Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

İnsanlar ve isimler


11.10.2012 - Bu Yazı 2435 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu hafta iki bürokratın yaptıkları açıklamalara gelen tepkileri konuşuyoruz. Bir toplantıda, 2005 yılında bir konferansta “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz!” dediğini hatırlatan Diyarbakır’ın yeni Emniyet Müdürü Recep Güven’in basına akseden bu sözlerine cevaben, MHP lideri Devlet Bahçeli ve Başbakan teröristlere ağlamadıklarını, ağlamayacaklarını gayet sert bir şekilde açıkladılar. Bahçeli müdürün istifasını isterken, Başbakan Emniyet Müdürü’ne “işine bakmasını” söyledi. Böylece Erdoğan’la Bahçeli’nin neredeyse bire bir örtüştükleri bir fotoğraf karesi çıktı ortaya. Bu şaşırtıcı bir şey değil artık, aylardır yazılıp çizilen bir tesbit. Hatta AK Parti de MHP gibi muhalefette olan bir parti olsaydı o kadar sorun da edilmezdi, milliyetçi tabana yönelik gaz alma filan denebilirdi. Nitekim CHP lideri tam da bu anlamda bir değerlendirme yaptı zaten, ama AK Parti muhalefette değil, iktidarda ve Kürt meselesinin çözümü konusunda birinci dereceden sorumlu ve yetkili mevkide bulunuyor. Bu konumdayken Sayın Başbakan, Devlet Bahçeli ya da Kılıçdaroğlu gibi davranma hakkına sahip mi, sorun bu. Bence bu hakka sahip değil, çünkü bu ülkede kime sorsanız, Kürt sorununun çözümü konusunda akla gelecek en son isimler Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu olacaktır. Bahçeli dediğinizde, şimdiye kadarki bütün söylemleri “çözmek” değil,“ezmek” üzerine kurulmuş bir parti ve liderinden bahsetmiş oluyorsunuz. Kılıçdaroğlu ise, doğrularla yanlışları aynı paragrafta kendisine özgü bir mantık örgüsü içinde zikredebildiği için, daha uzun süre muhalefette kalmaya mahkûm görünüyor. Ancak şimdilerde Başbakan’ın da Kılıçdaroğlu tarzı cümleler kurmaya başlaması ve Bahçeli gibi refleksler veriyor olması, bu ülkede çözüm bekleyen herkesi endişelendiriyor.

Bu korku sineması atmosferinde, AK Parti’den Bülent Arınç, BDP’den Sırrı Sakık, CHP’den Sezgin Tanrıkulu’nun sağduyulu, yapıcı beyanları içimize su serperken, bölgedeki sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de, Recep Güven’in açıklamasından duydukları memnuniyetlerini bildirmişlerdir. Ben de memnun olanlar arasındayım ve kendisine başarılar, kolaylıklar diliyorum.

Gelelim ikinci vakaya. Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk’ün bir konuşmasında, kendisine sorulan bir soru üzerine verdiği cevap kaç gündür medyayı işgal etti. Toplumumuzda çocuklara Kur’an’dan isim verme konusunda yaygın bir uygulama var, hatta halk arasında eğer çocuğun ismi Kur’an’dan değilse, ahirette kendisinin tanınmayacağı gibi kimi inanışlar mevcut. Müftü Bey, bir uyarı yapmış veKur’an’dan isim seçerken, anlamı “isim olmaya uygun olmayan” kelimelerin seçilmemesini tavsiye etmiş. Bence çok doğru bir tavsiye, ancak sorun KezbanRumeysa,Gülsüm gibi isimlerin anlamları konusunda yaptığı açıklamalar yüzünden çıkmış görünüyor. Sanıyorum Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de bu yüzden devreye girdi ve bir düzeltme yapma ihtiyacı hissetti. Ancak bu isim verme mevzuu, her dönemde dinî ya da ideolojik tutumlardan nasibini alan bir konu. Okul sıralarında, Denizler, Mahirler, Ulaşlar, Mustafa Suphiler ile,Ammarlar, Yasirler, Alpaslanlar yan yana oturuyorlar, bu belki de iyi bir şey. Fakat benim kafam daha çok soy isimlere takılmış durumda. Geçmişte bir sebeple telefon rehberini şöyle bir taradığımda, öyle ilginç soyadları ile karşılaşmıştım ki, insanlar nasıl olup da bu soyadlarını kullanabiliyorlar diye bayağı düşünmüştüm. Burada örnek vererek bir pot da ben kırmak istemiyorum ama, hani birisi kendisine soyadıyla hitap etse hakaret etmiş duruma düşeceği şekilde, fazlasıyla ilginç soyadlarına rastladığımı hatırlıyorum. Galiba bizim insanlarımız soyadlarını, anlamlı bir kelimeden ziyade bir tür“kodlama” olarak kabul ediyorlar ki, ismin garabeti onları rahatsız etmiyor ve kullanmaya devam ediyorlar. Tabii, bu gibi konularda hassas olup adını, soyadını değiştirenler de var. Ancak ben bütün yönleriyle bu isim ve soy isim mevzuunun, toplumumuzun kimi kodlarını açığa çıkaracağı beklentisiyle, sosyolojik bir araştırmaya konu olmasını istiyorum. (Belki de zaten yapılmıştır, bilemiyorum.) Değiştirilen köy isimleri gibi olgularla birlikte düşünüldüğünde, “adlandırma”eyleminin iktidar, gelenek, insan tasavvuru gibi unsurlarla ne kadar yakından ilişkili olduğu açık. Bu vesileyle İbrahim Sediyânî’nin sözcülüğünü yaptığı “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz”kampanyasına da bir selam gönderelim. Cumhuriyet tarihi boyunca sistematik olarak sürdürülen Türkleştirme politikası uyarınca, çeşitli zamanlarda halkına sorulmadan, rızası alınmadan “zorla”değiştirilen 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yerleşim biriminin adını geri istemek üzere düzenlenen kampanya, http://www.ufkumuz.com/imza/index.php adresinde devam etmektedir. Toplumsal barışı bir günde tesis etmek mümkün değil ama buna katkıda bulunabileceğimiz her vesileye sarılmak, küçük de olsa yapabileceklerimizi ihmal etmeden yapmak önemli diye düşünüyorum ve sizi bu kampanyaya destek olmaya davet ediyorum.


htuksal@gmail.com

 

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı