Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder


19.6.2018 - Bu Yazı 784 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [17-18 Haziran 2018] Daniel Cohn-Bendit’in Claus Leggewie’yle sohbetini, dün, hayalî bir “99 günlük iktidar” romanı noktasında kesmiştim. Bugün verdiğim bölümde, her iki konuşmacının (i) kapitalizme ve komünizme bakışlarınna; (ii) Maoculuğun Çin Kültür Devrimini liberal demokrasiye alternatif göstermesine; (iii) Troçkistlerin “sürekli devrim” saplantısına; (iv) Fransız Komünist Partisi’nin şahsında bütün Stalinist geleneğe; (v) Frantz Fanon’un “sağaltıcı şiddet” fetişizmi ve bunun beraberinde getirdiği kana susamışlığa; (vi) Kuzey Vietnam’a, Vietkong’a, Cezayir’e, “halk savaşı” veren bütün kurtarıcıların iktidara gelince yaptıklarına; (vii) mistik Che Guevara kültüne; (viii) solda çatışmacılığın, şiddet tutkusunun ve şehir gerillacılığının yükselişine kendilerinin nasıl katkıda bulunmuş olabileceğine; (ix) Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (ve benzerlerinin) nasıl terörist kesildiği ve düpedüz “faşist katil”lere dönüştüğüne... yönelik, lâflarını hiç sakınmayan eleştirel ve özeleştirel değinmeleri yer alıyor.

(x) Röportajın bir yerinde Cohn-Bendit, Joan Baez o sırada Fransa’ya geldiğinde “Marksist-Leninist”lerin ideolojik hücumuna uğradığını, kalkıp kendisine vaaz verdiklerini ve şahsen bundan nasıl tiksindiğini anlatıyor. Bana son derece gerçek geldi. Türkiye’de de bizler bunu çok yaptık, yaşadık. Şimdi tabii isimlerini saymayacağım (bazıları artık hayatta olmayan), tümüyle tevazu yoksunu bir yığın genç solcu entellektüel... şu veya bu nedenle hoşlanmadığımız (ister “burjuva” ister “oportünist” ister “revizyonist”) birileri konuşmaya geldiğinde, asla fırsatı kaçırmayıp Marksist teori sopasını defalarca kafasında kırar, kendi küçük taraftar gruplarımızı tatmin eder ve sonra zafer kazanmış komutanlar edasıyla merdivenlerden inerdik. (Bu gözlemden, bugünün çok daha kibirli iktidar trollerine herhangi bir düşünce malzemesi çıkar mı? Hiç sanmıyorum.)

(xi) Oral Çalışlar gibi, ama çok daha geniş ve ayrıntılı olarak Cohn-Bendit’de de, ‘68’e tarihsel bir bakış söz konusu. Zamanında “gerçekten harika”ydı diyor, ama geçmişte kaldı ve şimdi ileriye bakmak lâzım. Kendini seviyor ve güzelliyor tabii; var bir narsist yanı; satırları ve satır aralarında kendini hep gösteriyor. Ama bunu, nostaljiyi teorileştirmeye vardırmıyor. Tersine, ‘68’in 50. yıldönümü tören ve kutlamalarına katılmayacağını; bundan başka demeç veya röportaj vermeyeceğini; “eski tüfekler” [veterans diyor; kıdemliler, eski muharipler veya muharip gaziler diye çevrilebilir] buluşmalarında yer almayacağını açıklıyor. (Bizdeki ’68 ve ’78 madalyacılarının kulakları çınlasın.)

(xii) Fakat bütün bunların ötesinde, beni en çok, seçimleri, partileri ve yasalarıyla klasik demokrasiye biçtiği yeni değer düşündürdü. Bir yandan, parlamento dışı (ama şiddet içermeyen) kitle hareketlerinin değerine kuvvetle inanıyor. Diğer yandan, kitle hareketi durulup geri çekilmeden, kazanımlarının parlamenter çerçevede kurumlaştırılmasına ihtiyaç duyuyor.

Sonuçta, bir yığın başka fikir arasında bunu seçtim, bugünün başlığına çıkarmak için. Keşke anlasaydık, 1969-70 Türkiye’sinde. Keşke, kitle mücadelesinin geri çekilmesi karşısında bizler de kolumuz kanadımız kırılmışçasına ne yapacağımızı şaşırıp (farkına varmaksızın) depresyona girmesek; halktan kopup gitmesek; barışçı ve reformcu partiler kurup parlamenter demokratik mücadeleye katılsak; Küba, Régis Debray, foco’culuk, Tupamaro’lar, Mao, Çaru Mazumdar vb taklitçiliği ve maceracılığının kanatlarında felâkete uçmasaydık.

Keyifli okumalar diliyorum.

 

                                                                        *          *          *

Leggewie: Michel Houellebecq’in kaleminden çıkabilecek bir şeyi andırıyor... Lâf “iyi adam”dan açılmışken; son derece kutuplaştırıcı biri gibi görülmene rağmen, aslında genellikle arabulucu ya da kendin “merkezci” diye tarif ettiğin bir konumu benimsiyorsun. 1968 yazında ağabeyin Gabriel’le birlikte, Obsolete Communism: The Left-Wing Alternative [Miadını Doldurmuş Komünizmin Sol Alternatifi] başlıklı bir çeşit Lenin şerhi kaleme aldınız ki, Fransız Komünist Partisi’ne (FKP) bir saldırı anlamına geliyordu. Gene ağabeyin seni henüz on bir yaşındayken ilk protesto gösterine götürmüştü -- FKP genel merkezinin önünde, Macar Ayaklanmasının Sovyetler tarafından ezilmesine karşı. Anti-komünizm kanında mı var?

Cohn-Bendit: Biz sol özgürlükçüler antikapitalist ve aynı zamanda anti-komünisttik. Komünist kampta her tüürlü çatlak hizip mevcuttu: dört ayrı Troçkist grubun yanı sıra, bir de liberal demokrasiyi eleştirirken Çin Kültür Devrimini örnek gösterip Kuzey Kore veya  Arnavutluk gibi ülkeleri öven çeşitli Maocular. Farklı nedenlerle de olsa, bu hiziplerin hepsi son derece Sovyet taraftarı olan ve kendini bir kanun ve nizam garantörü olarak lanse eden FKP’ye karşıydı. O sırada FKP genel sekreteri olan George Marchais, partinin gazetesi  olan L’Humanité’de yayınlaanan bir başmakalesinde, Fransız işçilerini kandırmaya çalışan “Alman anarşisti Cohn-Bendit”i hedef aldı. Tabii öyle demiyordu ama herkes “Alman Yahudisi” demek istediğini anladı.

Leggewie: Fransa’dan sınır dışı edildiğinde binlerce kişi “Hepimiz Alman Yahudisiyiz” diye tempo tutuyordu.

Cohn-Bendit: Ahlâkî açıdan, 1968’in en önemli olayı buydu: Afrikalılar, Araplar -- cümle âlem kendini “iatenmeyen” Alman Yahudileri olarak niteliyordu. Çok-kültürlülük o noktada doğdu.

Leggewie: Uluslararası dayanışma, Şubat 1968’de Berlin’deki Uluslararası Vietnam Kongresi’nde gerçekleştirilen büyük bir mitingin de sloganıydı. Sen de delege seçilmiş ve katılmıştın...

Cohn-Bendit: Asla. Hiçbir şekilde “delege” edilmem söz konusu olamaz.

Leggewie: Doğru. Öyleyse şöyle diyelim; Fransız anarşist grubu Liaisons des étudiants anarchistes’ten bireysel bir yol arkadaşı olarak katıldın. Fransız ve Alman öğrencilerin ilişkisi nasıldı? Mayıs 1968’de Almanya’daki kalkışma artık neredeyse sona eriyordu...

Cohn-Bendit: Almanların yeni bir tür üniversite vizyonu; ne sermayeye, ne devlete,  ne de etkili ve yetkili makamlara bağlı özgür ve eleştirel bir liderler topluluğu olarak “Eleştirel Üniversite” yaklaşımı beni çok etkilemişti. Öte yandan, Vietnam Kongresi’nde  Vietkong’u kayıtsız şartsız  desteklemelerine mesafe koydum. Kuzey Vietnam alt tarafı Stalinist bir olaydı ve bir kere daha içimden çok net bir ses öyle bir dünyada yaşamak istemeyeceğimi söylüyordu. Alman radikallerinin coşkusuna yabancılık duydum. Örneğin [zamanın Alman öğrenci lideri] Rudi Dutschke’nin  konuşması, iyi ile kötü arasında çok keskin bir ayırım çizgisini içeriyordu. Bizler ise hem bu soruna, hem de herkesin dilinden düşmeyen Che Guevara adındaki o İsa figürüne çok daha şüpheyle bakıyorduk.

Leggewie: Ulusal kurtuluş hareketleriyle muazzam bir dayanışma içindeydik. Mao’nun deyimiyle “halk savaşı” vermekte olanları topyekûn destekliyorduk. Oysa bu, bir kere iktidarı ele geçirdiklerinde kurtarıcıların kendilerinden kaynaklanan baskıcılığı  görmezlikten gelmemiz demekti. Bunun ilk örneği Cezayir oldu. Hızla, İsrail’e karşı ön safta yer alan devletlerden biri haline geldi.

Cohn-Bendit: Ve otoriter bir tek-parti sistemi. Camus haklıydı, Sartre yanılıyordu. Camus Cezayir’in bağımsızlığından yanaydı ama Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni desteklemiyordu. Yoksul bir pied-noir [kara ayak; Cezayir’de doğma büyüme Fransız] olan annesini düşünüyordu. Cezayirliler Fransa’dan kurtulmakta yerden göğe haklıydılar, ancak bizler yeni yöneticilerin o kurtuluş atılımını nasıl ifsâd ettiğini maalesef çok geç farkettik. Frantz Fanon’un, önsözünü Sartre’ın yazdığı Dünyanın Lânetlileri kitabını bugün okuduğunuzda, son derece şiddet dolu, hattâ kana susamış diyebiliriz. Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun favorisi olmasına şaşmamak gerekir.

Leggewie: “1968” aslında Paris veya Berlin’de değil, 1965 dolaylarında Amerika’nın Batı Kıyısında, Berkeley’de başladı. Vietnam protestolarının da, başını Mario Savio’nun çektiği Free Speech [İfade Özgürlüğü] Hareketinin de, teach-in ve sit-in’lerin [toplu oturma ve tartışma eylemlerinin] de çıkış noktası orasıydı.

Cohn-Bendit: Evet, ayaklanma kökeni itibariyle Avrupalıların kabul etmek istemeyeceği kadar Amerikalıydı. 1965-1966’da Amerika’daydım ve Mark Rudd’la tanıştım. Amerikan SDS’i [Students for a Democratic Society] ABD Anayasası’na karşı bize tamamen yabancı olan bir saygı besliyordu. Weathermen’in ve Kara Panterler’in militanlığı daha sonra ve kısmen FBI tarafından şiddetle ezilmelerine karşı gelişti. Ama başkaldırının esas itici gücü bir karşı-kültür fikriydi. Bunun da taşıyıcılığını öncelikle rock müziği yapıyordu. “Woodstock Milleti”: buydu yeni bir Amerika efsanesi ve hepimiz bundan yanaydık.

Leggewie: Senin müzik idollerin kimlerdi?

Cohn-Bendit: 1965’teki Newport Folk Festivali’nde Bob Dylan’ı dinledim ve o günden beri bir folk müziği hayranıyım. Tabii aynı zamanda bir [Rolling] Stones hayranıyım, Beatles’ı da dinlemekle birlikte. Ve tabii büyük Fransız chansonnier’lerini de seviyordum: Georges Brassens, Jacques Brel, Dylan’ı Fransızca yeniden yorumlayan Hugues Aufray. 1968’de Joan Baez öğrencilerle konuşup tartışmak için Paris’e geldi; iki bini aşkın kişi bir tiyatroya doluştuk. Şarkı söylemek değil tartışmak istiyordu, ama Marksist-Leninistlerin eleştiri ve vaazlarına maruz kaldı. Bir noktada artık dayanamadım ve avazım çıktığı kadar bağırdım: “Hepinizden tiksiniyorum! Yankeeler hiç olmazsa gerçek bir hareket yarattı. Fransız Solu ve Cezayir Savaşı ise kocaman bir hiç!” 

Leggewie: Hannah Arendt şiddete dayalı isyanları asla onaylamazdı, ama gene de 1968’in yeni bir şeyin doğuşu olduğunu hissediyordu.

Cohn-Bendit: Arendt 1968’i bir sonraki neslin özgürlük başkaldırısı olarak görüyordu. Biliyor musunuz, oturup bana bir mektup yazmış ve Mary McCarthy’nin iletmesini istemiş. Mektup hiç bana ulaşmadı, ancak daha sonra keşfedildi. “Anneniz babanız sizinle gurur duyardı. Yardıma ihtiyacınız olursa beni arayın” diyordu.

Leggewie: O zamanlar Avrupa’ya nasıl bakıyordunuz? Daha sonra Yeşillerin Avrupa Parlamentosu’ndaki grup başkanı olarak savunacağınız “Avrupa Birleşik Devletleri” fikrinin neresindeydiniz?

Cohn-Bendit: Avrupa diye bir sorun hiç ama hiç mevcut değildi. Fransa ve Almanya 1940’ların sonlarına kadar birbirlerini ezelî ve ebedî düşman bellemişti. Buna rağmen, Fransız-Alman barışmasını bile umursamadıydık, sonunda çıkageldiğinde. Evet, yeni seyahat olanaklarının tadını çıkarıyor, iki ülke arasında gidip geliyorduk. Ama “Avrupa” kafalarımızı pek meşgul etmiyordu, ne büyük bir fikir ve ne de siyasî kurumlar için olası bir çerçeve anlamıyla.

Leggewie: Ama bunun da bir istisnası vardı: o dönemin küçük Birleşik Sosyalist Parti’sinin lideri olan Michel Rocard, 1973’te Le marché commun contre l’Europe [Ortak Pazara Karşı Avrupa] başlıklı bir polemiğin yazarları arasında yer almıştı. Serbest piyasa kapitalizmine karşı “Avrupa”yı, yani sosyalist bir Avrupa’yı savunuyordu.

Cohn-Bendit: Ve bu, bugünün en kritik meselelerinden biri: geleneksel ulus-devletin aşılması yönünde ilk adımı meydana getiriyordu.

Leggewie: İyi de anti-kapitalizme ne oldu (3)? 1970’lerin başlarında senin önderliğindeki “Devrimci Mücadele” grubu Frankfurt yakınlarında, Rüsselsheim’daki Opel fabrikasına sızmayı başarmıştı.

Cohn-Bendit: Aslında bu, sanayi sosyolojisine ilişkin pratik bir araştırmadan ibaretti. Yeni bir Komünist Partisi kurmayı değil, sadece in situ [mahallinde] yeni ağlar ve ittifaklar kurmayı ve ilk defa göçmen işçileri de kucaklamayı amaçlıyorduk. Ve çok şey öğrendik. Birçoğumuz için...

Leggewie: Örneğin daha sonra Alman dışişleri bakanı olacak olan Joschka Fischer için.

Cohn-Bendit: ... bu, hayatlarımızın önemli bir aşaması demekti.

Leggewie: 1975’te ikimiz de kendimizi Portekiz’de devrimci turist konumunda bulduk. Ben kendi küçük ailemle oradaydım; sen ise -- şahsî izlenimim o ki -- ister plajda voleybol oynarken, ister Lizbon’da siyasî toplantılara katılırken, daima daha geniş bir ailenin parçasıydın. Bir pack [sürü] yaşantısı sürdürmek ve özel olan her şeyi siyasîleştirmek: ’68 özünde bu mu?

Cohn-Bendit: “Sürü” doğru sözcük. Daha 1968 ilkbaharında, Nanterre’deki günlerimizi ve gecelerimizi böyle geçiriyorduk. Daha geniş bir camiaya uygun biçimleri arıyor ve -- senin nükleer ailen gibi -- bütün petite bourgeois [küçük burjuva] yapıları patlatmak istiyorduk.

Leggewie: ’68 kuşağı için üç ölümcül günah vardı: oy kullanmak, istiridye yemek ve evlenmek. Sen bu üç günahı da işledin, eninde sonunda.

Cohn-Bendit: Fransa’dan kovulup da Almanya’ya geldiğimde, “yoldaş”ın biri bana şöyle bir soru yöneltti: Sizin için sosyalizm ne ifade ediyor? Ben de “herkese istiridye” diye cevap verdim. Ki SDS [Amerikan değil Alman SDS’si: Sozialistische Deutsche Studentenbund] içindeki püritenlerin hiç hoşuna gitmemiş olmalı. Hayatımın bir noktasında kendimi yoğun bir romantik ilişki içinde buldum ve evlendim -- ama ancak on beş yıl sonra, oğlumuz yedi yaşına ulaştığında. İlk defa kırk yaşımda oy kullandım, Hesse eyaleti Yeşiller Partisi için. Beni aday da gösterdiler üstelik, önce Çok-Kültürlülük Sorunları Dairesi’nin ilk (ve ücretsiz) başı olduğum Frankfurt’ta; sonra 1994-2014 arasında Avrupa Parlamentosu’na. İş oraya geldiğinde toplumsal hareketlerin de gelgit yasalarına tâbi olduğunu öğrenmiştik artık: sular önce yükselir, ama sonra durulur ve geri çekilir -- ve herkes ağır surette depresyona girer. Seçimler ve partiler değişimlerin yasalarla  koruma altına alınması açısından önem taşıyor.

Leggewie: 1970’lerde oldukça hoyrat bir izinsiz işgal ve yerleşme [squatting] hareketi söz konusuydu; ikide bir karışıklık çıkıyor ve polisle çatışmaya giriliyordu. Sen ve çevren, Devrim Hücreleri veya Kızıl Ordu Fraksiyonu [RAF: Rote Armee Fraktion] olarak bilinen şehir gerillalarına ne kadar yakındınız?

Cohn-Bendit: Olan bitenin siyasî sorumluluğunu taşıyoruz. Bazıları için gerilla efsanesi sadece bir oyundu, ama başkaları son derece ciddiydi bu konuda. Vietnam Kongresi’nde Rudi Dutschke “Savaşı buraya taşıyalım!” diye bağırdığında, bunu iki farklı şekilde anlamak mümkündü: ya bir yığım niting ve gösteri organize etme, ya da silâhlı mücadele çağrısı. Eğer bu kadar muğlak ifadeler kullanırsanız, ardından çıkagelen terörizmin sorumluluğunu, hele bir yandan da yükselen nazizmden muhafazakârları sorumlu tutuyorsanız, asla üzerinizden atamazsınız. Sürekli polisle çatışmanın cazibesini üzerimizden attık gerçi; kaldı ki, gidip de Yeşillere katıldığımızda,  bu önemli bir kavrayışın kabulü demekti: sözde-devrimci şiddetle hiçbir şeyi değiştiremez, oysa barışçı reformlarla belki değiştirebilirsiniz. Bazıları bir zamanlar taş atmış ve polisle çatışmış olduğu için Fischer’in ilelelebet dışişleri bakanı olamaması gerektiği görüşündeydi. Bu, aşırı solcuların sanayici Hanns Martin Schleyer’e karşı tavrı kadar aptalca bir şeydi. 1977 kadar geç bir tarihte bile bir zamanlar SS’lerle olan ilişkisinden sorumlu tutuyorlardı Schleyer’i; oysa âşikâr ki savaştan bu yana artık değişmiş, farklı bir insan olmuştu. Schleyer öldürüldüğünde artık oydu kurban olan; RAF teröristleri ise katillerdi, asıl faşistlerdi. 

Leggewie: Yıllar önce kardeşin Gabriel’in otobiyografisi Nous sommes en marche[Yürüyoruz] başlığıyla yayınlandı. 2016’da Emmanuel Macron aynı adla bir hareket başlattı [En marche: Yürüyüş]. Macron yüzünden mi son zamanlarda vaktinizi daha çok Fransa’da geçiriyorsun?

Cohn-Bendit: Bugün Fransa cumhurbaşkanı bazı konularda yararlı tartışmalar yapmanın mümkün olduğu nadir politikacılardan biri: Avrupa, dünya olayları, madde kullanımının yasalaştırılması, göçmenler, hemen her şey. Bana ve Fransa’ya gelince: Almanya’da hoşlanılıyor ama Fransa’da seviliyorum. Bir 1968 simgesi olarak Fransız DNA’sına girmiş gibiyim. Arkadaşım Romain Goupil’le birlikte yaptığımız film için...

Leggewie: Olaylardan tam elli yıl sonra, Mayıs 2018’de vizyona giren La traversée[Yolculuk] için...

Cohn-Bendit: ... Fransa içinde bir tur attık ve elli küsur buluşmayı filme çektik. Herkes dostça davrandı: imamlar, köylüler, hattâ bir akşam birlikte yemek yediğimiz yirmi beş Ulusal Cephe üyesi. Hepsi konuşmak ve bana birşeyler anlatmak, açıklamak istiyordu. İşte Fransa’da sevdiğim de bu zaten. Bugünkü haliyle ülkeyi gezmek, benim 1968’e tazimim.

Leggewie: ‘68’in sloganlarından biri “Kaldırımın Altı: Plaj” şeklindeydi. Şimdi ise Kramponların Altı... Plaj [Sous lec crampons... la plage] diye bir kitap yazdın. Şaka mı bu?

Cohn-Bendit: Hayır, çocukluğumdan beri futbolun keyfi ve kederini nasıl yaşadığımın son derece kişisel öyküsü. ‘68’in ellinci yıldönümünden ödüm patlıyordu. Bu mülâkat dışında bu konuda başka hiçbir yorumda bulunmayacağım ve hiçbir eski tüfekler buluşmasına da (tabii, ‘68’i kötüleme gösterilerine de) katılmayacağım. Bir kere daha belirteyim: gerçekten harika bir zamandı -- ama artık tarih olmuş bulunuyor.

Leggewie: Mayıs 1968 hakkında yazılmış bir diğer kitap, ayaklanmanın üç Yahudi liderini konu alıyor: sen, Pierre Goldman ve André Glucksmann (4). Böyle özel bir bağ var mıydı? Ne diyorsun?

Cohn-Bendit: Yahudilerin, çoğunlukla da orta sınıf Yahudilerin her zaman ne kadar orantısız ölçüde sol hareketlere, ister Bolşevikliğe ister Amerikan SDS’sine katılmış olması, bana çok hayret verici geliyor. Herhangi bir genellemede bulunmaya çekiniyorum bu noktada. Ama belki, başka bir dünya umudu, ilâhî bir kurtarıcı bekleyişi ve idealist bir iyileştirme isteğiyle ilişkili olabilir.

Leggewie: Senin hayatın için alternatif bir başlık “Kaldırımın Altında - Yahudiliğim” de olabilir. Bu da gene çoğu kişiyi şaşırtabilecek bir başka boyut. Zira sen pek de Yahudi gibi büyütülmedin – çocukluğunda dinin fazla önemi olmadı yanılmıyorsam?

Cohn-Bendit: Bu iş sandığından biraz daha karmaşık. Annem savaştan sonra Paris’e döndüğünde, bir Yahudi lisesinin bina âmirliğini üstlendi. Sorumluluklarından biri de Yahudi yortularını düzenlemekti. Dolayısıyla çocukken Yahudilik töresine epey âşinâydım.

Leggewie: Ama bar mitzvah’ını yaşamadın?

Cohn-Bendit: Doğru. En ufak bir dinî duygum yoktu. Bir kere daha, erken yaşta Komünist olan ağabeyimin etkisi altındaydım. Köklerimin Yahudilikte olduğunu düşünüyorum, ama dinî değil kültürel bir anlamda. Hepsinin odağında annemin babamın kaçış ve kurtuluş öyküsü var: Alman Yahudileri ve siyasî sığınmacılar olarak, Nazilerden ve Nazi işbirlikçilerinden saklanmak zorunda kalmışlar. Bu, etkisini üzerimden atamadığım bir şey. Uzun süre, kendime sırf Sartre anlamında bir Yahudi kimliği biçtim: Yahudiyi “var eden” Yahudi düşmanıdır; Yahudi düşmanlığı sona erdiğinde, ben de Yahudi olmaktan çıkarım. Ama hayır; meğer daha ben doğmadan kimliğimin bir parçasıymış. Her zaman merak etmişimdir, meselâ ağabeyim gibi daha büyük olmuş olsam neler yaşayacağımı. Pekâlâ Varşova Gettosu’ndaki oğlan çocuğu olabilirdi. Ne zaman o meşhur imaja baksam düşünmüşümdür, bu ben de olabilirdim pekâlâ.   

Leggewie: Kendini bir diyaspora Yahudisi mi sayıyorsun?

Cohn-Bendit: Kesinlikle. Bu benim olanca çok-kültürlü kimliğimi açıklıyor: Paris’te, Frankfurt’ta, Londra’da, Montreal’de bir Yahudi olabilirim.

Leggewie: Ama İsrail’de değil!

Cohn-Bendit: Aynen. Alabildiğine kaba bir ifadeyle: benim için İsrail Yahudiliğin sonu demek. İsrail bir ulus-devlet ve mensupları da Yahudi değil İsrailli. Bu da tabii onların hakkı.

Leggewie: Bir zamanlar, 1968’in ozon deliğinin bilinmediği son devrim olduğunu yazmıştın: insanların henüz iklim felâketinin farkında olmaksızın mutlu mesut yaşadığı bir zaman. ’68 kuşağının da, karşıtlarının da ortak noktası, modern sanayi toplumunun bir parçası olmalarıydı. İşçi sınıfına yönelmeleri de, nükleer enerji yanlısı olmaları da buradan kaynaklanıyordu. 

Cohn-Bendit: Marx’a göre, kapitalizm feodalizmi aşmış ama üretici güçleri yeniden zincire vurmuştu ve bu zincirleri tekrar kırmak sosyalizme düşüyordu... Macron gibi birine o kadar yabancı kalan özyönetim ütopyası, son zamanlarda geri gelmekte. IG Metall’in, yani Alman metal işçileri sendikasının son zamanlarda akdettiği bir toplu sözleşme, işçilere ya ücret artışı ya daha fazla boş zaman opsiyonu tanıyor -- ve böylece, belirli bir zaman egemenliğini işçilere iade ediyor. 1968’den elli yıl sonra, bu bana gerçekten olağanüstü geliyor. Kanımca ’68 ruhuna son derece uygun, çünkü artık burada küresel kapitalizmin dikte ettiği bir esneklik değil, insanların kendi gerçekleştirdiği bir esneklik söz konusu.

-----------------

NOTLAR

(3) Claus Leggewie, “No, Socialism is Not the Answer: Reappraising the Politics of ‘68” [Hayır, Çözüm Sosyalizm Değil: ‘68 Siyasasını Yeniden Değerlendirmek]; Eurozine, 16 Mart 2018.

(4) Sebastien Voigt, Der jüdische Mai ’68 (Göttingen: Vandenhoeck and Ruprecht, 2015).

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive