Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Tek adamlığın vebali


04.10.2012 - Bu Yazı 3441 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Pazar gününden beri AK Parti kongresini ve onun genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı konuşuyoruz. Gerek eleştiri, gerek övgü ya da ikisini de içeren değerlendirmeler bağlamında kendisinden bu kadar bahsettirebilmesi, kabul etsek de etmesek de siyasi bir başarı. Pazar günü yüksek düzeydeki koruma tedbirleri sebebiyle binaya girmekte biraz zorluk çeksek de, STK kontenjanına ayrılmış sıralardan kongreyi izleyebildik. Ben o salonda, Sayın Erdoğan’ı çok başarılı bir orkestra şefi konumunda gördüm. Konuşmaya giriş olarak seçtiği şiir, hem şairinin hem de okuyanın yürek gücünü taşıyordu ve o duyguyu salondaki pek çok insana geçirebildi. Şiir bittiğinde gözlerini silenler arasında ben de vardım. O yüzden şiiri küçümsememek lazım. Üstelik şiir bazen yalnızca bir şiir değildir, ondan çok daha fazla bir şeydir ki, o gün de öyleydi. Sezai Karakoç, 80’lerin dindar üniversiteli neslini en çok etkileyen şairlerden ve düşünce adamlarından biridir. Bir yürek ve düşünce mimarıdır. Onu bizler ya da özelleştireyim benim için bir başvuru kaynağı hâline getiren şey, Doğu-Batı mücadelesinde, Doğulu kodları yeni bir duyuş ve yeni bir dille ifade etmesi ve bunu yaparken “yürek zihin korelasyonunu” bana göre mükemmel bir şekilde kurabilmiş olmasıdır. O bu mücadelenin “celalli/hoyrat” seslerinden biri değildi. Batı’yı eleştiriyordu ama yok saymıyordu ve yok olmasını dilemiyordu. Doğulu ve İslami kodları da, fıkıh esaslı bir şeriatçılıktan çok ötede, ilahi iklime açılmış gönül kapısından gelen ilhamlara dayanıyordu. Bu yüzden sevdik ve saydık onu, kendisine değilse de kitaplarına öğrenci olduk. Karakoç bence hep bir münzevîydi; şimdi de öyle. Misyonuyla özdeşleşmiş “Diriliş” isimli bir siyasi partisi olsa da, ara sıra basın bildirileri yayımlasa da, o hâlâ bir münzevî. Buradan hürmetlerimi sunuyorum kendisine...

Kongrede, orkestra şefinin gücü, aslında herkesin bildiği ve konuştuğu bir olguyu daha bariz hâle getirdi: “Tek adamlık” meselesi... Kongreden iki gün önce katıldığım bir akşam yemeğinde, parti kurucuları arasında yer almış ve ilk dönem bakanlık da yapmış, hâlâ partide görevi bulunan ağır toplardan biri de vardı. Ona, “ustalık dönemini” nasıl buluyorsunuz diye sorduğumda, “Biz yola çıkarken, asla ‘tek adamlık’ olmayacak diye ilke kararı almıştık, e şimdi sen düşün ne durumda olduğunu” diye cevap verdi. Ben bu cevabı beklemiyordum gerçekten, şaşırdım. Çünkü ben, tâ en başından beri, Tayyip Bey’in şefliğini kabul eden bir ekip olarak bakıyordum AK Parti’ye. Ama demek ki pek de öyle değilmiş. Hatta, olur da ileride böyle bir durum ortaya çıkarsa diye, ilke kararı bile almışlar, ama karar hükmünü icra edememiş demek ki.

Fakat ben bu “tek adamlık” konumunu sadece Erdoğan’ın başarısı/vebali olarak görmüyorum. Erdoğan’ın referans olarak aldığı dînî literatürün yanı sıra, saflarında yetiştiği Milli Görüş siyaseti,“emir” statüsüyle “tek adam”lığı zaten onaylayan meşrulaştıran iki kaynak durumundadır. AK Parti kurulduğunda alınan ilke kararıyla bu statü (emirlik statüsü) terk edilmiş olsa da, Erdoğan’ın mahkûmiyetiyle ve siyasi yasaklı kılınmasıyla başlayan süreç, ister istemez onu ekibin içinde“yıldız”laştırmıştır. Sonraki süreçte, kişisel karizmasının sahip olduğu büyük oy gücünün fiilen ortaya çıkmasının yanı sıra, AB üyeliği girişimlerinin sonuçsuz kalması da, ona başlangıçtaki ilkelere sadakatten ayrılma cesaretini vermiş olmalı. Ayrıca, kongre günü salonda şahit olduğumuz gibi, genel başkanın belirlediği o tek listeye 1500’e yakın delegenin, büyük ölçüde “kabul” oyu vermiş olması, “tek adamlık” meselesini sorun olarak görmeyen bir parti örgütünün varlığına delalet etmektedir. Yani mesele sadece Erdoğan’ın şahsıyla açıklanamaz, bir vebal varsa bu işte, bu sistemi kabul eden binlerce kişinin varlığı da dikkate alınmalıdır. Ben kendi adıma, bu tabloyu anlamaya, değerlendirmeye çalışırken, geleneksel aile yapımızda hâlâ etkili olan bir tutumun, “baba figürü ve otoritesi”ne atfettiğimiz önemin, yüklediğimiz meşruiyetin izlerini görüyorum bu manzarada. Vaktiyle Demirel de böyle bir teveccühe mazhar olmuştu “baba”lık sıfatıyla, ancak Erdoğan bu sıfatı hiç kullanmasa ve hatta kendisini “hizmetkâr” olarak tanımlasa da, demek ki görevini yapan bir “baba/ devlet adamı” olarak algılandığı için, otoriterliği ve tek adamlığı kitleler nezdinde bir sorun olarak görülmüyor. Bu durumda, ne kadar sistem eleştirisi yaparsak yapalım, demokratikleşme meselesi henüz kitleler için “gerçek bir ihtiyaç” konumunda değil. Belki mesaimizi artık sistem ve Erdoğan eleştirisi yerine, demokratikleşmenin nimetleri üzerinde yoğunlaştırmamız gerekiyor. Artık AK Parti’yi, hükümeti, Başbakan’ı ikna çabaları yerine, yurdum insanını demokratikleşme üzerine düşündürecek tartışmalar yaratmak, bunun sağlayacağı imkânlar üzerinden yol almak gerekiyor. Acizâne aklımın erdiği bu şimdilik!


htuksal@gmail.com

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı