Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hıdır GEVİŞ

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Roboski Mon Amour


10.07.2013 - Bu Yazı 2339 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Roboski Mon Amour

Kışın soğuğunda siyaha çalan Roboski toprağı, bembeyaz karla örtülü... Yaprağını dökmüş, yeşilini kaybetmiş, içe kapanmış ağaçların çevrelediği bir mezarlık... Ve bir anne, oğlunun bedeninin yattığı toprağın başında ağıt yakıyor. Başındaki siyah tülbent, elini aşağı yukarı sallıyor... Hayatının baharındayken diğer 33 Kürtle birlikte Uludere’de katledilen gencin çerçeveli resmi yerde... Resmin üzerinde ise bir cep telefonu... Evet, bir cep telefonu... Ergenlik çağındaki bir gencin belki de en büyük malvarlığı, en iyi sırdaşı, oyun arkadaşı, en kıymet verdiği şey... Hudutlardan katır sırtında yaptıkları ticaret iyi gitseydi, belki de telefonunun modelini yükseltecekti...

Yukarıdaki manzara, Roboski Mon Amour adlı belgesel filmden bu sahne... Filmin galası geçen cumartesi akşamı, Paris’teki Théâtre du Gymnase adlı mekânda gerçekleştirildi. Parisli Kürtler, Türkler ve Fransızlar filmi izlemek için oradaydı. Eğer başka bir ülkede göçmenseniz, geldiğiniz toprakların acısı yüreğinizi daha çok sızlatır. Film gösterilirken salondaki izleyicilerin yüzlerine baktım, gözyaşlarıyla izliyorlardı...

Fimde kendisiyle röportaj yapılan, oğlunu yitirmiş genç Roboskili kadının ifadeleri ise çok çarpıcıydı, “Hadi biz Kürdüz, bizi öldürüyorsunuz, peki oradaki hayvanları, katırları neden öldürdünüz, Kürtlere acımıyorsunuz, hayvalara da mı acımıyorsunuz...

Filmin yönetmeni Bülent Gündüz’le New York’da tanışmıştık. O zaman Evdalê Zeynikê adlı belgeselin gösterimi için şehirdeydi. İlk çalışmasıydı ve son derece başarılı olmuştı. New York Bağımsız Film ve Video Festivali’nde en iyi yönetmen ve seyirci ödülü almıştı. Çok naif bir sinema dili vardı Bülent’in... Roboski Mon Amour’da da aynı naif üslubunu korumuş...

Bülent, Roboski-Uludere katliamdan 24 gün sonra yani 24 Ocak 2012’de, sinemacı arkadaşlarına bir çağrı yapmış ve hep birlikte taziye için Roboski’ye gitmişler. Bu gezi onu çok etkilemiş ve kendine burası için bir belgesel sözü yapma vermiş. Bu trajediyi dünyaya duyurmak istemiş. Oyuncu arkadaşıHandan Yıldırım, görüntü yönetmeni Gökhan Mezarcı ve İpek Kaya ile birlikte Roboski’ye tekrar geri gitmişler. Film, bu yolculuğu anlatıyor. Yol kontrolleri, olayın tanıklarıyla röportajlar, ölenlerin anneleri, hayatta kalan arkadaşları... Çok etkileyici bir belgesel.

Filmi izlerken aslında Türkiye televizyonculuğunda çok eksik olan bir şeyi görüyorsunuz. Bülent aslında çok iyi bir belgesel habercilik yapmış. Ne bileyim, televizyoncular tecrübeli muhabirlere yatırım yapsalar ve bu türden bir haberciliğe önem verseler, toplumun empati gücü daha kuvvet kazanır. Bir haberi o haberin, sadece kuru siyasi boyutlarıyla değil, o haberin temel unsuru olan insanların hikâyeleri ile birlikte verdiğinizde, şiddeti artıyor, etkisi, uzak kentlerdeki duyarsız yüreklere kadar ulaşıyor.

***


Kürt burjuvazisi Avrupa’dan doğuyor

Yönetmen Bülent Gündüz, televizyon muhabiri olarak çalışırken, 2001 yılında Türkiye’den ayrılıp Paris’e yerleşiyor. Yani Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak en kötü dönemlerinden birini yaşadığı bir zaman... Paris’e vardığında, orada aile şirketinde çalışmaya başlıyor. Bu arada çeşitli gazetelerde makaleler yazıyor, bir yandan sinema üzerine yoğunlaşıyor...

Bülent sayesinde Paris’te pek çok Kürt’le tanışma fırsatı buldum...

Buradaki Kürtler daha çok 80 darbesi ve sonrasında Fransa’ya iltica etmiş, yerleşmiş bir kuşak. Dolayısıyla 70’lerde Almanya’ya giden kuşaktan hayli farklılar. Almanya’ya o yıllardan yasal yollardan giden ve fabrika işçisi olarak çalışan göçmen Türkiyeliler, anlaşılabilir nedenlerle dil öğrenemediler,kendi gettolarına kapalı kaldılar, dolayısıyla sisteme entegre olamadılar. Onların geldiği bir Türkiye çok geride bir Türkiye’ydi, Almanya ile kıyaslandığında çok taşraydı. Gelenlerin siyasi bir meseleleri yoktu... Fransa’da ise daha eğitimli bir kuşak var... Taşra kökenli ama kent deneyimi olan, belli bir siyasi kültürün tedrisatından geçmiş insanlar...

Bu insanlar şimdi kendi işlerini kurmuşlar. Örneğin Paris inşaat sektörü ağırlıklı olarak Kürtlerin ve Türklerin elinde. Buradaki Kürtler, Fransız toplumuna daha entegre olmuş. Örneğin Bülent’in abisi İzzet GündüzParis’teki en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibi. Paris’te merkeze yakın bir villada yaşıyor, evinde şaraplarını korumak için özel bir mahseni var, eşi Fransız... Çocuklarıyla birlikte opera da izliyor, bale de izliyor... Çocukları Türkçe bilmiyor, Kürtçe ve Fransızca konuşuyorlar. Eşi de Kürtçe öğrenmiş. Türkiye’deki Kürt siyasetiyle çok yakından ilgili ve bu konuda görüşleri çok net...


Çetin Kaya
 ise yine Paris’te faaliyet gösteren, restorasyon işleri yapan bir şirketin sahibi. “Altın sarısı saçları vardı, çok güzel bir kızdı, çok ama çok zekiydi diye anlattığı kızkardeşi, yıllar yıllar önce PKK’ya katılmış ve çatışmada yaşamını yitirmiş. Kızları gerillada ölen bir aile olarak Türkiye’de çok sıkıntı çekmişler. Şimdi ise gerçek bir Parisli gibi hayat sürüyor.

İzzet Gündüz de Çetin Kaya da artık kimsenin ölmemesi, Türkiye’ye barışın bir evvel gelmesini temenni ediyorlar. Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması gerektiğini, Kürtlerin de Türklerin de bunu hakettiklerini söylüyorlar.


İlginçtir, Türkiye’deki varlıklı Kürtlerin Sünni olanları AK Parti içinde, Alevi olanları ise CHP içinde eriyorlar.
 Bu sınıf, kendi etnik kimliklerine çok fazla vurgu yapmıyor, bu yönleriyle öne çıkmıyorlar... Belki bunu yaptıklarında merkezde yer alamayacaklar... Bu da Türkiye’nin kendine özgü koşullarıyla ilgili... Yoksul Kürtler ise hep BDP’de kalıyor... Tersine Avrupa’daki zengin Kürtler ise BDP çizgisinde... Bu yüzden, kendini her yönüyle ortaya koyabilen gerçek Kürt burjuvazisi Avrupa’dan doğuyor, Türkiye’den değil.



hidirgevis@yahoo.com

twitter.com/hidirgevis

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.01.2014
Taraf’a veda
25.12.2013
Cemaat ve AK Parti arasındaki ikna savaşları
22.12.2013
Sosyal medyada kendi kendimizi zaten fişliyoruz
20.12.2013
Çıldırmış bir gazetecinin hatıra defteri
18.12.2013
Dürüstlük romantizmini bırakın, yolsuzluk bizim trajedimiz
15.12.2013
‘Hindistan’da 22 resmî dil var, sorun yok’
12.12.2013
Hiçbir gücün ‘toy boy’ u olmayan bir lider: Erdoğan
08.12.2013
Saatim 10 bin dolar
06.12.2013
Melez Türkiye
01.12.2013
Siyasi partiler ve eşcinsellerin flörtü
27.11.2013
Başbakanın uçağına otostop
24.11.2013
Adnan Hoca ve Kedican show
22.11.2013
Kürtler ve hükümetin arasından çekilin
17.11.2013
Türkiye’deki Amerikan rüyası: Acun
15.11.2013
AK Parti’nin ilerici pragmatizmi
13.11.2013
Atatürk olmasaydı, olur muyduk olmaz mıydık
10.11.2013
Evlerde ateşli sevişmeler var
08.11.2013
Ben bir kader mahkumuyum çünkü
06.11.2013
Elazığ’ın gözü tiyatro turizminde
03.11.2013
Meclis’in pop istatistiği
01.11.2013
Kendimizi haklı çıkarma hastalığı
30.10.2013
Öcalan’ın hayatı belgesel oluyor
27.10.2013
Elitist çevreciliğin iflası
23.10.2013
Türkler için fırsatlar ülkesi; Kürdistan
20.10.2013
Mahmur Kampı’nda bir Kürt kızı
16.10.2013
Kürt göçmen kamplarından Norveç Oscarı’na
13.10.2013
Kürdistan topraklarında...
11.10.2013
Ben de ekranda dekolte giyeceğim
09.10.2013
Siyasi partilerin dijital karnesi
06.10.2013
Dost musun, düşman mısın!
02.10.2013
Beş yıl önce hayaldi şimdi gerçek
29.09.2013
Adana mı Antalya mı
25.09.2013
Tunceli’de devrimci faşizm
23.09.2013
Rent a car, rent a gazeteci
20.09.2013
Eğitimde sosyal medyayı kullanın
18.09.2013
Yobazlık ve Alevilik
15.09.2013
Erkekler kaç gram
11.09.2013
Depresif hegemonya
08.09.2013
Ötüken yolu yokuştur, kafaları tokuştur
06.09.2013
Avam politikayla onur çiğnemek
01.09.2013
Mutsuz kadınlar
30.08.2013
Facebook hükümete neyin diyetini ödedi
28.08.2013
Alaturka tuvaletler yasaklansın
25.08.2013
Lüks tüketiminde mahalle baskısı
23.08.2013
Aşk çocukları ve seks çocukları
21.08.2013
Hayalet savaşı
18.08.2013
Eşcinseller ve türbanlılar
14.08.2013
Batılı erkeğin dindarla flörtü
11.08.2013
Mahalleler geçmişe dönüyor
09.08.2013
Politik deşifre çağı
07.08.2013
Alın şu torun-torbayı başımdan
04.08.2013
Boykotumu sevsinler
02.08.2013
İşadamları neden ezik
31.07.2013
AK Parti’nin banyo estetiği
28.07.2013
Ev kadınlığından istifa
26.07.2013
Günahkâr memnuniyetsizler
24.07.2013
Doğu’daki liberal cennet: Dersim
21.07.2013
Pazar hülyaları
19.07.2013
Kim daha muhafazakâr: Erdoğan mı, Demirtaş mı
17.07.2013
Sadettin Teksoy’un karikatürü
14.07.2013
Buzdolaplarına siber saldırı
12.07.2013
Başbakanlıktaki falcı
10.07.2013
Roboski Mon Amour
05.07.2013
Vah Mursi’nin başına gelenler
03.07.2013
İlk lezbiyen milletvekili
30.06.2013
Tekno emperyalizm...
28.06.2013
Erdoğan’ın Bush taktiği
26.06.2013
Sosyalist Türkiye hayırlı olsun
23.06.2013
Politik kitaplara ilgi neden düştü
21.06.2013
Türkiye’nin Murdoch’ı Erdoğan
16.06.2013
İndiegogo’ya gel, sesime gel!
14.06.2013
Senarist gazetecilik ve Yeni Şafak
12.06.2013
Yandaş mitleri
09.06.2013
Gündüz ben akşam Süpermen
06.06.2013
Dünyanın en fotojenik eylemi
05.06.2013
Gençlik 80 model demokrasiyi takmaz
02.06.2013
Mobil isyan
29.05.2013
Sessiz first lady: Nazmiye Demirel
26.05.2013
Bu bir içki yasağıdır
22.05.2013
Eurovision’un çakma milliyetçiliği
19.05.2013
Sonradan kent: Washington DC
17.05.2013
Türkiye Amerika’ya eğitim ihraç edecek
15.05.2013
Başları sağ olsun, geçmiş olsun
12.05.2013
Kimliklerimi iptal ettim, artık Japon’um
10.05.2013
Gazete ve tv’ler Google’a savaş açmalı
08.05.2013
Taraf partisinin içyüzünü açıklıyorum
05.05.2013
Kürtçe ve Türkçeye rakip bir dil geliyor
03.05.2013
1 Mayıs: Protesto ruhundan karnavala
01.05.2013
Başbakan Lady Gaga konserine gider mi
28.04.2013
O kadın ve Karayılan’ın imaj başarısı
24.04.2013
Sayın gazeteciler! Birbirimizi yiyelim mi
21.04.2013
Kendini kötü hisseden kadınlar
19.04.2013
CHP borsada işlem görseydi!
17.04.2013
Fazıl Say olayı: Nefret suçu mu fikir özgürlüğü mü
14.04.2013
Ne çektin be Alişan... Ne çektirdin be Demet
12.04.2013
40 bin genç öldü, şimdi onları öldüren zihniyet ölüyor
10.04.2013
Homoerotik Survivor’ın televizyon devrimi
08.04.2013
Diyarbakır’ın demokrasiyle imtihanı
08.04.2013
Akit yazarı neden olmasın ki
03.04.2013
Bedri Baykam’ın ‘boş çerçevesi’
31.03.2013
Serdar Ortaç hiç değişmiyor, aynı kurnazlık
29.03.2013
Gazetecileri evlat edinin
27.03.2013
Öpüşmüyorsam sebebi var
24.03.2013
Pantolonlar aşağı, yok hayır yukarı
22.03.2013
Salon televizyonu NTV
20.03.2013
Newroz mu Nevruz mu... Selpak mı kağıt mendil mi...
17.03.2013
Kiev kadınlarının suşi merakı
15.03.2013
Erdoğan’ın marketing gücü
13.03.2013
Türkiye’nin ekonomisyonerleri
10.03.2013
Nasıl bir turistsiniz
08.03.2013
Chávez’in 28 Şubat’ı
06.03.2013
Aljazeera Türk, Müslüm Baba’ya yetişemedi
03.03.2013
Onlar oryantalist siz oksidentalist
01.03.2013
Siyasette Levi’s sendromu
27.02.2013
Tuhaf insanların akrabası Mozart
24.02.2013
Akbaba gazeteciliği ve Reha Muhtar
22.02.2013
Sistem dışındakilerin zaferi
17.02.2013
Gunjani Afrika
13.02.2013
New York’ta aşk
10.02.2013
Neşesi kaçık sıkıcı Kürt müzisyenler
08.02.2013
Erkekliğinden korkan gazeteciler
06.02.2013
Beyonce’nin voltaj sorunu
03.02.2013
Bürokraside neden Hıristiyan yok
01.02.2013
Bırakın yurdumu seveyim, buna ihtiyacım var
30.01.2013
Alçak sesle yaşamak
27.01.2013
Bu köşeyi halka açtım, artık sizindir
25.01.2013
Yurttaş gazeteci
23.01.2013
Araştırmacı gazetecilik nasıl oldu da öldü
20.01.2013
Siz ayrıcalıklılar, Birand’la aramıza girmeseniz...
18.01.2013
Türkiye ekmeğini taştan çıkarıyor
16.01.2013
Beyaz atlı prensesini bekleyen erkekler
13.01.2013
Tabuları takmayan, bağımsız ve eğlenceli gazete
11.01.2013
Sosyal demokrat ahlak
09.01.2013
Beni eşime teslim etmeyin, lütfen
06.01.2013
Haydi Erdoğan! Nobel seni bekliyor
04.01.2013
Kürtlerin altın çağı
02.01.2013
Politikada yılın ‘en’leri ve yılbaşı geceleri
30.12.2012
İzzet Çapa’yı gazetecilikten kovmak
28.12.2012
Ölülerle yaşamayın artık
26.12.2012
Ecdadımız bize ne bıraktı
23.12.2012
Barselona’dan selam
21.12.2012
Geçmiş günlerin bulantısı...
14.12.2012
Demokrasinin kâbusu: Devlet kapitalizmi
07.12.2012
RTÜK üyeleri lezbiyen çifte misafir olur mu
30.11.2012
Ecdadımızın pornografi ve fantezi merakı
23.11.2012
Müslümanların namusu
16.11.2012
Narsist, azgın ve çıkarcı herif
09.11.2012
Obama’nın pozitif intikamı
02.11.2012
Resmî dili kaldırsak mı
26.10.2012
Dijital çağda ölmeye yatmak
19.10.2012
Putin ve Erdoğan arasındaki yedi benzerlik
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8