Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

23 Nisan, 24 Nisan


25.04.2013 - Bu Yazı 2724 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhuriyet sonrasında herhangi bir zamanda bu ülkede dünyaya gelen bir çocuk, eğer ailesi bakımından özel bir duruma sahip değilse, miladı Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilanı olan, tanrılaştırılmış kahramanı da Atatürk olan bir tarih anlatısıyla karşı karşıya kalır. İlkokuldan hatta günümüzde anaokulundan başlayan bu beyin yıkama faaliyetleri sonucunda, ailesi de duruma sessiz kalıyorsa, şimdilerde “ulusalcı” dediğimiz tipte bir “ürün” elde edilir. Sözkonusu tarih anlatısı,“bayrak, vatan, şehitlik, iç ve dış düşmanlar, topraklarımızda gözü olan devletler, ülkemizin sınırlarını farklı gösteren bölünmüş haritalar, yabancılara satılan vatan toprakları” gibi pek çok yan anlatı ve ayrıca törenler, antlar, saygı duruşları gibi ritüellerle de desteklenir. Bütün bu propaganda faaliyetlerine maruz kalan bir çocuk, etkisinden belki de hiç kurtulamayacağı bir milliyetçilik duygusu ile donanmış olur. Pek çok insan böyle bir duyguya sahip olmanın iyi bir şey olduğuna inanır. İnsanın ailesini sevmesi, milletini ve vatanını sevmesi bir erdem olarak kabul edilir. Vatana millete hayırlı evlat duası, işte böyle bir söylem üzerinden gerçekleşmesi beklenen bir şeydir. Söylemden hayata indiğinizde, hayatın bu söylem kadar net ve pürüzsüz olmadığını elbette görürsünüz. Ancak, daha küçücükken coşkun bir duygusallık içinde kazandığınız o hamasî milliyetçilikten kurtulmanız epey bir çaba ve emek ister.

Bu gazetenin okuyucuları için bu tesbitlerde orijinal bir taraf yok ama ben ilkokula giden kızım sayesinde katıldığım 23 Nisan törenlerinde, milliyetçiliğin/ ulusalcılığın okul ortamında üretilme sürecine bir kez daha tanık olmanın şaşkınlığını yaşıyorum. Şiirler, marşlar ve oyunlarla üretilen bu milliyetçilik için bir veli olarak ben ne yapabilirim, gerçekten bilmiyorum. Hevesle Fetih Marşı’nı ezberleyip, sahnede “Kızım sen de Fatihler doğuracak yaştasın!” diye çınlayan o ses benim çocuğuma ait. Birkaç gün sonra da Sakarya Türküsü’nü okuyacak, hazırlanıp duruyor. Bütün bu şiirler onun zihin dünyasını, duygu dünyasını biçimlendiriyor ve ben şaşkın bir şekilde izliyorum. Henüz sekiz yaşında olan bir çocuğa, üstelik kendisini kanıtlamak, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevilmek isteyen bir çocuğa “ben senin bu şiirleri okumanı istemiyorum!”diyemiyorsunuz. Bakıyorum en makul görünen veliler bile aşırı olmasa da, bir doz milliyetçiliğin gerekli olduğunda hemfikirler. Oysa bu bir doz milliyetçilik bile Türk olmaya, fetihçi ruha aşırı anlam yüklemekle malul.


24 Nisan

23 Nisan’ın ertesi günü 24 Nisan, çocuklar için bir tatil ve şenlik günü olmaya devam etse de, 1915’in 24 Nisan’ı, tehcirle başlayıp “büyük felaket”e dönüşen bir sürecin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Birkaç yıldır gittikçe sayıları artan kalabalıklarla anılan 24 Nisan, tarih anlatımızdaki kara deliklerden biri olarak adalet ve vicdan sahiplerinin ilgisini bekliyor. Hrant o meşhur 23,5 Nisan yazısında “23 Nisan nasıl daha bir coşkuyla yaşanır? 24 Nisan nasıl hafızalardan sildirilir? Bütün bunlar çözümsüz sorular değil aslında. 23 Nisan bütün çocukların olacaksa eğer ben derim Ermenistanlı çocukların da olsun bir biçimiyle. Çağırın onları da bu kutlamalara. Barıştırın çocukları birbirleriyle, tanıştırın. Sadece 23 Nisan da olmasın 24 Nisan’ı da katın içine. Daha da uzasın o günler, bütün Nisan’ı katın, bütün baharı katın. Hadi siz beceremiyorsunuz diyelim, var olan kinler engel buna. Bırakın bari dünyayı çocuklara, onlar bu işi halleder, yeter ki engel olmayın siz” diyordu ama görünen o ki, bu eğitim sistemi devam ettiği müddetçe çocuklarımızın bile bu işi halletmesi mümkün olamayacak!


htuksal@gmail.com

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı