Hasan TÜLÜCEOĞLU

htuluceoglu@hotmail.com



Bookmark and Share

‘İmtihan’ın ölümü


05.07.2014 - Bu Yazı 2405 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Seksenlerde, üniversite seçmeleri resmi giriş belgelerinde ‘sınav’ ifadesi yazmakla birlikte Anadolu gençleri olarak günlük konuşmalarımızda ‘imtihan’ kelimesi kullanılırdı. ‘Sınav’ yazısının aksine !imtihan’ derken tüm öğretmenlerimiz de aynı kelimeyi kullanırlardı. Ara sıra duyulan ‘sınav’ sözü kulakları tırmaladığı gibi herkesin ortak anlamda birleşmemesi açısından ortamı da bozardı.

Doksanlı yıllarda öğretmenliğimde hep imtihanı kullandım ve çevremden de sınav yerine en çok imtihan kelimesini duydum. Lise yıllarına göre ‘sınav’ kelimesini kullananlar bir hayli çoğalmıştı.

İki binlerde sanki bu toplumda uzun süre bulunmayıp yeni dönmüş izlenimi veren bir gerçeklikle imtihan kelimesinin tamamen unutulduğu yediden yetmişe herkesin hep bir ağızdan sınav sınav söyleyişlerine şahit oldum.

Kelimelerin bu yer değişimi sürecinde bir beis görmemek, bunun gayet doğal bir süreç olduğunu düşünmek çoğunluğun yaklaşımıdır. Ama anlatmaya çalıştığım üzere dilin çocuğu diyebileceğimiz bir kelimenin adım adım ölüşü söz konusu. E ölmüşse yerine yenisi gelmiş diyenlere, gerçekte kaybettiği çocuğunun yerini gelecek hangi çocuğu doldurur diye sormak lazım.

İmtihan kelimesinin başına gelenler dilde sadeleşme yaklaşımı kaynaklıdır.

Dilde sadeleşme Osmanlı son dönemi genç kalemler dergisi etrafında toplanan aydın ve yazarlar hareketi olarak ‘yeni lisan’ adıyla başlatılmıştır. Bu hareketin başını yüzyıl sonra bugün eserlerini okuyup net anlayabildiğimiz Ömer Seyfettin çeker. O günkü şartlarda sade özgün ve sahih bir Türkçe örnekleri bırakmıştır Ömer Seyfettin bizlere.

Gerekli, makul ve bir anlamda zorunlu olan dilde sadeleşme çalışmaları, kırklı yıllarda sadeleşme, öz Türkçeleşme adına tabir caizse Türk dilinin belini kırmıştır. Dili canlandırma ve yenileme adına dilin kökü kazınırcasına düşmanlara gerek kalmadan kendi elimizle kendi dilimize en büyük zararı vermişizdir.

Dili sadeleştirme, dildeki dini referanslı kelimelerden kurtulma adına farkında olunmayarak kendilerinin bile  anlayamayacağı ucube bir dil ortaya konulma gayretleri söz konusudur.

           Marmara Üniversitesinde öğrenci iken ilahiyat fakültesi kütüphanesinde ‘büyük doğu’ dergilerinin yanı sıra ‘yücel’ dergilerinin sayılarıyla da karşılaştığımda o dönem bazılarının abartı olarak düşünecekleri yukarda anlattıklarımın kat kat fazlasının yapıldığına şahit olacaktım.

          İşte imtihanın başına gelenler bu çalışmaların resmi ağızdan seksen doksanlardan günümüze yansımasıdır. Maalesef evlat konumunda çok kelimelerimizi kaybettik. Resmi ağızdan onca yapılan dili sadeleşme değil basitleştirme bir noktada halk nazarında tutmayarak duraklamıştır.

          Türk dilinin başına gelen bu olumsuzlukları en gerçekçi ve bilimsel açıdan Nihat Sami Banarlı, ‘Türkçenin Sırları’ adlı eserinde dile getirmiştir. Milliyetçi cenahta yer alan sayın Banarlı’nın özellikle bu eserini gençlerin okumalarını tavsiye ederken milliyetçi muhafazakarların Nihat Sami Banarlı,  Nurettin Topçu, Mehmet Kaplan gibi bilgi ve kültür dehası şahsiyetlerden yeterince faydalanmadıkları gerçeğini de burada ifade edelim.

          Yerine yeni kelimeler gelsin diye illaki ‘imtihan’ı öldürmek zorunluluğu  yoktur. Bir anlamın ne kadar çok kelimeyle ifade edilmesi o dilin zenginliğidir. Dile zenginlik, çeşni kazandırır.

          Ama bizdeki sadeleşme, Osmanlı dönemindeki kardeş katline dönmüştür. Yeni kelimeler uyduracağız diye asıl evlatlarımızı katlettik.

          Atatürk’ün ‘gençliğe hitabesinin’ orijinal halde kalmasının dilimizi korumada büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. ‘Hostes’ kelimesinin ‘gök götürür oturan avrat’, lokanta kelimesinin ‘otlangaç’, yumurta kelimesinin ‘tavuksal fırlatgaç’ diye öz Türkçeleştirildiği dönemde Atatürk’ün ‘gençliğe hitabesinin’ bu furyaya kurban gitmeyerek dilimiz adına neleri korumuş, neler kazandırmıştır düşününüz.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Bir Römork Buğday Bir Vida Ederken
28.1.2019
TOPLUM VERİ TABANI
1.11.2018
BATILILAŞMA SENDROMU
3.10.2018
GARP YOKUŞUNDA DİNDARLAR
23.8.2018
HZ. ÖMER, HZ. MUAVİYE İLE SEKÜLERLİĞE YOL MU VERDİ?
26.3.2018
GÜNCELLEME VE MÜCEDDİD
5.2.2018
İSLAMCILARIN ETKENSİZLİĞİ
18.12.2017
İki cenahında karşıt olduğu sultan
19.9.2017
TEKNOLOJİ VE FARKINDALIK
24.7.2017
HZ. SÜLEYMAN’INKİ BİR SEVDA MIYDI?
6.7.2017
TEKNOLOJİ VE BENLİK
15.6.2017
İLAHİ KELAM’LA SEKÜLERİ HEDEFLEMEK
30.5.2017
İslam oluştan günümüze değişen hassasiyetler
12.4.2017
‘PATRON BEBEK’TE MASUM SAKINCALAR
13.3.2017
ALLAH’IN SÖZÜNÜ İŞİTTİĞİ KADIN
1.1.2017
KARUN’A ÖYKÜNENLER
22.12.2016
DOCTOR STRANGE’DE ÖNGÖRÜLEN SPİRİTÜEL DÜNYA
26.5.2016
Batılılaşmada mündemiç din karşıtlığı
18.8.2015
Amak-ı hayal ve Osmanlı son dönemi dini yaklaşımlar
29.6.2015
Ters köşeye yatan dindarlar
15.6.2015
MERYEM’İN İŞLERİ
14.5.2015
LUCY, VARSAYILAN İNSAN POTANSİYELİ
22.4.2015
LUT'UN EN ZOR GÜNÜ
22.03.2015
SARE’NİN ÇIĞLIĞI
12.03.2015
Görselde kalan batılılaşma
16.02.2015
Batılılaşmanın ilk habercisi
28.01.2015
Çeyrek yüzyıl geciken teknoloji
30.12.2014
OSMANLICA’NIN TÜRKÇESİ
06.12.2014
İKİNCİ MAHMUT’UN ‘FES’İ
01.11.2014
Cumhuriyet tek alternatifti
23.10.2014
Dolmabahçe’de korunmak istenen ihtişam
15.09.2014
Piramitlerden rezidanslara
02.09.2014
Devletin gönlü
31.07.2014
SRAİL VE BİTMEYEN FİLİSTİN DRAMI‏
05.07.2014
‘İmtihan’ın ölümü
19.06.2014
Ayasofya’yı isterken kültür deformasyonunu görmemek
06.06.2014
FETİH, ÇANDARLI’YI NEDEN TASFİYE ETTİ?
23.05.2014
Facialar ve toplumsal sorunlarımız
09.05.2014
Geri kalmışlığımız ve devlet iradesi
21.04.2014
SULTAN II.ABDÜLHAMİT NEDEN BIRAKTI?
17.03.2014
TEKNOLOJİ VE KÜLTÜR
26.02.2014
Ferrariye binen ‘hacı’
29.01.2014
SULTAN II. ABDÜLHAMİT’İN BATI TUTKUSU
06.01.2014
ZİYA PAŞALARIN EKSİKLİĞİ
20.12.2013
‘Bin yılda’ kronometre işliyor mu?
14.12.2013
MIZRAKLARIN UCUNDAKİ DERSHANELER
01.12.2013
Mızrakların ucundaki dershaneler
12.11.2013
MARMARAYLAR YAPTIRMAK
17.10.2013
Trum trum demokratikleşmek istiyorum
04.10.2013
Demokratikleşme paketiyle başörtüsü sorunu çözülecek mi?
24.09.2013
Eğitim sistemimizi Abdülhamit’e mi borçluyuz?
30.08.2013
DİNDARLAR NEREYE?
10.08.2013
NAMIK KEMAL’İN SUÇU NEYDİ?
18.07.2013
Adeviye’den Taksim’e Mısır Türkiye’ye bakar
11.07.2013
KÜLTÜR YAPTIRIMLARI
22.06.2013
Pasif güç
04.06.2013
Alkol mü, kültür mü?
14.05.2013
“Yatçaz kalkcaz, yatçaz kalkcaz”
25.04.2013
YGS din kültürü soruları
23.04.2013
YGS din kültürü soruları
09.04.2013
BATI, OSCAR’LA İRAN’A ‘ARGO’ KONUŞTU
22.03.2013
OTOYOLDAN TREN GELMİYOR
09.03.2013
BARAJLAR TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİ İÇİN MİYDİ?
19.02.2013
Tevhidin zorunlu kıldığı hicret
04.02.2013
Batılılaşmaya ilk ayak koyan Levent
18.01.2013
HOLLYWOOD’A GÖRE ABRAHAM LİNCOLN VAMPİR AVCISI
29.12.2012
Kutlama mı,Hıristiyanlaşmak mı?
24.12.2012
Zemzem Tower Kabe’ye karşı
15.12.2012
İslamcı hareketlerin iflası mümkün mü?
2 0
Hasan Tülüceoğlu 07.07.2014 - 10:14:12
Yazdıklarınız Doğrudur. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk"ün projesi ve devrimidir. Sadeleşme türkçeleşme Yerinde zorunlu ve gerekliydi. Ancak Ulu Önder"den sonra bir dönem tabir caizse işin cılkı çıkarılmıştır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%45,79
Hrac Madooglu 06.07.2014 - 19:18:06
Ataturk'un genclige hitabesinin Turkceyi korudugunu iddia etmissiniz. Bunda gercek payi olmadigi gibi, eski Turkce koklerden kelimeler tureterek, Turkceyi Arapca ve Farsca kelimelerden arindirmak Ataturk'un projesi idi. Arap alfabesinin yerine Latin alfabesini getirmek de bu projeye dahildi. Binlerce yeni kelime turetildi o donemde fakat cogu halk tarafindan benimsenmedi. Yine de bir kismi Turkceye girmis ve kelime hazinesini zenginlestirmistir(olanak, olasilik, secenek, karsin, yanit, sozcuk, yitirmek, vs).
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%46,00
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive