Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Ölenler ölmüş olsa da...


08.11.2012 - Bu Yazı 3096 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçtiğimiz perşembe çok şiddetli bir griple boğuşuyordum ancak cuma-cumartesi günü Mardin’de yapılacak olan bir sempozyumu izlemek üzere önce uçakla Diyarbakır’a gittim, sabah da minibüsle Mardin’e geçtim. Diyarbakır uçağına binerken, eşofmanlı ve sırt çantalı, küçük oğlumun yaşlarında birkaç gencin konuşmasına şahit oldum. “Sen de mi kaydırmasın” diye soruyordu sarışın bebek yüzlü olanı esmer gence. Verilen cevaplardan, orada birbirini bulmuş bu gençlerin komando birliklerinden güneydoğuya, yani sıcak çatışma alanına kaydırılan askerler olduğunu anladım. O bebek yüzlü sarışın çocuk, katılacağı birliğin bulunduğu yere gidecek yol olmadığı için helikopterle“atılacaklarını” söylüyordu arkadaşına. Yolu bile olmayan bir dağ başına “atılacak” bu çocuk için içimde bir yerler “cızz!” etti aniden. Ancak çocuk yüz hatlarındaki gerginliğe rağmen sakin görünüyordu, ben de herhâlde bunun eğitimini almışlardır diye düşündüm. Sonra uçağa bindik. Yanıma oturan bir başka asker çocuk, emniyet kemerini orasından burasından çekiştirip, bir türlü nasıl bağlanacağını çözemeyince, uçağa ilk defa bindiğini anladım. Sarışın çocuk iki arkamda çaprazıma oturmuştu. Uçak kalkmaya hazırlanırken, aralarda hızlıca gidip gelen bir hostesi durdurdu ve bir şeyler söyledi. Onun ne dediğini duymamıştım ancak hostesin verdiği cevaptan, çocuğun uçaktan korktuğunu ve bayılma endişesi içinde olduğunu anladım. İşte o an, içimdeki “cızz!” sesi büyüdü, büyüdü, ta yüreğime kadar işleyen bir acıya dönüştü. Demek uçakta bayılmaktan korkan bu çocuk, birliğine havadan helikopterle atılacaktı... Uçağa baktım, gerçek o kadar çıplak ve aleni şekilde ortadaydı ki...Uçağın diğer yolcuları, yani bizler; yaşını başını almış, işlerinde güçlerinde, iyi kötü bir düzen tutturmuş olanlar, hayatlarımıza rahat rahat devam edebilelim diye, bu “uçaktan korkan ana kuzuları” Allah’ın bilmem hangi dağında PKK yolu gözleyecek ya da operasyona çıkacaktı öyle mi? O an içimden bin tane bela okudum bu horoz dövüşünün patronlarına, önderlerine, siyasetçilerine, hepsine, hiç ayırt etmeden tümüne... Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, tek günahı 18 yaşına gelmek olan bu çocuklarla vatanı koruyacaktı, PKK ise gene bu yaşlarda çocuklarla vatanseverlik saldırıları düzenleyecekti ölümüne... Sonra bir gün, o er ya da geç “gelecek” olan bir gün “barış” yapılacaktı; birileri barışın önderi, kahramanı, ıvırı zıvırı olacaktı ama bu gencecik, daha hayatın ne olduğunu bile anlamamış çocuklar o dağlarda canlarını, kanlarını vereceklerdi, öyle mi? Uçak yolculuğum boyunca bir yandan Allah’a onları koruması için dua ederken, bir yandan da bu dövüşün patronlarına bela okumaya devam ettim...

Sabah Mardin’e geçtim. Nasıl bir apartmanlaşma bu Allah’ım? Bahçeye bile lüzum görmeyen, hemen arkadaki apartmanın tam önüne, onun bütün ışığını kesme pahasına dikilmiş beton bloklar... Bu gidişle caddeler yüksek duvarlı birer koridora dönüşecek ve insanlar sokaklarda bile klostrofobi duygusundan kurtulamayacaklar. Toplantının yapılacağı otele bu duygularla vardığımda içim daralmıştı anca karşılaştığım dost ve tanıdık yüzlerle sıkıntım biraz hafifledi. BuradaHrant Dink Vakfı, Mardin Tabipler Odası, Mardin Barosu, Mardin Sinema Derneği, Turabdin Süryani Kültür Derneği ve Mardin KAMER’in işbirliği ile düzenlenen “Mardin ve Çevresi Toplumsal ve Ekonomik Tarihi” adlı uluslararası bilimsel toplantıyı izledik iki gün boyunca. Beş oturum hâlinde gerçekleşen toplantıda, açılış konuşmasından başlayarak, bir Müslüman olarak zor anlar yaşadığım pek çok konuşma dinledim. Rakel Dink önümde oturuyordu ve bir yazıklanma ritmiyle iki yana durmaksızın sallanan başından, anlatılanları bizden çok daha fazla can evinde hissederek dinlediğini görebiliyordum. O bir Mesih imanlısı olarak kıyıma uğramış kurbanlarla özdeşleştirirken kendini, ben bir Müslüman olarak katillerle özdeşleştirmek durumunda kalıyordum. Bu, çok ağır ve çok kötü bir miras. Zaman zaman düşünmüşümdür aslında, bu kötü olayları hatırlamak yerine unutmayı tercih edenler daha mı iyi yapıyorlar diye, ama bu toplantıda bir kere daha “hatırlama”nın bir tercih değil bir mecburiyet olması gerektiğine ikna oldum. Hannah Arendt’in o meşhur saptamasıyla “kötülüğün sıradanlığı”na karşı, bizzat kendimizin potansiyel vahşet ve dehşetine karşı uyanık olabilmemiz için “hatırlamak şart!”

Toplantı Cengiz Aktar’ın salı günkü yazısında ayrıntılı bir şekilde bahsettiği gibi, “Mardin ve Çevresinin Genel Görünümü”“Bölgenin Etnik Çeşitliliği”“Bölgeye Müdahaleler, Milliyetçiliklerin Ortaya Çıkışı”“Mardin’de Şiddet, Pogrom ve Soykırım” ve “Travma Sonrası Yaşam” başlıklı beş oturum hâlinde gerçekleştirildi. 1839-1938 yılları arasını masaya yatıran çeşitli tebliğler, Süryani ve Ermenilerden oluşan kalabalık Hıristiyan nüfusuyla Mardin’in 19. yüzyıl sonuna kadar tipik bir Osmanlı şehri olduğunu gösterdi bize. Hatta Hıristiyanlara yönelik Batı kaynaklı misyonerlik faaliyetlerine ne kadar müsamahakâr davranıldığını da öğrendik. Ancak bütün bunlar 19. yüzyılda kalmıştı ve 20. yüzyılda Mardin’in Hıristiyan halkı, devletin “vur!”emri üzerine Kürt aşiretlerin kılıcıyla, kıyıma uğratılmıştı. Bu gerçeklerle yüzleşmek gerçekten çok ağır ve zor! Ama yapmak zorundayız. Bunu, hem bu kıyımların mazlum tarafında duran insanların travmalarını sağaltmak adına, ama aynı şekilde kendimizi de sağaltmak adına yapmak zorundayız. Ölenler ölmüş olsa da, geriye kalanlar için yapmak zorundayız.


htuksal@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Kod8
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
1 0
Aziz Günay 09.11.2012 - 23:35:23
Siz asla islamı temsil etmiyorsunuz tv yede yakışmıyorsunuz . Kendinizi izleyin.Allah nankörleride sevmez Bende İ.H.Liyim ama ülkem için canını siper eden bir insana Allah razı olsun derim. Biz şu yaşımıza kadar ülkemize ne verebildik Ancak ülkemizin dibini oyuyoruz Yazklar. Olsun derim.Atatürke bir fatiha okuyamıyorsanız bari düşmanlık yapmayın
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%54,05
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8