Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız


24.09.2013 - Bu Yazı 2619 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Başörtülü kadınlar yıllardır başörtüsünü bir suç, bir dışlanma ve ayrımcılık nişanesi olarak taşımanın dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorlar. Birilerinin dalga geçer gibi “hani nerede Kürt sorunu, ben baktım baktım göremedim” demesine nazire yaparcasına, yıllardır başörtüsü sorunu da, görmek istemeyen gözlerin görmediği bir sorun olarak yaşandı durdu. Bir metrekarelik bir bez parçasıydı altı üstü, zaten zorla takılıyordu, varsın çıkarıp atıversinlerdi… Evet dayatmaydı belki yapılanlar ama, kadınların iyiliği içindi bunlar, bir kere açtılar mı, büyük bir özgürlüğe kavuştuklarını onlar da anlayacaklar ve minnettar olacaklardı. İş bu iyiliğin hayata geçmesi için, üniversite kapılarına güvenlik kulübeleri kuruldu, yetmedi ikna odaları açıldı. Eee, bu yakınlarda bir büyüğümüzün tekrar hatırlattığı gibi, “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdirden anlamayanın hakkı kötektir” kaidesince,  uslanmayan, akıllanmayan başörtülü genç kızlar, yaşını başını almış kadınlar, okullardan kovuldu, işlerinden atıldı. Bu nankör kadınlara bu cezalar az bile gelirdi ama onları idamla yargılamak için Malatya’daki mangal yürekli hakim gibi esaslı hakimler gerekti. Onlardan da pek fazla bulunmuyordu ne yazık ki.

     28 Şubat’ın en ağır hak ihlallerini yaşayan ama o zamanki muhalif muhafazakâr medya dışında görünmez kılınan başörtülü kadınlar, haklarını aramak için çalmadık kapı, görüşmedik siyasetçi ve sivil toplum kuruluşu bırakmadılar. Yetmedi, kendileri örgütlendiler. Bu sıkıntılı sürecin çok acıklı hikayeleri oldu elbette ama önemli faydaları da oldu. 28 Şubat rüzgarıyla birdenbire itilip kakılarak istenmeyen bir üvey evlat pozisyonuna düşmek gerçek bir travmaydı onlar için. Ancak düştükleri bu yerde, bu pozisyona çok daha önceden düşmüş, hatta ömürleri bu pozisyonda geçmiş diğer üvey evlatlarla tanışmanın aydınlatıcı şokunu yaşadılar. Başka türlü olsaydı belki hiçbir şekilde bir araya gelemeyecekleri insanlarla bir araya geldiler, birbirlerini dinlediler, hem de hayretle, ağızları bir karış açık kalırcasına dinlediler…Neler neler olmuştu bu ülkede ve onlar nasıl da birbirlerinden habersizdiler…

      “Bir musibet bin nasihatten evladır” diyen atalarımız haklı çıktılar ve 28 Şubat musibetinin semeresi daha çok özgürlük ve daha çok demokrasi talebinin yükseltilmesi, üstelik bu talebin paradoksal bir şekilde dindar muhafazakâr kitleler eşliğinde yükseltilmesi şeklinde tecelli etti.  Böylece bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat, bütün ötekilerin, üvey evlatların el birliği ile etkisiz hale getirildi ve en kalabalık ötekilerin temsilcisi olan AK Parti büyük bir oy alarak iktidara geldi. Artık eşleri başörtülü olan başbakanımız ve bakanlarımız vardı, hatta bir zaman sonra “türban Çankaya’ya çıktı”; ama başörtülü kadınlar hala evlerinden çıkamamışlardı.

      İki dönemlik iktidarı boyunca AK Parti, başörtüsü yasaklarını sona erdirmek konusunda, başbakanın hamasi çıkışlarıyla gündeme gelen ve diğer partiler ya da Anayasa Mahkemesi tarafından püskürtülen kimi girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı çünkü bu sorunun çözümü konusunda bir politikaya, adım adım izlenecek bir yol haritasına, tartışmalara, uzlaşmalara, ittifaklara, desteğe ihtiyaç duymuyordu. Gün gelecek ve bu sorun kudretli Başbakanımızın cesur kararıyla bitirilecek; bu hak başörtülü kadınlara ihsan edilecekti, tıpkı daha önce başka kadınlara ihsan edilen başka haklar gibi. Bu yüzden olsa gerek, başörtülü kadınların BM CEDAW Komitesinden 2005 ve 2010 yıllarında çıkartmayı başardığı tavsiye kararları, başörtüsü sorunun ayrımcılık temelli bir yaklaşımla çözümü için bir “zemin” olarak kullanılmak yerine, görmezden gelindi ve “ke en lem yekun” (bütünüyle yok hükmünde) sayıldı. Bunun hesabı da hiçbir başörtülüye verilmedi. Ayrıca son seçimler sırasında bir grup başörtülü kadının imzaya açtığı “Başörtülü aday yoksa oy da yok!” kampanyası Sayın Başbakan'ın ve arkadaşlarının hışmına uğradı. 28 Şubat sürecinde merkez medyanın başörtülü kadınların sorunlarına ve taleplerine karşı uyguladığı karartmayı, bu kez muhafazakâr medya uyguladı. Neredeyse hain ilan edildiler. Çünkü Başbakan ilahi bir iradeyle “kun!” (ol!) demeden hiçbir şeyin olmasını istemiyordu. Referandum ve seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan AK Parti’nin önünde artık hiçbir engel kalmamış görünüyordu. Hatta bu dönemde partinin kadın kollarında uzunca bir zamandır emek vermiş olan ve partinin başarısında önemli bir katkısı bulunan bazı başörtülü kadınlar, yeni dönemde bazı görevlere getirilebilecekleri ümidine bile kapıldılar. Ama olmadı.

     AK Parti üç dönemdir Meclise, başörtülü kadınların emekleri üzerinde yükselen başları açık kadınları milletvekili olarak getiriyor. Bu durumun izaha ihtiyacı var mı bilmiyorum ama başörtüsü yasaklarının itibarsızlaştırdığı kadınların, kendi mahallelerinde, cemaatlerinde ve partilerinde de aynı şekilde itibarsızlaştığını görmek gerçekten trajik bir durum.

     Gelelim BDP’nin son çıkışına… Kadın milletvekillerine pantolon giyebilme özgürlüğünün yolunu açan iç tüzük önergesine “başörtülü ve kravatsız olma halini” de eklemeye çalışan BDP, Başbakanın büyük bir hışmına uğradı ve samimiyetsizlikle suçlandı. Bu suçlamanın temelinde BDP’lilerin Zerdüşt olduğu iddiası yer alıyordu. Önerge alelacele geri çekildi ve polemikler bir süre daha devam etti. Akabinde Mazlumder, pek çok başörtülü kadının hissiyatına tercüman olan bir açıklama yaptı ve “Velev ki Zerdüşt olsa!” diyerek, Başbakanın ayrımcı ve anti demokratik diline ve tutumuna itiraz etti.  

Bir türlü Türkiye partisi olamamakla suçlanan BDP’nin bu demokratik atağı, Başbakan'ın tüm değersizleştirme çabalarına rağmen, pek çok başörtülü kadının kalbinde ma’kes bulduğu gibi, kralın çıplaklığını da bütün netliğiyle ortaya koydu. Herhalde benim aklımdan geçen, başka başörtülü arkadaşlarımın da aklından geçmiştir: “Böyle sadece kendinize Müslüman olacağınıza keşke siz de Zerdüşt olsaydınız!”

     AMARGİ DERGİ

18-09-2013 03:14
.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı