Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

‘Başörtülü bacı’ edebiyatı


25.03.2014 - Bu Yazı 2775 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bacı kelimesi evdeki ana dilimde yoktu, bu yüzden sonraki zamanlarda da benimsediğim bir kullanım olmadı. Aslına bakılırsa bu kelimenin kullanıldığı ortamlarda da bulunmadım. Yani siyaseten kimsenin bacısı olmadım şimdiye kadar. Ancak geçen hafta, başbakanın başörtülü bacısı olarak zikredildiğim, tanımlandığım pekçok haber/yorum yayınlandı. Bu yorumların bazılarında, herhalde başbakanla aramızda daha yakın bir bağ tesis edebilme ve buradan da katlanmış bir mağduriyet üretebilme ihtiyacıyla AK Parti’nin kurucularından biri olduğum yazıldı satır aralarında. Hayır, ne AK Parti’nin, ne de başka herhangi bir partinin kurucularından değilim, üyesi değilim.

Star gazetesine o zamanlar gazetenin genel yayın yönetmeni olan Mustafa Karaalioğlu’nun davetiyle başlamıştım. Karaalioğlu telefonda, gazetelerinde yazmamı istediğini ama az para verebileceklerini söylemişti. Düşünmek için biraz izin istedim, kaç para ödeyeceklerini sormadım bile. Zira “ekmek parası” derdi çekmiyordum çok şükür. Hatta kendisi bayağı iyi bir ücretle yazan bir arkadaşımla konuştuğumda, bana pazarlık etmemi ve iyi bir ücret istemem gerektiğini söylemişti. Ben de ona şöyle demiştim: “Daha önce hiç köşe yazarlığı yapmadım, dolayısıyla acemiyim, bu işi nasıl yapacağımı, ne kadar sürdürebileceğimi bilmiyorum. Ayrıca bu işe bağlanmak istemiyorum, kafama estiği anda bırakabilme özgürlüğümü koruyabilmek için pazarlık etmeyeceğim.”

Star gazetesinde bu koşullarda çalıştım. Bir telif anlaşması yapmıştık ve haftada iki yazı için ayda 2.000 TL ödeniyordu. Ödemeler düzenli yapıldı. Dediğim gibi “ekmek parası” değildi benim için, belki kitap parası, ya da onun gibi ek ihtiyaçlar… Bu yüzden geçtiğimiz hafta ismim üzerinden yapılan ajitasyon, işte ancak bir ajitasyondu. Tabii bu, başbakanın tepesini attıran insanların işlerinden edilmesini hoş gördüğüm anlamını taşımıyor, sadece benim özelimde hikâyenin başka türlü geliştiğini anlatmaya çalışıyorum. Ortaya çıkan tape nedeniyle bir taşla iki, hatta üç kuş vurma azminde olanlar, iki taşı başbakana, bir taşı da Karaalioğlu’na isabet ettirmeye çalıştılar.

Star’da yazdığım süre boyunca, Mustafa beyle telefonda ya da yüz yüze muhatap olmuşluğumuz yedi sekizi geçmez, ayrılma kararımı da telefonda konuşmuştuk. E madem her şeyin tapesi var, bunun da vardır mutlaka. Çıkarsınlar ortaya o zaman, Star’dan kovulmuş muyum yoksa istediğim zaman tekrar yazmak üzere ayrılmış mıyım, orijinal konuşmadan dinletsinler millete… Karaalioğlu’nu illa bir gazetecilik dersine konu edeceklerse, bu kadar baskıya rağmen bana hiçbir şey aksettirmeyen, özgürlüğüme müdahale etmeyen tutumuyla konu edebilirler, ama işlerine gelmez. Gazeteye tekrar dönmek istediğimde kabul etmemesi, baskılara dayanma konusundaki sınırını göstermiş olsa da, bu, gazeteden beni kovmadığı gerçeğini değiştirmez.

Bu arada, başbakana çattığımda bana “Hz. Ayşe” gibi payeler veren kimi gazeteciler, kovulduğum yolundaki iddialarında çeşitli tevillerle ısrar ediyorlar ve gerçeklerin tamamını söylemediğimi ima etmeye çalışıyorlar. Kusura bakmasınlar ama onlar “hakikatin” peşinde değiller; sadece araçsallaştırabilecekleri, ajitasyonlarına konu edebilecekleri özellikte bir “malzemenin” peşindeler.

Ayrıca bir çift lafım da CHP Genel Başkanı’na olacak. Kılıçdaroğlu, bu ülkede yaşanan başörtü zulmünün binlerce kadını işlerinden ve okullarından ettiği günlerde, genel başkanı olduğu partinin günahkâr suç ortaklığını hiç hatırlamadan, bunun için bizlerden özür dilemeden, helallik almadan “ekmeğinden edilen başörtülü bacı” edebiyatı yapamaz! Yapmaya kalkıştığında inandırıcı olamaz, çünkü hafızamızı kaybetmedik, her şeyi hatırlıyoruz. Başörtüsü yasaklarının nasıl sükut suikastıyla karşılandığını, bu sorunu çözme babında edilen iki kelamın nasıl parti kapatma gerekçesi haline getirildiğini, bu yasaklardan bahsetmenin nasıl başörtüsünü siyasete alet etme suçlaması olarak dillendirildiğini unutmadık! Bu yüzden Sayın Kılıçdaroğlu, “başörtülü bacı” lafını ağzınıza alma desturuna henüz sahip değilsiniz, hatırlatayım dedim.

Not: Önceki yazımda, Star gazetesi yazarı Elif Çakır’ın twitter mesajında iddia ettiği şekilde beni aramadığını yazmıştım. Bu ifadem üzerine Elif beni aradı ve bahsettiği konuşmayı yaptığımız konusunda epey ısrar etti. Ben bu konuşmayı hâlâ hatırlamıyorum. Onun iddia ettiği gibi unutmayı tercih etmiş filan değilim, gerçekten hatırlamıyorum. Ama onun bu beyanı karşısında kendi hafızama dayanan ifademi geri alıyorum.

http://serbestiyet.com/basortulu-baci-edebiyati/

.

Facebook Yorumları

reklam
8.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı