Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge


24.03.2015 - Bu Yazı 1799 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [21-22 Mart 2015] Eski Taraf’ta, 15 Kasım 2007 – 28 Nisan 2013 arasının büyük bölümünde tutturduğum çalışma düzenine geri döndüm sayılır. Bundan böyleSerbestiyet’te muntazam yazı günlerim, oluşan çizelgeye göre Pazartesi ve Cuma. Ama bu boşluk görüntüsüne aldanmayın; hafta içi çok fazla ders ve başka işlerle dolu. Onun için olaylar veya aklıma gelen fikirler hakkında ancak kısa kısa notlar alabiliyor, sonra Cumartesi sabahı bilgisayar başına oturuyor ve bir seferde hem Pazartesi’nin, hem Cuma’nın yazılarını bitirip yolluyorum. Bunun bazı dezavantajları var tabii; hem politik hem düşünsel gündem eskiyebiliyor; aradaki o üç günde gerek olup bitenleri, gerek yazılan ve söylenenleri hesaba katamıyorum.

Özaltınlı’nın yazılarına toplu bakış

Nitekim bu sefer de öyle oldu; Gürbüz Özaltınlı’nın Seküler aydının derin korkuları’na ilişkin çözümlemesini (18 Mart 2015), Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar üzerine kendi gözlemlerimi 15 Mart’ta yazıp gönderdikten sonra okuyabildim. Amacım ne kadar benzer bir yerde durduğumuzu vurgulamak değil; bu çok açık zaten. Ben bu noktaya, gerek kendi yaşam serüvenime ve gerekse tarihçi olarak ilgilendiğim meselelere bağlı olarak, daha çok solu, sosyalizmi ve Marksizmi sorgulaya sorgulaya geldim. Özaltınlı ise daha çok, solcular dahil bütün aydınları; âdetâ, Tanzimat modernleşmesinden başlayarak alla franca aydın kesiminin genel çizgisinin olanca tarihsel arkaplanını sorgulayarak geldi — ve bu gerçekten daha esaslı, daha kapsayıcı bir yaklaşımı ifade ediyor.

Serbestiyet kurulalı beri Özaltınlı, ya sırf bu konuda veya bu konuya da değinen on beş kadar yazı yazdı: Gençliğe hitabe (20 Aralık 2013); Doğu Batı çatışması ve derin devlet(27 Aralık 2013); Vicdanlı aydınlara sorular (4 Şubat 2014); Yakın tarihimizden bugüne bakmak (2 Mart 2014); Tarihe devam… (9 Mart 2014); Çatışmanın kökleri (18 Mart 2014); Hababam Sınıfı’nın çuvallayanları (6 Nisan 2014) Karamsar aydınlar üzerine(23 Nisan 2014); Muhalif aydınlar ve sol: Bir savrulmayı anlama çabası (5 Mayıs 2014);Nefret tuzağı ve farklılıkların silikleşmesi (25 Mayıs 2014) Kutuplaşma (31 Mayıs 2014);Bu aydınları okumayı reddediyorum (27 Aralık 2014); ‘Yan yana durmak’ üzerine (4 Mart 2015) ve nihayet şimdiki Seküler aydının derin korkuları. Bugün (Pazar) oturup hepsini baştan okudum (ki bu egzersizi, gerçekten düşünmek isteyen herkese öneririm); kendi payıma, içsel ve hayli sağlam bir sezgiyle başlayan düşünme çabasını, hiç korkmadan nasıl sonuna ve sınırına kadar götürdüğünü daha net gördüm. Özaltınlı, kendi deyimiyle “muhalif aydın”ların — meselâ Gezi gösterileri veya 17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk operasyonu” gibi — siyasî olaylar karşısındaki tavır alışlarının yanlışlığını; daha somut olarak, AKP’ye eğreti ve mütereddit bir destek vermekten alabildiğine sert bir AKP düşmanlığına geçivermelerindeki olağanüstü kolaylığı, sırf tek tek o olaylara özgü tahlil hatâlarıyla açıklamıyor. Daha derinlerdeki bir ideolojik, hattâ kültürel determinasyonu vurguluyor.

Yukarıda değindiğim Karamsar aydınlar üzerine (23 Nisan 2014), bu kavramlaştırma sürecinde önemli bir dönüm noktasıydı. Kendi sözcüklerimle özetleyeceğim; Özaltınlı ilk defa orada, son iki yılda belirginleşen muhalif aydın karamsarlığının, “tarihin yönünün, Batı modernitesinden yana ve ona doğru olduğu” inancıyla, daha doğrusu bu inancın çöküşüyle ilişkisine dikkat çekti. Bu tip aydınların içine işlemiş, hep akıllarının gerisinde duran düşüncelere göre, tarihin sahibi aslında AKP değil kendileriydi (veya öyle olmalıydı). AKP bir yere kadar (doğrudan vesayet rejimiyle kapıştığı sürece) demokrat olabilir; (Batılı olmayan, İslâmî) tabiatı gereği oradan öteye demokrat olamaz, uzun vâdede demokrat kalamazdı. Dolayısıyla demokratik atılımının tükenip gericileşeceği noktaya mutlaka varacaktı. Sonrasında “bizim” sıramız gelecek; siyaset yeniden “asıl [= Batılı] demokrasi”ye doğru yürümeye başlayacak; bu geçici AKP deformasyonu veya yan pistinden sonra tarih gene yönünü bulmuş ve esas mecrasına oturmuş olacaktı…

Batının bir varyantı olarak sosyalizm/komünizm

Aşağı yukarı bu tesbitleri Özaltınlı’da okuduğumda çok heyecanlanmış; tamamlayıcı bir şeyler de yazmak istemiş; ama hem araya başka şeyler sokmuş, hem de bir türlü istediğim bütünlük içinde toparlayamamıştım. Yapabilseydim, Marksizmin ve/ya Marksizan solun bu işin neresinde durduğunu anlatmaya çalışacaktım. Çünkü tarihin yönü fikrini en fazla teorileştiren, tabii Marksizmdi. Liberalizmden şu farkla ki, kapitalizme ve burjuva demokrasisine doğru değil, sosyalizme ve komünizme doğru akıyordu tarih, Marksist paradigmada. Ama sonuç olarak bu da bir tür Batıcılıktı, (a) son tahlilde Batı modernitesinin içinden konuştuğu; (b) piyasacı ve özel mülkiyetçi Batı modernitesinin karşısına, piyasacı ve özel mülkiyetçi olmayan, bu ölçüde alternatif bir Batı modernitesini diktiği; (c) Batının ve Batıyla birlikte bütün dünyanın, piyasacı ve özel mülkiyetçi kapitalizm konağında durmayıp, aynı çizgi üzerinde daha ileri bir konak olarak sosyalizme yürüyeceğini tasavvur ettiği için.

Bu çerçevede Marx, Adam Ferguson ve Adam Smith’lerin aşamalı-ilerlemeci düşünüşünün ana mecrasının hem içindeydi, hem de o gövdeden sola doğru çıkan bir dalı temsil ediyordu. Dahası, gerek klasik liberal düşünce, gerekse Marksizm, Batı dışına (ve bu arada İslâm âlemine) aşağı yukarı aynı bakış içindeydi: Bu geri ülke ve toplumlar da er veya geç moderniteye iltihak edecek, bu sayede hızlanıp yetişecek, tarih nehrinin esas yatağı içinde akmaya koyulacaktı. Marx’ta sürdüğünü aslında pek çok yorumcunun saptadığı bu Avrupa-merkezciliğe ve Oryantalizme, Leninizm belki sadece şu fark veya ilâveyi getirdi: Şarkın moderniteye söz konusu iltihakı veya eklemlenmesi, artık olağan kapitalist kalkınma üzerinden değil, kurtuluş savaşları veya “anti-emperyalist, anti-feodal” devrimler [Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının devrimci fırtınası] üzerinden — yani asıl (liberal) Batı üzerinden değil, Doğuya yakın durmaya (ya da kendini öyle göstermeye) çalışan sosyalist-komünist bir Batı, ersatz (taklit) veya surrogate (ikame) bir Batı üzerinden olacaktı.

Öyle veya böyle; sadece (Murat Belge’nin çok vurguladığı gibi) Türkiye’de ve Kemalizm ile sosyalizm arasında değil, henüz oralara gelmeden daha Batının kendi içinde bile, liberal Batılı/Batıcılar ile sosyalist Batılı/Batıcılar arasında, en fazla Batı-dışı “öteki”lere bakışta kendini gösteren bir sıhriyet, ailevî bir yakınlık söz konusuydu. Nitekim biraz önce sözünü ettiğim Üçüncü Dünya kurtuluş savaşları veya millî-demokratik devrimleri, 1920-21’den itibaren Komintern’in gözünde (i) ancak (Batı medeniyetinin tektonik levhasına oturmuş) yerli komünistlerin önderliği sağlandığı ölçüde tamamen meşru ve muteber; (ii) güçlü bir komünist partisi mevcut değilse, hiç olmazsa (Mustafa Kemal gibi) dindar olmayan Batıcı modernistler öne çıktığı ölçüde, daha az da olsa hâlâ meşru ve müttefik; (iii) Cemaleddin Afganî gibi, kısmen ehlileştirilmiş İslâm modernistleri söz konusu ise, eh, belki üçüncü dereceden meşru ve yarı-müttefik sayılıyor; ama faraza Stalin açısından bu kabul edilebilirlik ıskalası (iv) Sultan Galiyev’in Doğu halkları için önerdiği özerklik kertelerine asla ulaşmıyordu.

AKP düşmanlığına dönüş ve Özaltınlı’nın eleştirileri

Olmadı, 2014’te yazamadım bütün bunları. Özaltınlı’nın işaret ettiği aydın karamsarlığının hem dünya çapında, hem Türkiye’ye özgü kaynaklaru vardı. Dünya çapındaki kaynakları şüphesiz Sovyetler Birliği’nin ve genel olarak komünizmin çöküşüyle ilgiliydi. Daha çok Türkiye’ye özgü kaynaklarıyla ise, Kemalizmin çöküşünün üzerine, bir de AKP’nin 2007-2008 dönemecinden galip çıktıktan sonra arzu edilen liberal-Batıcı çizgide kalmamasını kapsıyordu. “Tarihin yönü” inanışının iflâsının bu üç boyutunu sistematik bir şekilde birleştirecek vakti geçen yıl bulamadım; ancak şimdi, biraz olsun yapabiliyorum.

Daha Taraf’tayken, AKP’nin ilericiliğinin bittiği iddiasının, klasik Marksist aşamalı devrim şemasındaki “burjuvazinin devrimci barutunun bir yerde tükenmesi ve gericileşmesi” öngörüsünden devşirildiğini; oysa bu öngörünün olsa olsa “anormal politika” çerçevesinde bir anlam taşıyabileceğini; solcuların “burjuva” diye küçümsediği “normal” demokratik, parlamenter politika süreçlerinde ise bunun hiç böyle olmayabileceğini söylemiştim gerçi. Ama hem çok kısmî, dar siyaset pratiği kertesiyle sınırlı bir uyarıydı, hem de tabii fark edeni, aldıranı, umursayanı pek olmadı. Sosyalist-komünist ittifaklar ve birleşik cephe anlayışının “İstanbul-Ankara yolu üzerinde, olsa olsa Bolu’ya kadar beraber” metaforu, kendi kendini doğrulayan bir kehanet (self-fulfilling prophecy) rolünü oynamayı sürdürdü. Liberal-modernist aydın ve solcuların en azından bazıları, böyle ifade etmeseler de, Türkiye’nin kendi anlayışlarına göredemokratikleşmesi sürecinde AKP’yi — doğru yönde etkilemeye devam edecekleri — bir “kullanışlı aptallar potansiyeli” olarak değerlendirmişlerdi belki. Öyle olmayınca tam tersi bir yanlışlığa, asıl AKP’nin kendilerini “kullanışlı aptallar” yerine koyduğu algısına savruldular. Daha 2011-2012’de bu noktaya gelmiş; (mealen) artık yeter, devrini doldurdu ve tamamen gericileşti, bundan böyle iflâh olmaz, esas mücadeleyi AKP’ye karşı vermeye başlamak lâzım demeye başlamışlardı. Bu da meselâ eski Taraf’ın son dönemlerinde benimsediği aşırı sertlik çizgisine çok berrak bir şekilde yansımış; bir sonraki aşamada, bizler gene bu yüzden ekarte edilmiştik (ilginçtir, hemen tam Gezi öncesindeki bir Cemaat operasyonuyla). Buna karşılık diğer bazı liberal-modernist “muhalif aydınlar” kendilerini bir şekilde tehlikede hissediyorlardı ki, aynı Gezi onlara umut ve güven verdi; yeni Taraf da topyekûn destekçisi kesildi ve alabildiğine sert yaşanmasına ciddî katkıda bulundu. 2013’ün Haziran ayında Gezi, 17-23 Aralık’ta da “yolsuzluk operasyonu”yla, işte Bolu’ya vardık; zaten askerî vesayetten kurtulmuştuk ve şimdi de AKP’den kurtuluyoruz havasına kapıldılar.

Bu noktada sözü tamamen Gürbüz Özaltınlı’ya bırakıyorum. Seküler aydının derin korkuları’ndan bence en kritik beş alıntı: (1) Bu iç dünyanın kilit taşını Batı’cılığın oluşturduğunu düşünüyorum. Bu taşı çekin, Türkiye’de seküler aydının tüm düşünce ve tahayyül evreni çöker. Şuna dikkat: Batı’nın tarih içinde büyük bedeller ödeyerek geliştirdiği ve evrensellik payesi biçilen değerlere bağlılıktan ibaret değil bahsettiğim Batıcılık. Doğuya derin bir güvensizlik, yabancılık duygusuyla kuşatılmış bir düşünce evreni bu aynı zamanda. Batı değerlerinin, bu coğrafyada tarihsel, kültürel güvenilir bir karşılığının olmadığı kabulüne dayanıyor. (2) Doğuya, İslama ait olana yabancılaştırılmış; değersizlik ve korkutuculuk kodlarıyla inşa edilmiş bu düşünce ve duygu dünyası öyle algı filtreleri yaratıyor ki, Türkiye korku tüneline dönüyor. (3)“Doğuya ve İslama güvenemeyiz. Hiçbir ayrım Doğu/Batı, seküler/dindar ayrımının üstünde olamaz…” Söylenmeyen gerçek budur… (4) Onlar bize “despotizmden kaçın” diyorlar; “Batıya sığının, çoğunluğu terk edin”… Ve özel olarak Paralel Yapıyı bir türlü “görememek” ile “yolsuzluk operasyonu”na destek vermek arasındaki ilişki hakkında: (5)İşin sırrı bence şu: Gülen örgütünün “Batı denetimi” noktasında “karnesi temiz”. Gülen hamlesini Batının kararı olarak okudular. Örtük alkışları, mahcup susuşları bundan. 17-25 Aralık’a aşırı bel bağlamalarının; Erdoğan’ın bitişini şen şakrak erkenden ilan edişlerinin nedeni de bu. 

Benim ve neslimin yaşadıklarımız

Gürbüz Özaltınlı’nın bu tahlilinin hedefi tam 12’den — bu arada beni ve bizleri de canevimizden — vurduğu kanısındayım. İnsan bazı şeylerin has ve halis gerçekliğini, yüzde yüz doğruluğunu, söylendiği anda anlar, çünkü çocukluğundan beri biriktirdiği en gizli saklı anılarının olsun, okuduklarından aklında kalmış bir yığın parçacığın olsun birleşerek satha çıkmasını tetikler; özetle, o sözlerde dolaylı-dolaysız olanca hayat tecrübeniz ve teorik birikiminiz yankılanır. On yılların nice sohbetlerini, gençlik kavgalarını, dede sofrası, baba sofrası ve yazı kurulu tartışmalarını, akademik konferans ve seminerlerini playback’liyor; bugün “muhalif” konumda olup olmadıklarına bakmaksızın, kafamdan tanıdığım hemen bütün sol kökenli aydınları geçiriyorum, kendim de dahil (sırf deneysel mahiyette, düşüne düşüne uzun bir liste de yaptım bu arada, asla yayınlamayacağım) — Özaltınlı’nın tesbit ve genellemelerinin hepsine, hepimize cuk oturduğu kanısındayım.

Başka her şey bir yana, bizzat kendimden çok iyi biliyorum, sürekli Batının kültürel ve zihinsel uzantısı sayılabilecek bir saçak altında, bir safe haven’da, tanıdık ve tanıdık olduğu için güvenli bir mekânda yaşamanın ne demek olduğunu. 1920 ve 30’ların Girit muhaciri alla franca’lığının üzerine 1940 ve 50’lerde komünist olmuş bir ailede büyümek böyle bir şeydi zaten — her ne kadar Soğuk Savaş McCarthyciliği “bizi” içeri attırsa da, arka planda hep Derviş Vahdetî’si ve 31 Mart ayaklanmasıyla; Menemen Vakasının anlatılış biçimleriyle ve “kör testere” korkusuyla; İzmir’in Cumhuriyet Meydanı’nda tek tük beliren çarşaflı kadınlara her gün Kuran’ını okusa da süper-laikliği elden bırakmayan babaannemin “kahrolasıcalar” diye homurdanmasıyla, Reşat Nuri’nin Yeşil Gece’si, Nâzım’ın kara trenindeki “halı heybe” sahibi ve Demokrat Parti’nin “dini siyasete âlet etme”siyle… hep irtica, irtica ve gene irtica vardı. Kendim ölünceye kadar unutmayacağım babam, bu yüzden kendini en çok (Nâzım’ın heroik tavrında değil) Orhan Veli ve diğerGarip’çilerin kırılganlığında, bir de François Villon’un (Ortaçağ imlâsıyla) Je meurs de seuf aprés de la fontaine / En mon pays je suis en terre loingtaine mısralarında bulurdu: “Çeşmenin yanıbaşında susuzluktan ölüyorum / Yabancı bir diyarda gibiyim, kendi ülkemde.”

Vatanında kendini sürgünde gibi hissetmek: açık konuşalım; bu, Amerikan emperyalizminin değil, bizatihî o yerli (geri, ilkel, bâtıl, Şarklı, Müslüman) toplumun yarattığı bir dışlanmışlık ve yadırgılıktı. Böyle bir yalnızlık ve marjinalliği birey olarak yaşayıp kaldırabiliriz de, parçası olduğumuz toplumun buna göre şekillenmesini istemek başka bir şey. Sovyetlerin Afganistan işgali yıllarında, o zamanın Maocuları olarak bizler iki ayrı düzeyde konuşurduk bunu. Bir, resmî söylemimiz vardı: Sosyal-emperyalizm. Güya Sovyetler Birliği Stalin’e kadar iyi ve doğruydu da, Kruşçev-Brejnev revizyonizmi ile Marksizm-Leninizmden sapılmış ve yeni bir bürokrat-burjuvazi iktidara gelmişti; her şey bundan oluyordu. ÇKP açısından, kabahati sosyalizmin ta kendisine değil ne yapıp yapıp kapitalizme bağlama demagojisinin yol açtığı; bizim açımızdan ise, saf ve temiz bir Marksizm hayalini daha fazla demokrasi değil daha fazla diktatörlük istemine bağlayan; dolayısıyla gerçeği en olmayacağı yerde arayan; tam bir idealist, teorisist, apriorist zırvalıktan ibaretti. Ama dışarıya sürekli bunu satarken, bir de içeride, kendi aramızda geçenler vardı, karşılıklı gardların düştüğü nisbî samimiyet anlarında. Örneğin lâf Babrak Karmal’dan açılır ve “geri, Müslüman bir toplum”da hem kendini halka yabancı hissedip hem de illâ devrim ve bir an evvel modernleşme diye tutturmanın nasıl bir trajediye yol açtığını daha insanî bir düzeyde anlamaya çalışırdık. İşte böyle, derdik, ya 19. yüzyılın Tanzimat ricali ve münevverleri gibi, gidip Batıya, ya da 20. yüzyılın ikinci yarısında bir ordu darbesine ve oradan da SSCB’ye bel bağlarlar. Bırakalım şimdi, bu özel sohbetlere taraf olan Doğu Perinçek’in, hiçbir baltaya sap olamamış olanca loser’lığı içinde, nereden ve nasıl en kinik, en amoral, en Makyavelist darbeciliğe dönüş yaptığını. Kendi kendimize toz kondurmasak da, o genç ve toy hallerimizde bile bizim kendi dramımızın ne olabileceği konusunda belki sathın altında bir önsezimiz vardı.

Murat Belge’nin Gürbüz Özaltınlı’yla birleştiği noktalar

Benzer şeyleri Türkiye solunda en fazla ve en erken — en azından, 1960’lar ve 70’lerde herkesten önce düşünen, Murat Belge’dir kuşkusuz. Daha çok akademik yayınlarıyla Mete Tunçay’ın, keza Çağlar Keyder’in ve başkalarının da hakkını yememek lâzım; ama içlerinde solu militanca yaşayan ve gene o sola dert anlatmaya çalışan Murat Belge vardı. Kemalizmi, etrafında oluşan “tarihsel blok”u ve bu “blok”ta solun yerini de o sorguladı; Enrico Berlinguer önderliğindeki İtalya Komünist Partisi’nin Hıristiyanlıkla “tarihsel uzlaşma” arayışını da Türkiye’ye o tanıttı; İslâmcılığın siyaset sahnesinde temsil hakkını da inat ve israrla o savundu. (Biz ise bu arada ona neler diyorduk; hiç açmayalım solun utanç tarihi içinde yer alması gereken o fasılları.)

Buradan geliyorum, Ertan Altan’ın 15-16 Şubat 2015’te yaptığı (ve daha önce de sözünü ettiğim) uzun röportajda Murat Belge’nin söylediklerine. Birkaç kere okudum; ikiye ayırarak değerlendirmekten yanayım. Bir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirileri ve bu eleştirilerden hareketle 7 Haziran seçimlerinde “CHP ile yan yana durmak” önerisi var ki, benim de Erdoğan’a yönelik (geçmişte yazdığım ve gene yazacağım, zira habire çoğalan) bir yığın eleştirim olmakla birlikte, çıkardığı temel sonuca katılamıyorum. Öte yandan iki, genel olarak muhalefete, bu arada CHP’ye, hattâ HDP’ye, nihayet sola ilişkin öyle eleştirileri var ki, bunların yer yer Murat’ın dahi geçmişte söylediklerini aştığı ve belki en sert, en keskin, en çarpıcı saptamalarından bazılarını içerdiği kanısındayım. Örneğin şöyle diyor, özel olarak İslâmiyet, solun İslâmiyetle ilişkisi ve bunun solu nasıl Kemalizmin kucağına attığı (üstelik, bu süreçlerin bugün de işlemeye devam ettiği) konusunda; bir kere daha, en sevdiğim bölümleri numaralayarak aktarıyorum: (1)Türkiye’nin önemli sorunlarından biri şudur: “Burada iki ayrı millet yaşar” denir. Dünyada başka yerlerde de var bunun örneği. Bir önemli sosyolog, “Bel-India” diye bir laf buldu. Bir kesim var ki Belçika gibi. Bir kesim de Hindistan gibi. Türkiye böyle bir toplum… Türkiye’de “Beyaz Türk” diye bir laf icat ediliyor, hemen de tutuyor. Çünkü buranın gerçekliğine uyuyor. Geleneksel yaşayan insanlarla Batılılaşmış insanlar arasında ciddi bir kopukluk var. İdris Küçükömer gibi benim sol içinde kendimi yakın hissettiğim insanların derdi, bu kopukluğu gidermekti. (2) Burada ise Kemalizm var. Bizim iç koşullarımız içinde komünistler oraya bakar olmuşlar. Ayrıca, Kemalist kadrolarla komünizmi benimseyenler fiilen akraba, kardeş çocuğu falan. Aynı zamanda Sovyet devrimi yaşanmış, Komintern kurulmuş. Uluslararası komünist hareket bakıyor ki, bizim memlekette ne kapitalist var ne de proleter. Burada bir takım aydın adamlar cumhuriyet ilan etmişler, İslâma karşı modern bir toplum yaratmaya çalışıyorlar… Diyorlar ki, “Kemalizm desteklenmeli.” Uluslararası komünist hareketin de bizim komünistlere gösterdiği yol bu. Dolayısıyla Kemalist bir sol çıkıyor ortaya. (3)Türkiye’de yaygın genel ideoloji öteden beri İslam. Evlenmede, cenazede hep İslam inancı rol oynar. Türkiye’de bir genç, “ben solcu olacağım” dediğinde bunu İslam’a karşı yapıyor. Doktriner bir İslam değil ama bir tür İslam yine. Solcu olmak dine karşı olmaktır. Solcu olmaya karar vermiş bir adam diyor ki, “birinci vazifem bu adamlarla mücadele etmektir.” Ben 70’li yıllarda solun liderlerinden Harun Karadeniz’le tanışıyorum. Başta çok dindar bir genç. Benden büyük Rasih Güran’la tanışıyoruz. Rasih Güran gençliğinde çok dindarmış. Bach dinlemezmiş, Handel dinlemezmiş. Çünkü onlar kilise müziği yapıyormuş. Aralarında kırk elli yaş fark olan insanlar hep aynı hikâyeyi anlatıyorlar. İslamdan kaçmak için Kemalist oluyor insanlar. Ondan sonra da Kemalizm paçalarını bırakmıyor.

Farklar, güncel siyaset kertesiyle açıklanabilir mi?

Şimdi bir. Bu gözlemlerin Gürbüz Özaltınlı’nınkilerden farksız olduğu; hattâ onun da ötesinde, Özaltınlı’nın genellemelerine en büyük desteği oluşturduğu kanısındayım.

İki. Bütün bunlardan sonra Murat’ın bugünkü siyasî konum ve tercihini, AKP’ye de değil (bana bundan dikkatle imtina ediyor gibi geldi), hemen tamamen Erdoğan’ın söyledikleri ve yaptıklarına bağlamasını, doğrusu birkaç açıdan problemli buluyorum. Kendisinin de geçmişte nasıl diyalog arayışları içinde olduğunu hatırlattıktan sonra, fakat, diyor, Erdoğan bütün bunları imkânsız kıldı. Biraz sonra, “Erdoğan’ın Türkiye’yi götürmek istediği yer”in, CHP tercihini zorunlu kıldığını savunuyor.

Öyle mi – bir tek kişinin hoyratlığı, sektarizmi ve ortamı habire germeye kalkması (cumhurbaşkanı dahi olsa), her türlü toplumsal diyalogu berhava etmeye yeter mi acaba? Dahası, Türkiye’yi tek başına yönetmek ister gibi bir hali bile olsa (ki Erdoğan bana da böyle bir his veriyor), bu tamamen imkânsız bir sübjektivizmden öteye geçebilir mi — bırakalım Türkiye’yi, her şeyden önce Erdoğan’ın kendi partisi ve tabanı bunu kaldırır mı? Bugün AKP Türkiye’nin hem en büyük ve kitlesel, hem de büyüklüğü içinde en olgun, en tecrübeli ve en karmaşık, dolayısıyla da en kimlikli ve kişilikli partisi; bunu görmek hiç de zor değil — eğer Müslümanların toptan geriliği ve ilkelliği, bâtıl inançlar içinde boğulmuşluğu, güçlü bir kişiliğe kul köle olmaya yatkınlığı gibi, Murat’ın bütün hayatı boyunca karşı çıktığı türden özcü klişelere kapılmayacaksak. Nitekim, işte sadece son haftaların olayları ortada: Cumhurbaşkanı ile hükümet arasındaki bir dizi görüş ayrılığı su yüzüne çıktı; Bülent Arınç başbakan yardımcısı sıfatıyla Erdoğan’ı daha önce hiç olmadığı derecede açık ve ağır biçimde, hem de birkaç defa eleştirdi; Erdoğan önce Merkez Bankası ve faiz oranı konsuunda geri adım attı; ardından, iki adımda bir hükümet işlerine karışmaması gerektiği ve üstelik, bu tavrıyla barış sürecine zarar verdiği hakkında, herhalde hiç duymak istemediği şeyleri alenen duymak ve dinlemek zorunda kaldı. Bütün bunlar, Erdoğan’a karşı en ciddî direnişin aslında AKP’nin kendi içinden geldiğini ve hele AKP Davutoğlu’nun önderliğinde bu seçimden başarıyla çıkarsa, Erdoğan’ın müdahaleciliğinin çok uzun süremeyeceğini düşündürmüyor mu?

Üç. Muhalefetin durumunu ise zaten Murat’ın kendisi adamakıllı eleştirmiş; hiçbir umut vermediğini belirtmiş. Öyleyse… Anti-AKP konumda kalma ve “CHP ile yan yana durma” çağrısı yapmanın, zikrettiği (ve pek de tatmin edici olmayan) güncel siyasî gerekçelerden daha derinlerde yatan, o en gizil korkularımızın en kritik anda tekrar nüksetmesiyle ilgili bir açıklaması olabilir mi? Akla ister istemez Özaltınlı’nın “Doğuya ve İslama güvenemeyiz. Hiçbir ayrım Doğu/Batı, seküler/dindar ayrımının üstünde olamaz”şeklindeki özetlemesi geliyor.

Belki şöyle demek doğru olur: Gürbüz Özaltınlı, Batı, İslâmiyet ve Türkiye’nin elitleri sorunlarını düşünmeye, Murat Belge’nin attığı temeller üzerinde, onun bıraktığı yerden devam ediyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
4.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
30.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive