Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Keşke olmasaydı!


27.09.2012 - Bu Yazı 3676 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Uzun yıllarını Amerika’da geçirmiş, şimdilerde Bodrum’da yaşayan bir arkadaşımla telefonda görüşürken, onu şaşırtan bir olay anlattı: “İri kaktüs çiçeklerinin olduğu bir mekânda oturuyordum. Tanımadığım bir kadın bana gülümsedi, selamlaştık ve laflamaya başladık. Bir ara laf kaktüslere geldi, dedi ki ‘Tayyip Erdoğan’ı alıp, bu kaktüslerin üzerine oturtmak lazım’. Ben ‘Ne münasebet olur mu öyle şey!’ diye itiraz edince, ‘Haaa, demek sen Tayyipçisin, o zaman herhalde sen Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu kaktüslere oturtmak istersin!’ diye karşılık verdi. Ben de ‘Ne münasebet, ben Kemal Bey’e de kıyamam, niye onun için böyle bir şey düşüneyim?’dedim. Ancak bu karşılığıma rağmen aramızda spontan bir şekilde başlayan muhabbet birden sona erdi, kadın kalkıp uzaklaştı. Nasıl bir anlayış bu, ben anlamadım!”

Evet, anlaması zor ama bu ülkede yaşayanlar için sıradan bir taraftarlık/ düşmanlık manzarası ne yazık ki. Ölümüne dost/ yandaş/ taraftar olmakla ölümüne düşman/ karşıt/ muhalif olma denklemi. Bu sakat denklemin, Yunus Emre gibi bir değere sahip olmakla övünen bir coğrafyada maya tutmuş olması gerçekten çok tuhaf. Üç günlük dünyada, beşerin her daim şaşabileceği, düşmez kalkmaz olanın yalnızca Allah olduğu bilgisinden hareketle, günahkârdan ümit kesmeyen, tövbe kapısının daima açık olduğuna inanan insanların, siyasi rakiplerine karşı husumet ve düşmanlıkla muamele etmeleri gerçekten garipsenecek bir durum. Ancak siyasal kültürümüzün, Osmanlı dönemi de dâhil olmak üzere, en köklü husumetlerin boy verdiği, kardeş katlinin bile caiz görüldüğü bir kıyıcılıkla malul olduğu gözönüne alınırsa, bu garipsemeyi garipsemek de mümkün görünüyor.


12 Eylül bize başörtüsü yasaklarıyla dokunmuştu daha çok. Bir de devrimci kuzenlerimin acılarıyla... Ama 28 Şubat, nasıl olduğunu bile anlamadan tepemizde patlayan bir bomba oldu.
 Başörtülü kadınlar olarak, gericiliğin köylülüğün, hocaya- kocaya itaatin utanılası sembolleriyken, 28 Şubat’la birlikte birden “potansiyel terörist” makamına terfi ettirildik. MEB’de çalışan binlerce öğretmen hakkında, başörtüsü taktıkları gerekçesiyle soruşturmalar açıldı, kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davranmaktan değil, kurumun huzur ve sükûnunu bozmaktan ceza aldılar ve memuriyetten çıkarıldılar. O günlerden birinde Kocatepe Camii’nin yakınlarından geçerken, muhtemelen bir cenaze için gelmiş bir otobüs dolusu subayı gördüğümde, içimde büyük bir nefret duygusunun kabardığını, en azından yere tükürmek istediğimi ve kendime güçlükle hâkim olduğumu hatırlıyorum.

Sonra gün geçti, devran döndü, AK Parti benim gibi insanların oylarıyla iktidar oldu. Kendisini millet iradesinin üstünde görme illetiyle malul bazı kuvvet komutanları, geçmişten kalan kötü bir alışkanlıkla darbe planları hazırladılar, ancak şu anda bile bütün netliğiyle bilemediğimiz manevralarla bu teşebbüsler önlendi, gerçekleşemedi. Darbe teşebbüsleri yargılanmaya başladı ve “Balyoz” adıyla bilinen teşebbüsün failleri için hüküm verildi. Yaşanan süreç demokrasi adına büyük bir kazanım olsa da, kendisini yarı tanrı zanneden zorbalar hukuk önünde hesap vermek zorunda kalsa da, bu süreç acılı bir süreç oldu: “Keşke olmasaydı, keşke yaşanmasaydı, keşke askerleri gereğinden fazla değerli kılan bu sistem vaktinde rehabilite edilseydi, keşke ahir ömründe kimse hapse girmek durumunda kalmasaydı” diye hayıflandık, üzüldük. O gün Kocatepe’de nefretle yüreği kabaran ben, bugün televizyonda tutuklanan askerlerin eşleri ve çocuklarıyla birlikte ağlamaktan kendimi alamıyorum. Adalet yerini bulduğu için, artık hissettiğim şey nefret ve husumet değil; hayıflanma, yazıklanma duygusu... Hukuk bu yüzden en hayatî konularımızdan birisi ve hukuka olan güvenin sarsılmaması da birinci önceliğimiz.


28 Şubat süreci masaya yatırılmışken, pek çok kurumun yanı sıra, o süreçte mesleklerinden, memuriyetlerinden edilmiş ve kanuni hakları gasp edilmiş başörtülü kadınlar da, davaya müdahil olma dilekçeleri veriyorlar.
 Yazımı, geçtiğimiz pazartesi Ankara Adliyesi’nde dilekçelerini savcıya teslim eden ve hepsi arkadaşım olan bir grup kadın adına söz alanHatice Güler’in açıklaması ile bitiriyorum: “28 Şubat sürecinde irtica suçlamalarına maruz kaldık. Öğrencilerimiz, velilerimiz aleyhimize kışkırtıldı. Ders veremez konuma geldik. Hepimiz sabıkalı öğretmen konumuna getirilip, devlet memurluğundan ihraç edildik. Batı Çalışma Grubu tarafından fişlendik. Eline kâğıt kalem alan herkes bize usulsüz cezalar verdi. Ancak bu dönemde yapılıp edilenler hep asker ve erkek kişiler üzerinden konuşuldu. O dönemde sırf başörtüsünden dolayı görevlerine son verilen öğretmenler, kadınlar yeterince seslerini duyuramadı. O dönemde maalesef iç hukuktan hiçbir sonuç alamadık. Bu yüzden adil bir yargılanmanın olmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla o dönemin sadece askerî değil sivil işbirlikçilerinin de yargılanmasını istiyoruz. Tabii bunların bir kısmı vefat etti. Hukuk dediğimiz şeyin insanların ölümünden sonra da neticelenmesi için buradayız. Davaya müşteki olarak katılmak istiyoruz. Savcı ifademizi almak için bizi çağırdı. Kaybettiğimiz haklarımızın iadesini istiyoruz. Tabii ki bazı şeylerin telafisi çok zor ama kanunların bize tanıdığı hakları geri almak istiyoruz. Ülkemizde bir daha darbe zihniyetinin yaşanmamasını istiyoruz. İnsanlar bizim gibi fişlenmesin, asılsız suçlamalara maruz kalmasın.”


htuksal@gmail.com

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
2 0
husamettin akkaya 28.09.2012 - 07:04:35
Balyoz Pasalarinin Ailelere ağlamşsiniz, Hidayet Hn! Paşalar yağlı kazik diyorlardı sivilleri; "kaktüse oturtalim!" Halkı bunlar zehirlemedi mi? Hidayet Hanım. O aileler; bodrum' daki cactus oturtmacilanin yağlı kazık versiyonu.. Var mi bir pismanliklari.. Yine de biz Şefkatli kalalım ama olmuyor..
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,24
Nihat Taştan 27.09.2012 - 18:40:20
Hidayet hanım; söz konusu O zevat şimdilerde yapmacık, inşallah Maşallah veya cuma günü koltuğuna bir karton seccade sıkıştırarak muktedirlere kulluklarını beyan etmektedirler. Düzceden kucak dolusu selam, yüreğinize sağlık
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,43
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı