “işbölümü” çok daha mutlak ve belirgindi. Bu dalda en kritik pozisyon quarter-back denen ofansif oyun kuruculuktur. İsminin artık çok gerilerde kalmış bulunan kökeni, diğer “bek”lere (half-back, full-back) göre oyunun başlangıç hattına (line of scrimmage) en yakın noktada durmasından gelir. Quarterbackveya oyun kurucu, takımın mutlak kaptanıdır. Arada sürekli kesintilerle, dura-kalka oynanan Amerikan futbolunda, iki “oyun” (play) arasındaki fasılada, bir sonraki sekansta hangi “oyun”u uygulayacaklarını takım arkadaşlarına dikte eder; sonra gelip kendi ön hat oyuncularından ortadaki center’ın hemen arkasında dikilir; karşı takımın savunmadaki dizilişini gözden geçirir; gerekirse hazırladıkları “oyun”u değiştirir ve başka birini, şifresini bağırarak devreye sokar; geriye sayım yapar; center’ın bacaklarının arasından geri beslediği topu kapar; ya koşarak top taşıyan “bek”lerinden birine verir, ya da ofansif ön hat (offensive line) oyuncularının oluşturduğu barikatın ortasındaki “cep”te birkaç saniye bekleyerek etrafına bakar ve boşa kaçmış bir “reseptör” (receiver) bulursa topu ona havadan pas olarak atmaya çalışır. Bu da, her şeyin üzerine, bir de basketbolda çok üstün bir üçlükçüye eşdeğer bir top hâkimiyeti ve atış becerisi anlamına gelir.

Özetle, evet, quarterback oynamak çok özel bir beceriler bileşimini gerektirir ve bütün takım sporları içinde hiç kuşkusuz en zor, en karmaşık pozisyon demektir. Bu çerçevede, ilginçtir ki 1960’larda tek bir siyah quarterback yoktu Amerikan futbolunda – ne profesyonel ligde, ne de (gene özel siyah kolejleri hariç) üniversite takımlarında. Efsanevî antrenörlerin nasıl “bek” seçtiklerini anlatan espriler dolaşırdı ortalıkta. Güya biri, oyuncularını bir tuğla duvarın önüne dizer ve “koşup içinden geçmelerini” emredermiş. Bunu tereddütsüz ve gerçekten yapanlar, yani duvara çarpıp yıkanlar fullback, duvara çarpıp geri tepenler halfback, duvara şöyle bir bakıp etrafından dolananlar ise (bu zekâ belirtisi sonucu) quarterback olurmuş. Anladınız işte; quarterback’lerin hep beyaz, yerde koşarak top taşıdıkları için en ağır şarjlara maruz kalan fullback ve halfback’lerin görece daha çoğunun siyah, çok hızlı koşup açığa kaçması ve sonra, havadan atılan pasları bazen sıçrayarak yakalaması gereken kıvrak receiver’ların ise daha da fazla siyahlardan olması işte bu yüzdendi. Adolph Rupp’ın dediği gibi, “maymun”dular alt tarafı; sadece “ırkî özelliklerine bağlı” olduğu iddia edilen fiziksel kapasiteleriydi önemli olan; kıt zekâlı olmaları çok bir şey fark etmiyordu.

İşte bu denli ırkçı bir ortamdı, 1960’ların Amerikan sporu ve özellikle Amerikan futbolu dünyası. Ama paradoksal olarak spor, aynı zamanda ırkçı önyargıların en erken ve en hızlı kırılmaya başladığı, dolayısıyla toplumun kalanını da kuvvetle etkilediği alan oldu — kısmen, takım oyununun icapları ve beraberinde getirdiği iç dayanışma sonucu; kısmen, gerek profesyonel kulüp ve yarı-profesyonel üniversite takımı yöneticilerinin, gerekse taraftarın ne olursa olsun kazanma ihtiyacı (ve bu yüzden, “fare yakalayabildiği sürece kedinin siyah mı beyaz mı olduğuna aldırmayan” Deng Şiaoping misali, en iyi oyuncularının Afrikalı-Amerikalı mı, Asyalı-Amerikalı mı, Hispanik mi olduğuna bir noktadan sonra boş verebilmesi) yüzünden; kısmen de çok yüksek görünürlük (kitle sporlarında ne olup bittiğini televizyon ortamında on milyonların izlemesi ve bundan etkilenmesi) sayesinde. Yurttaşlık Hakları hareketinin genel kazanımlarının ve ABD politikasında “beyaz olmayan”lardan oy alma zorunluluğunun giderek ağır basmasının yanı sıra, salt spora özgü bu üç faktörün de toplamı, işaretleri daha 70’ler ve 80’lerde görülmeye başlayan bir değişime yol açtı. Şimdi eminim, dünyadan habersiz ve hele tarih hiç bilmeyen sıkı solcu gençlerden biri, çıkıp bana rakamlarla aslında “hiçbir şeyin” değişmediğini, zira kişi başına millî gelir, eğitimde fırsat eşitliği, işsizlik oranı, suç oranı vb göstergelerin hepsinde bir bütün olarak siyahların bir bütün olarak beyazlardan kötü (ve oldukça kötü) durumda gözüktüğünü, dolayısıyla ABD’de ırk ayırımının “aynen” devam ettiğini (ve zaten kapitalizmden de başka bir şey beklenemeyeceğini) bir güzel ispatlamaya kalkar. Ne yapsam nafile; ben bardağa yüzde 25 dolu desem o yüzde 75 boş diyecek; ben yüzde 50 doldu desem o gene yüzde 50 boş diyecek; ben bak yüzde 75 doldu desem o hâlâ yüzde 25 boş demeye devam edecek.

Fakat ne olursa olsun, gerçek şu ki, tam da o kamusal profili çok yüksek spor alanında, gözle görülür bir gelişme söz konusu. Örneğin bugün İç Savaş’ta Confederacy tarafında yer alan ve almayanlarıyla bütün Güney eyaletlerinin bile — Virginia, Kuzey ve Güney Carolina, Georgia, Kentucky, Alabama, Arkansas, Tennessee, Missouri, Mississippi, Louisiana, Texas ve Florida dahil — hemen bütün kolej ve üniversiteleri, en popüler iki spor dalından basketbolda neredeyse tamamı, Amerikan futbolunda ise çoğunluğu siyah takımlarla sahaya çıkmakta. Dahası, bunların birçoğu siyah quarterback’lerle oynamakta. 1980’ler ve 90’larda, lisede quarterback oynayan yetenekli siyahlar üniversitede hızlı-açık pas receiver’lığına ya da savunmadaki muadili olan cornerback’liğe geçirilirken artık geçirilmeyip oyun kuruculuğa devam ediyorlar. Daha dahası, ister basketbolde, ister Amerikan futbolunda bu Güney üniversite takımlarının birçoğunun baş ve yardımcı antrenörleri de siyah. Aynı şey, Amerika genelinde de belirgin. 2000’lerin başlarına kadar, başarı istatistikleri ne olursa olsun siyah baş antrenörlerin işe alınma olasılığı hâlâ beyazlardan daha düşük, işten çıkarılma olasılıkları daha fazlaydı. Bunun güvenilir raporlarla tesbit edildiği 2002 yılından bu yana, bu konuda da bir iyileşme yaşandı ve NFL’deki siyah baş antrenör oranı yüzde 22’ye çıktı. Quarterback’ler açısından ise dönüşüm daha çarpıcı. Bir kere üniversite düzeyindeki siyah oyun kuruculuk fideliği garantilendikten sonra, NFL bunun meyvalarını toplamakta gecikmedi. Walter Moon, Donovan McNabb, Randall Cunningham, Steve McNair, Michael Vick, Doug Williams, Daunte Culpepper ve Kordell Stewart gibi büyük siyah quarterback’ler birbirini izledi. Vick hâlâ oynuyor ve Russell Wilson, Cam Newton, Robert Griffin III ya da Terry Bridgewater gibi diğer Afrikalı-Amerikalılarla birlikte, NFL’nin önde gelen oyun kurucuları arasında yer alıyor.

İyi de, bütün bunların en başta anons ettiğim “tersten ırkçılık” sorunuyla ne ilgisi var? Şu: NFL sezonu sonuna yaklaşıyor. Bu Pazar (yani yarın, ya da bugün, 18 Ocak 2015) yarı-final demek olan grup şampiyonluğu maçları oynanacak. AFC şampiyonluğu için New England Patriots ile Indianapolis Colts, NFC şampiyonluğu için de Green Bay Packers ile Seattle Seahawks karşı karşıya gelecek. Kazananlar 1 Şubat’ta Super Bowl’da kozlarını paylaşacak.

Bunlardan daha dramatik olanı, Green Bay – Seattle karşılaşması. Nedeni, Packers’ın bütün zamanların en büyük pasör oyun kurucularından biri sayılan (beyaz) quarterback’i Aaron Rodgers’ın üç haftadır sol baldırından sakat olması. Bu yüzden hareketliliği çok kısıtlı; doğru dürüst koşamıyor, yer değiştiremiyor, şarjlardan kendini yeterince sakınamıyor; sadece birkaç geri adım atıp “cep”e çekildiğinde dahi, uzun hava pası atacağı zaman sol ayağını öne çıkarıp sağlam basarak kuvvet alamıyor. Bu da pas dağıtım menzilini ve isabet yüzdesini hayli olumsuz etkiliyor. Kendi sahasında oynayacak olan Seattle Seahawks’un zaten çok güçlü olan hem ön hat, hem arka alan savunması bu koşullarda büsbütün avantajlı kabul ediliyor.

Dolayısıyla maç öncesi çoğu tahlil ve yorum, Seattle savunmacılarının Aaron Rodgers’a çok acı çektirebileceği ve hayatı zindan edebileceği yönünde. NFL web sitesinden bir muhabir (Chris Wesseling), gitmiş o müthiş arka alan savunmacılarından biriyle, ünlü (siyah) safety (bizim futboldaki stoper veya liberoya denk gelen son defans adamı) Earl Thomas’la konuşmuş. Bir yere kadar, düzgün gitmiş röportaj. Thomas, Aaron Rodgers’in sakatlığı nedeniyle hiç kolay galibiyet hayallerine kapılmadıklarını anlatmış uzun uzun. Rakibine ne kadar saygı duyduğunu vurgulamış. Bu çerçevede, You don’t really see a lot of quarterbacks of his skin color with soul like that, yani (soul sözcüğünü ruh diye mi, yürek diye mi çevirdiğinize bağlı olarak) “Derisi onunla aynı renkten olan quarterback’ler genellikle onun kadar yürekli olmuyor” ya da “Onunla aynı renkten quarterback’lerde genellikle böyle bir ruh göremiyorsun” gibi bir şey söylemiş. Özetle, beyaz oyun kurucuları toptan “yüreksiz” veya “ruhsuz” kategorisine sokuvermiş.

Şimdi bu, inanılmaz derecede naif, inanılmaz derecede fütursuz, ağzından çıkanı kulağı duymayan bir “tersten ırkçılık” değil de ne? Dahası, Thomas’ınki artık bir mağdur ve madun söylemi değil, üsttenci bir muktedir söylemi değil de ne? Fakat hayır, kimine hiç de öyle gözükmüyor anlaşılan. Bu yazıyla uğraşırken, birkaç defa dönüp NFL sitesindeki okuyucu yorumlarına baktım. Önemli bir kesim sırf savunmaya çekilmiş. Earl Thomas’a arka çıkmak için binbir dereden su getiriyor; soul kavramının siyah duygusallığı ve vokabülerindeki özel yerinden de hareketle (bkz soul music) “canım ne var, beyazların [da] ruhu olabileceğini söylemiş, onları da soul kapsamına almış ya, daha ne istiyorsunuz, bunun neresi ırkçılık” dahi diyebiliyorlar. Bir adım ötede, asıl Thomas’ı eleştirenleri ırkçılıkla suçluyorlar: “Tabii, adam siyah değil mi, vur gitsin.” Ve maalesef, Thomas’a tepki gösterenlerin herhalde büyük ölçüde beyaz, kol kanat gerenlerin ise büyük ölçüde siyah olduğu hemen anlaşılıyor.

Kıssadan hisse? İllâ bir çatı altından konuşmayıp, daha çok kendini ve kendi “taraf”ını gözden geçirmeye eğilmek mümkün mü? Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Nâzım’ın komünist sempatizanı “üniversiteli”si, sıradan halkı temsil eden Çanakkale gazisi “Tatar yüzlü adam”ın bütün çektiklerine karşın devlete güven duymaya yatkınlığı karşısında Ne yazık, / ne çabuk affediyorlar diye geçirir aklından.

Ben de bir yandan Earl Thomas’lara, bir yandan İsrail’e, bir yandan Taliban – El Kaide – IŞİD fasilesine, bir yandan onlara mazeret bulanlara bakıp, ne yazık, mağduriyet ve maduniyetten (küçük-büyük, her biri kendi alanı ve çapında) kahhar ve kibirli bir muktedirliğe ne kolay geçiyorlar diye düşünüyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
30.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (5) Kolay mı sandın, Avrupa-merkezciliği eleştirmeyi?
29.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (4) Avrupa-merkezci “feodalizm” sorunsalı
28.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (3) Farklı dönemler, coğrafyalar ve öğrenme süreçleri
23.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (2) Timara dayalı ve paraya dayalı devlet
22.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (1) Sorunun düşünsel arkaplanı
11.06.2020
Not (2) Sonra bir gecede nasıl dönüverirler
9.06.2020
Not (1) Büyüyen bir iğrenme ve iç bulantısı
7.06.2020
Meğer bunu da yazalı sadece bir buçuk yıl olmuş
6.06.2020
Nâzım ve döneminin trolleri
5.06.2020
Ben de bir troldüm
23.05.2020
(3) Bir iç-sömürgeleştirme öyküsü
20.05.2020
Kolomb’dan önce onlar vardı (2)
19.05.2020
(1b) Dokuz yıl önce de yazmışım
12.05.2020
Test ve vaka sayıları arasındaki ilişki
10.05.2020
Sömestir sonu
6.05.2020
Gene salgın (2) Türkiye hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
4.05.2020
Gene salgın (1) dünya hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
27.04.2020
Bazı tuhaf sorular
24.04.2020
İstifa (2) medya ve siyasî kültür faktörü
22.04.2020
İstifa (1) özgür irade sorunu
18.04.2020
Bize nasıl yalan söyleniyor?
17.04.2020
Nasıl olabilir? Neden olamaz?
12.04.2020
Cuma gecesinin “yasak” felâketi
10.04.2020
Hayır, biz bize yetemeyiz
6.04.2020
Korona mevsiminde İstanbul’un kedileri
5.04.2020
Trump bile anladı
4.04.2020
Salgının tırmanışı (endişeli düşünceler)
2.04.2020
Bilim ve politika
28.03.2020
Yılkı insanları
22.03.2020
Ne çabuk affediyorlar
15.03.2020
Timsahlar ve politikacılar
1.03.2020
Bir zamanlar din meselesi; dün ve bugün Kürt meselesi
29.02.2020
Yapayalnız ve Rusya ile başbaşa
23.02.2020
Masal
22.02.2020
Ciğercinin kedisinden, Osman’ın kedisine
21.02.2020
Suç aranıyor
20.02.2020
Osman Kavala’nın Patrona Halil isyanı
30.01.2020
Âdâb, vicdan, merhamet kalmadı
28.01.2020
Sınır, kurum ve kural da kalmadı
21.01.2020
Goebbels özentisinin geçici sonu
14.01.2020
Çin, Nobel, NBA, TikTok, Mesut Özil (ve yer yer Türkiye)
12.01.2020
Çin ve haberleşme özgürlüğü (ve yer yer Türkiye)
10.01.2020
Uygurlar ve Ermeniler
9.01.2020
İran’da insan hakları (ve yer yer Türkiye)
6.01.2020
Myanmar’ın Rohingyaları (ve yer yer Türkiye)
5.01.2020
Aşırı uçlar, aldatılanlar, dış güçler, çifte standartlar, yalan haberler
3.01.2020
Yap-işlet-devret anti-emperyalizmi
20.12.2019
İzninizle, farkı açıklamaya çalışayım
16.12.2019
“Liberalizm sonrası”
13.12.2019
Hayır
2.12.2019
1920’lere ilişkin gecikmiş bir tartışma (Alper Görmüş ve Şükrü Hanioğlu)
25.11.2019
Yale-Harvard (veya: bu da mümkün)
12.11.2019
Kimimiz öldük, kimimiz biraz daha az kâr ettik
11.11.2019
El zindanıyla Stalin kesilmek
4.11.2019
Ataerkilliğin en Marksist varyantı
31.10.2019
Röportaj nasıl yapılır? PKK’yla röportaj nasıl yapılır?
29.10.2019
Uhuru, Uluru (2) İnsanlığın çabaları ve bocalamaları
28.10.2019
Uhuru, Uluru (1) Avustralya’nın iskân tarihi
16.10.2019
“Kurtarıcı”ların anlamadığı
14.10.2019
Bertolt Brecht’ten iki şiir
10.09.2019
Başkalarının aynasında Türkiye (1) İnter taraftarları
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
4.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
30.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
1 0
Hrac Madooglu 18.01.2015 - 02:42:18
AK Partiyi elestirmekten kacinmak icin yazilmis bir yazi gibi geldi bana. insallah yaniliyorumdur. Erdogan'in her gun yaptigi ters isleri savunmak yorucu, yipratici bir is olsa gerek. Elestirilecek cok seyleri var, Erdogan'in da AK Parti'nin de. Arasira elestiriyorsunuz ama cogunlukla ya susmayi, ya da bu yazinidaki gibi konuyla ilgisiz seyler yazmayi tercih ediyorsunuz. Kurtarin kendinizi bu cukurdan. Gunun birinde sizi de pisman eder bu hukumet. ABDdeki zencilerin durumu da 50 sene oncesine gore daha iyi ama icinde yasadigimiz domem icin hic de yeterli degil. Zencilerin %80i hala yoksulluk sinirinin altinda yasiyor o ulkede. Olum mahkumlarinin %84u zenci. Yetiskin zenci nufusunun %40inin en az bir sabikasi var. Zencilerin yogun olarak yasadigi yerlerde devlet okullarinin hali icler acisi. Zencilerde issizlik orani beyazlardan 5 kat yuksek...Liste uzayip gidiyor. NFL ve NBAdeki oyuncularin cogunun veya ABDnin Cumhurbaskaninin zenci olmasi bu gercegi degistirmiyor. Zenci nufusunun cok kucuk oraninin zengin veya basarili olmasi sizi aldatmasin.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,06
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive