Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Masum değiliz, hiçbirimiz!


23.01.2014 - Bu Yazı 1675 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

1915in_kayip_cocuklari

 Bu günlerde başlayıp da bitiremediğim şeyler yazıyorum…

Başlayabiliyorum, çünkü başlangıç cümleleri var elimde… Bitiremiyorum, çünkü sonuç cümlelerim yok. Geçtiğimiz pazar günü 19 Ocak’tı ve Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden yedi yıl geçmişti, yedi yıl geçmişti evet ama adalet hâlâ can çekişiyordu. İnsanlar yeniden “Buradayız Ahparig!” demek için toplandı, yeniden yaşandı her şey… Benim kalbim dayanmıyor artık bu tekrarlara… Oturdum, başladım yazmaya:

“Bugün yine bir 19 Ocak! Kalplerimiz hüzünlü, gözlerimiz yaşlı… Bu gün hepimiz bir parça Hrant olmaya, bir parça Ermeni olmaya çalışıyoruz… Bu ülkede Ermeni olmak?! Bu ülkede Ermeni olmak, 1915’ten beri, kanlı ve kör bir kuyunun amansız bilgisiyle, boğazınızda düğümlenmiş bir haykırışla, gözlerinize çöreklenmiş bir endişe ile birlikte yaşamak demektir.”

Evet, burada kalıyorum, çünkü aradan geçen bir asra rağmen, helâlleşilmemiş, yaraları sarılmamış; üstelik suçlu, hain ve tehlikeli ilan edilmiş bir kimliğe sahip olan arkadaşlarımdan utanıyorum. Onların yaşadığı cendereyi gevşetebilmek için biraz bir şeyler yapılmış olsa da, Hrant Dink’in gerçek katillerinin adaletten kaçırılmış olması yapılan her şeyi önemsizleştiriyor.

Geçtiğimiz kasım ayında yapılan Müslümanlaştırılmış Ermeniler Konferansı’nda, ailesinin Ermeni kökenli olduğunu öğrenen genç bir Müslüman arkadaşım da hikâyesini anlatacaktı ama yapamadı. Ailesi engel oldu, çünkü kardeşlerinin başının derde girmesini istemiyorlardı. Köylerindeki katliamdan tekkeye sığınarak kurtulan anneannesi ve dedesi, uzunca bir süre tekkenin şeyhi tarafından mutfakta saklanmışlardı ama çocuklarını kurtaramamışlardı bu katliamdan. Anneannesi gördüğü bir rüya üzerine Müslüman olmaya karar verince, karı koca birlikte Müslüman olmuşlardı. Daha sonra tekrar çocukları olmuş ve zamanla normal (ne kadar normal olabilirse artık) bir hayata geri dönmüşlerdi. Geçmiş, hep tepelerinde asılı duran, ancak çocuklarına bile anlatamadıkları bir heyulâ idi onlar için. Geçmişsiz, tarihsiz ama Müslüman çocuklar yetiştirmeye çalıştılar. Bütün bu çabaya rağmen, onların unutmaya-unutturmaya çalıştıkları Ermeni kimliği, toplumun gözünde bir “aslî günah” gibi boyunlarına asılmıştı; ne yapsalar bu aslî günahtan arınmaları mümkün değildi. Bu yüzden belki de, asıl mağdurlar oldukları halde, bir suçlu gibi “giz” içinde yaşamaya mahkûm edilmiştiler. Benim genç arkadaşım, üçüncü nesil dindar başörtülü bir kadın/Ermeni olarak kimseye güvenememek konusundaki sorunu için aldığı psikolojik destek seanslarında, en çok bu “giz” yüzünden acı çektiğini anlamıştı.

Hrant Dink, Müslüman olmamış kimliğiyle gizlenebilme şansına(!) bile sahip değildi, o da açık yaşamayı seçti zaten. Hrant Dink, nefret objesi haline getirilmiş bir kimliğin mensubu olduğu halde, karşılık olarak Türklere yönelik bir nefret politikasını benimsemedi, aksine iki toplum arasındaki yaralı ve hastalıklı ilişkilerin iyileştirilebilmesi için uğraştı hayatı boyunca. Ama nefreti bir iman gibi göğüslerine nakşetmiş, akılsız, basiretsiz, vicdansız adamlar, onun bu çabalarına tahammül edemediler. El birliğiyle ölüme mahkûm ettiler ve vurdular onu…

Evet, bir hayat çizgisinin böyle katil kurşunlarla kesildiği ve tecelli edememiş bir adaletin Hrant’ın cansız bedenini hâlâ yüzükoyun o kaldırımlar üzerinde bıraktığı bir ülkede, hiç birimiz masum değiliz! Yazımı bitirmek için bulamadığım son sözü, Ali Aydın’ın Milatgazetesindeki “Hrant’ın gözleri” başlıklı yazısından ödünç alıyorum:

“Sessizlik cinayetin sürekli tekrarı, vicdanın ise fasılasız katlinden başka nedir ki?”

http://serbestiyet.com/masum-degiliz-hicbirimiz/

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı