Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Babam öleli beri


13.02.2015 - Bu Yazı 5336 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 [10 Şubat 2015] 1976’nın galiba gene böyle soğuk bir 9 Şubat günüydü. İlk evliliğimdi; annem babam Ankara’da, Maltepe’deki Vehbi Koç Yurdu’nun hemen arkasındaki Onur Sokak’ta, bizse İstanbul’da, Acıbadem’de oturuyorduk. Evde telefon var mıydı, yoktu sanırım; ayrıca o zamanlar böyle internet, e-mail, cep telefonu filân da yok. Akşam kapıdan girdim ki eşim, bir aile dostumuzun gelip haber verdiğini söyledi: Baban hastaymış, durumu ağırmış, hemen gidecekmişsin. Gerisin geri çıktım ve Haydarpaşa’dan ilk treni yakaladım; koridorda, kâh ayakta kâh strapontenlerde oturarak gittim bütün gece, yetişebilecek miyim diye karanlığa bakarak. Olmadı. Sabah zili korka korka çaldım; kızkardeşim karşıladı ve babamı kaybettik dedi. Sonra annem ve salonda seçemediğim bir kalabalık. Mırıltılar, gözyaşları, yarım yamalak açıklamalar. Hastane, morg, yıkanırken başında duruşum, kefenine yerleştirdiğim üç kırmızı karanfil. Bugün kendisi de büyük ölçüde göçmüş bir nesilden, baş sağlığına ve cenazesine gelenler. Hacı Bayram Camii’nin avlusunda, her ihtimale karşı birkaç panzer refakatinde, Solun eski önemli isimlerinden ilkini (henüz 55 yaşında) uğurlaması.

Dört yıl önce, yani 35. yıldönümünde, Neyyir’le oturup şu kısa biyografiyi derlemişiz, sırf kendi aramızda: Erdoğan Berktay, 6.9.1921 İzmir – 9.2.1976 Ankara. İzmir’de, Altın Park’ın yukarısındaki Derebaşı’nda, büyükannesinin babası Ahmet Ağa’nın avlulu, kameriyeli evinde doğdu. Babası Halil Namık Bey de, annesi Ülfet Hanım da Girit muhaciriydi. Mübadeleden çok önce, 1896-1900’de kaçıp gelmişlerdi. Soyadı Kanunu çıktığında Halil Namık, kısmen öztürkçe bir türetme yoluyla, ama kısmen de Girit’teki aile adı “Bedderaki’ler”e benzeterek, Berktay soyadını alacaktı.

Erdoğan dört erkek kardeşin en büyüğüydü (diğerleri 1931’e kadar iki üç yıl aralarla Alparslan, Orhan, İlhan diye sıralandı). Agora’nın yanındaki, sonradan yanan Misak-ı Milli İlk Mektebi’nde dördüncü sınıfa kadar okudu. Mühendis Mektebi’nde (sonra İTÜ) Riyaziye (Matematik) öğrencisiyken Çanakkale’ye gönüllü gidip 18 Mart 1915’in büyük bölümünde Dardanos (Hasan-Mevsuf) bataryasına kumanda eden, agnostik, hoşgörülü ve geniş ufuklu Halil Namık Bey, Millî Mücadele’den sonra orta halli bir Cumhuriyet bürokratı olmuştu. İş Bankası Milâs şubesi müdürlüğüne atanınca, 1932’de oraya taşındılar ve Milâs İlk Mektebi’ni bitirdi. 1933’te Sümerbank kurulduğunda babası bu sefer Ankara’da, merkezde, teftiş kurulunda görev aldı ve aile Ankara’ya taşındı. Erdoğan Berktay da Gazi Lisesi’ne girdi. Babası İzmit Kağıt Fabrikası’na atanınca ise İstanbul’a, Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti. Dönüp dolaşıp liseyi İzmir Erkek Lisesi’nde (sonradan Namık Kemal Lisesi), Şani (Kösemen) dayısının evinde kalarak tamamladı.

Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, bir yandan İş Bankası’nda çalışarak; askerliğini ise yedek subay olarak Kağıthane-Alibeyköy’de yaptı. Eskiden beri ailecek tanıştıkları, çocukluktan arkadaşı, Güzel Sanatlar Akademisi mezunu yüksek mimar Yegân Anlı’yla, 1946’da İstanbul’da kendi başlarına evlendiler. Çocukluğundan beri ele avuca sığmazdı, iddialıydı; boyun eğmez, meydan okumaların üstüne üstüne giderdi. Halil Namık Bey alışkındı büyük oğlunun sürprizlerine. Telgrafla haber verdiği nikâhına da aileden bir tek o, alelacele vapura atlayıp zor katıldı.

İzmir’de baba ocağına döndüler. 1947’de oğlu oldu. Sonra Salihli ve ardından Alaşehir’e taşındılar; her iki yerde eşi belediye imar dairelerinde çalışırken kendisi hazine avukatlığı yaptı. Bir yandan da Demokrat Parti’ye girmişti ve yerel teşkilâtlarında yükseliyordu. [Marksizmi ne zaman ve nasıl, hangi çevrelerde benimsediğini, gizli TKP’ye ne zaman katıldığını bilmiyoruz. Sorulmaz, konuşulmazdı böyle şeyler. Ama DP’ye girmesi, mutlaka CHP’ye karşı demokrasinin biraz olsun genişlemesini DP’den bekleyen bir Şefik Hüsnü tahlili çerçevesinde ve parti talimatıyla olmuş olmalıydı.] 1951’de (oğlu dört yaşındayken) tekrar İzmir’e, baba evine avdet ettiler. Bu dönüşte, o sırada başlamış bulunan 1951-52 TKP tevkifatının kendisine de sıçraması halinde karısı ve küçük çocuğunun taşrada yalnız kalmaması endişesi önemli etkendi.

Nitekim, kısa bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra o da tutuklandı. Götürülürken, kardeşinin kulağına kendisini ele verenin adını fısıldadı. O kişi sonra mahkemedeki ifadesiyle de onun hüküm giymesinin tek nedeni oldu. Sadece kendini savunursa her şeyin hallolacağı ailesine söylendi, ama o bütün sanıkları savundu. İki yıl hapis ve bir buçuk yıl mecburi ikamet (iç sürgün) cezası yedi. Mahkeme sırasında bir buçuk yıl (Harbiye ve Sultanahmet cezaevlerinde) tutuklu kalmış olduğundan, temyiz aşamasında tahliye olup İzmir’e döndü. Ardından hüküm kesinleşince son altı ayını Nevşehir cezaevinde geçirdi. O sırada hastalanan babasının ölümüne çok az farkla yetişemedi. Aynı 1957 yılında kızı doğdu. Sürgününün ilk dönemini Adapazarı’nda geçirdi; her gün yerel karakola gidip imza atmayı içeren mecburi ikameti, yedi ay sonra İzmir’e nakledildi.

Hem çok dürüst ve ilkeli, hem çok asabî (ve dolayısıyla uzlaşmaz-geçimsiz) bir kişiliğe sahipti. Çok okur, her an düşünürdü. Evde kitap ve ansiklopedi alışkanlığını babası Halil Namık Bey başlatmıştı; o sürdürdü ve zamanın MEB’inin 1943-47 arasında yayınladığı Dünya Klâsikleri’yle rafları doldurdu. Kendi kendine öğrendiği İngilizce ve Fransızcası inanılmaz derecede iyiydi; her iki dilden rahat ve düzgün çeviri yapabiliyordu. O kuşağın gerçek aydın vasıfları kuşkusuz en ileri Marksist entellektüeliydi. Bir yandan, Leninizme çok derinden bağlıydı; düşüncesinin sınırları son tahlilde bununla belirleniyordu. Diğer yandan, teorik angajmanının bastıramadığı bir gözlem bağımsızlığına sahipti. Bilgi birikiminde tabu ve yasak tanımaz; Mein Kampf’ı dahi okumak gerektiğini savunur; dost sohbetlerinde devrimcilik adına Yahya Kemal’in küçümsenmesine kızar; “köy romanı”nı Türkiye’nin gelişen kentsel realitesinin dışında kaldığı için eleştirir; ilk-orta-lise yıllarının standart kompozisyon ödevlerinde hep “sanat toplum içindir” cevabının istenmesine karşı, 19. yüzyılda “sanat sanat içindir”i savunanların o çağın özgürlükçü muhalifleri olduğunu hatırlatır; 1960’ların o koyu Üçüncü Dünyacı ortamında dahi, bir yanda emperyalistler ile diğer yanda ezilen-sömürülen ülke ve halkların “kendileri değil ama birbirleri hakkında söyledikleri her şeyin doğru olduğu” gibi şaşırtıcı çıkışlar yapabilirdi.

Ağır ceza yediği için avukatlık yapma hakkı elinden alınmıştı. Bir ortağının (Besim Akımsar) koyduğu sermayeyle, 27 Mayıs 1960 sonrasının ilk sol dergisi olan haftalıkYol’u İzmir’de çıkardı. E.B. rümuzu ve Emir Bumin imzasıyla başyazılarını ve hemen bütün yazılarını yazdı. Dergi CHP’nin ortağına yaptığı baskı sonucu kapandı. Gene arkadaş desteğiyle, Konak’ta, Elhamra Sineması ve Millî Kütüphane’nin hemen arkasında, Birinci Beyler Sokağı’nın ağzındaki Kültür Kitabevi’ni açtı ve yönetti; orada sol bir çevre yarattı. 1951-52 tevkifatından sonra Türkiye’de kalan eski TKP’liler çevresinin fiilî lideri Reşat Fuat Baraner’in özel, kişisel talimatıyla İstanbul’a gidip, yeni kurulmuş olan TİP’in genel başkanı Mehmet Ali Aybar ve diğer önemli aydın ismi Behice Boran’la mahrem görüşmeler yaptı; söz konusu çevrenin bütün ağırlığını TİP’ten yana koymasını sağladı. Aynı yıllarda, Sosyalist Kültür Derneği’nin İzmir şubesinin kurulmasına önayak oldu. (Turhan Tükel’in yönettiği) Vatan gazetesinin serbest forum sayfalarına Erdoğan Başar adıyla hemen her hafta yazmaya başladı. Kamusal bir aydın ve “eski tüfekler” diye bilinmeye başlayan çevrenin önde gelen isimlerinden biri olarak bu adla ünlendi. Bir dönem TİP’in gayri resmî teorik organı konumundaki Sosyal Adalet dergisinin çıkmasında da önemli payı, katkısı vardır. 1838 Ticaret Sözleşmesi üzerine, o dönem için önem taşıyan incelemesi bu dergide yayınlandı.

1964’te Ankara’ya taşındılar. (Muzaffer Erdost’un kurduğu) Sol Yayınları’nın ilk editörü oldu. Yeni dönemde Türkiye’de ilk Marx’ı, ilk Lenin’i, ilk Mao’yu ya bizzat çevirdi ve/ya bastı. Sosyalizm Sözlüğü kitabını yazdı. TİP yönetimiyle araları açılan “eski tüfekler”in çıkardığı Türk Solu dergisinin yazı kurulunda yer aldı. 1967 Kıbrıs buhranı sırasında Mihri Belli’nin izlediği aşırı milliyetçi, darbeci çizgiye ve emrivakilerine yazı kurulunun karşı çıkmaması üzerine istifa edip ayrıldı ve bir daha dönmedi. Sol Yayınları’ndan ayrıldıktan sonra, Anadolu Yayınları’nı kurdu fakat bozulan sağlığı nedeniyle yaşatamadı. [Bir noktada, Rasih Nuri İleri’ye devretmek zorunda kaldı.]

Gençliğinde geçirdiği artritik romatizma kalbinde mitral darlığına yol açmışolduğundan, sporcu geçmişi ve yapısına karşın 1960’ların ikinci yarısından, yani 45 yaş dolaylarından itibaren sağlığı giderek sorunluydu. 1973 sonbahar seçimleri gecesi, CHP’nin önde gittiği belli olunca 12 Mart rejimi sona erecek ve “af çıkacak, çocuklar tahliye olacak” diye çok heyecanlandığından (o sırada oğlu hapisteydi), ilk enfarktüs krizini geçirdi; ardından kalbi pıhtı attı ve beyindeki bir damarı tıkadı; oluşan felç sonradan açıldıysa da, vücutta kendi tahribatını bıraktı. O sırada bir çevirisinden mahkûm olmuş olduğundan, hastanede geçirdiği süre boyunca başında jandarma bekliyordu ve ayağından yatağa kelepçeliydi.

1974 affından sonra iki yıl yaşadı. 1976’da, basit bir soğuk algınlığının üç günde yol açtığı kalp yetmezliğinden ötürü hayata veda etti.

*   *   *

Nâzım 1947 tarihli “Ben içeri düştüğümden beri”sinde, ömrünün 1938 komplosu sonucu yitirdiği on yılının imge ve simgelerini sıralar: Gezegenimiz güneşin etrafında on kere dönmüş; katillikten yatanlar yedi buçuğu doldurup çıkmış; kurşun kalemler birer haftada tükenmiş; taylar kısrak, bebekler çocuk olmuş; Dachau’ları ve Hiroşima’sıyla İkinci Dünya Savaşı başlamış ve bitmiş; bir ara vesikaya dahi binen ekmek bir türlü “esmer ve tatsız”lıktan kurtulup eski “bembeyaz” haline dönememiştir. Gene de yapısal anlamda pek bir şey değişmemiştir, zira dünya hep aynı dünyadır bir bakıma: bir tarafta “Amerikan doları” (= kapitalizm), diğer yanda “ONLAR” (= halk, devrim umudu, sosyalizm). Onun içindir ki Nâzım, “Onlar ki toprakta karınca / suda balık / havada kuş kadar / çokturlar, / korkak, cesur, / cahil, hakîm / ve çocukturlar, / ve kahreden / yaratan ki onlardır, / şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır” diye, “aynı ihtirasla” tekrar edebilmektedir.

Benim ise başlık seçimimde Nâzım’dan esinlenmiş olmama karşın, geçmişe benzer duygularla bakmam ve bir zamanlar paylaştığım aynı inancı dile getirmem artık imkânsız, çünkü “Babam öleli beri” on değil otuz dokuz yıl geçti ve bu otuz dokuz yıl, sadece ailemizin dağılması değil, aynı zamanda sapasağlam sandığımız bütün dünyamızın, aynen Komünist Manifesto’nun ünlü All that is solid melts into air cümlesindeki gibi, eriyip buharlaşarak uçuvermesi anlamına geldi. Sovyetler Birliği çöktü; Doğu Avrupa’daki “halk demokrasileri” iskambil kağıtlarından kurulmuş şatolar gibi peş peşe yıkıldı; Çin, tek parti yönetimi altında kapitalist piyasa ekonomisini benimsedi; yeryüzünde sosyalist ekonomi, program, model, ülkeler ve sistem diye bir şey kalmadı. Bir yandan Soğuk Savaş da sona erer ve yaratmış olduğu (TCK’nın 141-142. maddeleri gibi) bazı kurumlar rafa kaldırılırken, diğer yandan uluslararası komünist hareket de tümüyle dağıldı ve tarihe karıştı.

Karmaşık etkileşimleri içinde Sanayi Devrimi ile Fransız Devrimi üç büyük ideolojiye hayat vermişti: Liberalizm, Nasyonalizm, Sosyalizm. Bunlardan birinin bitmesi, yaklaşık 150 yıllık bir siyaset sahnesi ve tarzının da sonu demek oldu. Özel olarak sosyalist siyaset, (a) “işçi sınıfının kurtuluşu” ve (b) “tarihin yönü” olarak (c) “sosyalizm” kavramları etrafında örülmüştü. Sol ve sağ, ilericilik ve gericilik hep bu üç köşe taşına göre belirleniyor ve birbirinden ayrışıyordu. Ama fiilen varolan sosyalizm çökünce ne tarihin yönü kaldı, ne sosyalizm hedefi, ne işçi tabanı ve devrimi — ve ne de komünist partilerin, ister tek tek, ister bir bütün olarak, örgütsel devamlılığı ve hareketin geleneklerini, (doğru veya yanlış) kendi kendini hatırlayış ve sürdürüş biçimlerini kapsayan özel belleği. Ama maalesef bunun bile kapsamlı bir muhasebesi yapılamadı. Çok az sayıda önderlik, hiç olmazsa tarih önünde toptan yanlışlandığı ve işlevsizleştiğini dürüstçe kabul edip kendi kendini lağvetti. Çoğu ise, küçülen çöplüklerin horozları olabilmek uğruna başka bir meşruiyet temeli aradı ve alabildiğine bükülüp buruşturulmuş bir anti-emperyalizm köprüsünden geçerek milliyetçiliğe, hattâ aşırı-milliyetçiliğe rücu etti. 1990’lar ve 2000’lerin en korkunç suçları, tabii reel güçleri oranında — bazen gerçekten, bazen zihnen veya tahayyülen — bu dejenerasyonun muktedir ucunda yer alan Milosevic ve Tudjman’lar ile iktidarsızlık veya kifayetsiz muhterislik ucunda yer alan Perinçek’ler ve benzerleri tarafından işlendi. Bu uçlar arasında bir yerde, herhangi bir zihinsel yenilenme olmadığı, yeninin militanlığı üretilemediği için, yüzeysel uzlaşmalarla kurulan “birleşik” partiler kitle bağlarından yoksun, eylemsiz, habire daralan ve sırf geçmişin menkıbeleriyle yaşayan ahbap çavuş mahfillerine dönüştü. Böyle umutlar hep saman alevi gibi parladı ve söndü. BSP’den ÖDP’ye ve ÖDP’nin eski Dev-Yol tarafından ele geçirilip öldürülmesine; sonra ÖDP muhalefetinden Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ne, EDP’den Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne (ya da eski Kurtuluş grubunun bir parçacığından, sırf Doğan Tarkan’la varolabilen DSİP’e) giden bu çizgi de, artık tamamen tıkanmış ve kurumuşluğu içinde, tarihsel bir sonlanışı yansıtıyor.

Sosyalist solun ciddî, esamesi okunan, az buçuk kaale alınabilir bir güç olmaktan çıkması, taraf olduğu eski toplum sözleşmelerinin post-modern çözülüşünü hızlandırdı ve yeni toplum sözleşmelerini gündeme getirdi. Bu da en belirgin biçimiyle İslâm âleminde yaşandı, yaşanıyor. Bu ülkelerde, uzun süre Sovyetler Birliği’nin himayesindeki yukarıdan aşağı modernist askerî diktatörlükler (Nâsır, Baas, Derg, Halk veya Parçam; Saddam, Hafız Esad, Kaddafi, ya da Afganistan’da — şimdi kimsenin hatırlamadığı — Hafızullah Amin, Nur Muhammed Taraki, Babrak Karmal ve Muhammed Necibullah türü rejim ve liderler) ile Batı’nın şemsiyesi altındaki (Türkiye ve Atatürkçülük gibi) yarı-askerî vesayetçi düzenlemeler, Soğuk Savaş sonrasında dış desteklerini büyük ölçüde yitirdi. Buna karşılık hem çağdaşlaşmacı, hem sosyal adaletçi, hem anti-emperyalist boyutlarıyla Marksizmin bıraktığı boşlukta, İslâmiyet ve İslâmcılık yeni muhalefet seferberliklerinin en önemlisi haline geldi. Dahası, bütün büyük kitle ideolojileri gibi İslâmcılık da moderniteyi (güya) toptan reddeden aşırıları (Taliban, El Kaide, IŞİD, Boko Haram) ve moderniteyle uzlaşan ılımlıları (AKP) ile çıkageldi. Türkiye’nin 1990’lardaki bocalama ve blokaj yıllarının ardından, 2002’den bu yana bütün eski, Fransız devrimi kalıntısı sağ-sol ayırımlarını geçersiz kılan işte böyle bir çağ dönümü ve yeniden mevzilenme yaşanıyor.

*    *    *

Nâzım 1963’te ölmeyip yaşasa ve bugünleri görseydi, ne derdi acaba? Alıştığı ideolojik çatının — dahası, açık konuşalım, son yıllarını çerçeveleyen dolaysız devlet patronajının — yokluğunda, ne düşünür ve yazar, yazabilirdi? Geçtim; babam ne derdi, 94’üne erişip bugünleri değilse bile hiç olmazsa 1989-90 fay hattını görebilseydi? Bunu sorduğum anda, çok kahredici ama, fark ediyorum ki bir bakıma memnunum, Sovyetler çökmeden bu dünyadan göçtüğüne. O benzersiz zelzelenin, Götterdammerung’un (tanrıların alacakaranlığının), Valhalla’nın çöküşünün, bırakalım daha 1976’da tükenen yüreğini; asıl zihni, şuuru, dimağı, ruhsal dengesi üzerindeki etkisini tasavvur dahi etmek istemiyorum.

İnsan ve toplum bilimlerinde laboratuar deneyi olmaz denir ama, nadiren de olsa hayli yakın ikamelerini önümüze getiriyor hayat. Geçenlerde çok kötü bir örneğine rastladım. Neredeyse babamla aynı nesilden, çok saygın, çok birikimli bir büyüğüm. Kapımızı çalan “İslâmi faşizmi” durdurmak için son fırsat saydığı Haziran seçimlerinde, ne kadar zor olursa olsun bir CHP-MHP-HDP ittifakının nasıl kurulabileceğini anlatmış. Dahası, ne kadar tarih dışı ve gerçek dışı olursa olsun, soyut mantık örgüsünün bütün gücü ve teorik belagatıyla, bu ittifakı neden ve nasıl ancak “sosyalistlerin” kurabileceğini anlatmış. Geçtim, sosyalizmi hâlâ amaç ve yol gösterici kabul etmesini; yeryüzündeki bütün iyilik ve kötülükleri sosyalizme yakınlık ve uzaklıkla yargılamasını. Geçtim, eski TKP’nin Kemalist “burjuva devrimi”ne “eleştirmeci-ilerletmeci-tamamlamacı” bakışından ve 1930’larınKadro modelinden kalma, “ister Sosyalist ister Kemalist, bütün devrimciler millî cephede” anlayışını. Geçtim, bu doğrultuda, CHP’ye ve hattâ MHP’ye ilişkin (“tabii hatâları var ama bunlar aşılabilir” tarzı) illüzyonlarını. Geçtim, hem HDP’nin mayasındaki sosyalizmden dem vurmasını, hem de HDP’yi muhtemelen AKP ile gizli bir anlaşma içinde olmakla suçlamasını. Geçtim, bu ittifak gerçekleşir ve kazanırsa sosyalizmin dahi önünü açabileceği, çünkü komünizmin Türkiye halkının kanında olduğu fantezisini (ki sırf bunu hicvetmek fazlasıyla kolay). Geçtim, bütün bu fikirlerin asıl sahibi İP olduğuna göre, kendisinin de herhalde İP’ye katılmasına ramak kalmışlığını.

Hepsinin ötesinde bir örtük veya yarı-örtük koşul daha var ki, realiteden kopuşun zirvesini temsil ediyor kanımca. Satırlar kadar satır aralarını da okuyarak, ben özetliyorum, kendi sözcüklerimle: Bütün bunları hâlâ varolan sosyalist kadrolar başaracak. Teorik vukuf ve müktesebatları gereği, siyaseti hep en iyi sosyalistler bilmiştir zaten. Ve Sovyetlerin çöküşünden yirmi beş yıl sonra, böyle değerli, tecrübeli sosyalist aktivistler el’an mevcuttur. Toparlanabilir, örgütlenebilir, seferber edilebilirler. Politik bilgelik ve dirayetlerinden öncelikle CHP’yi ve sonra bütün diğer örgütleri cömertçe yararlandırarak, hepsini şimdiki yanlış ve felâketli yönelimlerinden kurtarıp doğru çizgiye çekmeleri pekâlâ olasıdır.

Hazinliği bir yana, neredeyse bir laboratuar deneyi dedim, çünkü diyelim Nâzım veya babam da yaşasalardı böyle mi düşünürlerdi gibi faraziyeleri getiriyor akla. Ne kadar seversem seveyim ve ne kadar toz kondurmak istemezsem istemeyeyim, “hayır, asla yapmaz(lar)dı” diyemem bu soruya. Olsa olsa, deterministik olmayan bir belirsizliğin altını çizmek için, karşıt olasılığa kendimi örnek verebilirim. Ben de aynı formasyonun içinden geldim ve Marksist dogmatizmin daniskası olarak Maoculuktan vazgeçmekle kalmadım; her türlü bilimsel kanuniyet, tarihin yönü, ihtilâlci şiddet ve devrimci/devirmeci siyaset anlayışını reddeden bir noktaya evrildim. Bir sol liberal veya sol demokrat oldum. Kendimi öyle tanımlıyorum. Ayrıca, kuşkusuz ki yalnız da değilim. Demek ki çizgisel bir zorunluluk yok ortada. İnsanların neleri sorgulayabildikleri ve sorgulayamadıklarıyla başlayarak çorap söküğü gibi giden-gitmeyen karmaşık örgüler var.

Asıl önemlisi: ölen öldü, kalan kaldı. “Tarihimiz bize şunu emrediyor…” Hayır, hiçbir şey emrettiği yok bize tarihin. “Atalarımızın mirasını yaşatmak zorundayız…” Hayır, yok böyle bir sadakat borcumuz. Geçmiş, bugünü ve geleceği tutsak alamaz. Biz yaşayanlar, bırakalım geçmişin o devâsâ lider kültlerini; en yakınlarımız için dahi hiçbir fetişizm, hiçbir putperestlik, hiçbir cedlere tapma kültüne zerrece itibar etmeden, böyle efsane ve ritüellere sığınmadan, yeni hayatın yeni sorunlarıyla yüz yüze bulunuyoruz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
2 0
el kürdi 13.02.2015 - 00:15:02
kültlerin en kötüsü aklini tiranin verdixi ücbesh kurusha satmak ve berkte maalesef ilmin izzetini sarayda oturan gorile satti veyazdiklari hurafa seviye sinde yazik oldu nedense site bazen yorumlari yayinlamiyor
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%55,71
Emin TOPRAK 12.02.2015 - 13:08:56
Babanız sağ olsaydı, herhalde seninle gurur duymazdı. Ve Nazım'ın meşhur "Ben babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim." sözlerinin kendisi için geçerli olmadığını düşünerek çok üzülürdü...
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%54,10
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net