Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*


27.3.2017 - Bu Yazı 1535 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kandırma: İnandırmak, ikna etmek. Yalancı/Yalancılık: Vefasız, sözünde durmaz. Gündelik hayatın içine kulak kabartalım, bu iki kelimeyi, öfke içinde, gülerek, sempati duyarak hatta hayranlıkla söylendiğine şahit oluruz. Aynı zamanda kandırılma ve yalancılığın Allah göstermesin, cinayet sebebi olduğunun binlerce örneğini biliyoruz. Aynı zamanda bu iki kelime,  karı koca arasında ayrılmaya kanıt gösterilir.  Dostluklar bu iki kelime yüzünden biter, “seni defterden sildim” diye noktalanır.

Bir de yalancı olduğu biline biline sürdürülen ilişkiler vardır. Kabul görme nedeni tamamen “duygusal”dır. Kandırıldığını bile bile, öfke duyarak da olsa, “başka çare yok” gerekçesine sığınarak, kandırılmayı kabul edenler vardır. Maalesef gündelik, gerçek hayat böyle yaşanıyor. Kandırıldığını bile bile olmamış/yokmuş gibi farz edilerek, yalancılığını bildiğin halde, yüzüne gülümseyip, hatta methiye düzerek ve dahi, “adam müthiş becerikli” diye hayranlık duyup, eşe, dosta yalancılığı erdemmiş gibi anlatmak, birey, aile, iş ve toplum hayatımızın ayrılmaz bir parçası.  Yalanla o kadar iç içe geçmişiz ki, “ tatlı yalan”  diye bir kavram bile üretmişiz.

Sonuçta yalanlarla dolu ama ne olduğunu bilerek  kabul ettiğimiz: Kandırıp kandırıldığımız bu hayatı huzur içinde, gayet memnun biçimde içimize sindirip kardeş kardeş, yaşıyoruz!  Ve de bunu nesilden nesile de aktarıyoruz.

YASALAR GÖRE HER HALDE BUNLAR SUÇTUR!

Ben de bunlar her halde yasalara göre suçtur diye düşünüyordum, yanılmışım.  Mini bir araştırma sonucunda:  “Yalan suç değildir. Kimse başkasının sözüne kolayca inanmamalıdır. İnanırsa kusur kendisindedir. Sadece yalan, hile sayılmaz. Yalana bir sahneye koyuş refakat etmelidir. Böylece ona doğru görüntüsü verilmiş olmalıdır. Bu da mağdurun tahkik etmesini imkânsızlaştırmalı veya güçleştirmek için gayret sarf edilmiş olması gerekir.  Soyut yalan, dolandırıcılığın karakteristik unsuru olan hileyi meydana getirmez. Cezanın bir haklı korumaya yardımcı olduğu ispat edilmedikçe meşru bir cezalandırmadan bahsedilemez.” diyor. Yani, bol bol yalan söyleyebilirsiniz!

Peki, kandırma suç mu? “ Kandırma, kandıran zor kullanmadığı sürece suç oluşturmaz.” 

YALAN DÜNYA DA HER ŞEY YALAN

Ama öte yandan başka bir fiili durum var:  Dinlerimiz bunları günah saymış,  evde çocuklarımıza, “yalan kötü, sakın kimseyi kandırma”  nasihatlerinde bulunmuşuz, bulunmaya da devam ediyoruz. Öte yandan  akşam evde  aile  arasında   “ O, Bu, Şu…yalancı, beni kandırdı”  sözcüklerini  bebelerin, çocukların yanında hoyratça, öfke veya sempati içinde konuşma ya devam ediyoruz. Bebe ve çocuk bunları duya duya aşılanıyor,  erkek ise,  ilk misket oyununa (hala var mı bilmiyorum)  yenilmeyi kabul etmemek için, “değdi, vurdum, vurdum” diye ilk yalanını söylemeye başlıyor. Sonra arkadaşına,  kendini üstün, önemli göstermek içim  “ben şöyle yaptım, böyle yaptım” diye bir hikaye uyduruyor, arkadaşı  ya üzülüyor ya da seviniyor, hikaye sonrasında   arkadaşının aptal olduğunu  kanıtlamak için  “kandırdım, kandırdım seni” ile başlayan ilk  yalan ve kandırma icraatını yapmış oluyor.

Büyüdükçe, yalan ve kandırmaca devam ediyor.  Öğretmene söylenen en klasik yalan: “Elektrikler kesikti ders çalışamadım” başlar,  harçlık yetmediği için anne babaya “okulun camı kırıldı, müdür  cam parası istiyor”  diye  yalancılık aile içinde devam.

Sonra herkes kendi zihin dünyasının geçmişine kısa bir yolculuk yaptığında, “bu yalan dünya da ne kadar yalan” şarkısını dinleyerek, ne kadar çok yalana inanarak veya inanmış gibi yaşadığını film şeridi gibi dakikalar, belki de saatlerce izlemiştir.

Yalan kelimesini bir de gelip geçici  kavramı olarak kullanıp teselli oluruz. Acaba o kadar çok yalan söylediğimiz için, yalanı meşrulaştırmak için mi “yalan dünya”  kavramını ürettik?

Sonuç olarak yalan masum ise, yalancı da bizim gözümüzde masum oluyor,  ona içimizde sıcak bir yuva açıp, sarıp sarmalıyoruz.  Neden? Yarın ben de onun durumunda olabilirim potansiyelini taşıdığımız için.

Atasözü olmuş bir laf var ya:  “Toplum her şeyin aynasıdır.”  Siyaset, siyasetçi, siyasal sistemin niteliğini de toplum belirliyor. Toplum ve siyaset yalancılık ve kandırmaca da olduğu gibi çıkar ilişkisi kurmuşsa, olup biten her şeye lal oluyor, susuyor. Değerler, inançlar, ahlak… gibi ne kadar, soyut, metafizik dünyaya ait kavramlar varsa, çıkarların devamı için “araçsallaştırılıyor”, “kullanılıyor”, içiniz acısa da, öyle veya böyle çıkarlarınız için sus, pus olup, gülücükler savurarak memnun, mutlu görünme rolü oynuyorsunuz.  Çoluğunuza, çocuğunuza yedirdiğinizin, içirdiğinizin helal mi, haram mı, haklı mı, haksız mı olduğunu düşüncesin bir kenara atıyorsunuz.  Kendinizi ikna etmek için de “ kim yapmıyor ki” yi suç ortağınız olarak meşrulaştırıyorsunuz.

Biz (çoğunluk) ne isek egemen siyaset de O

Hayat ne ise mesela siyasette bu hayata göre oluşuyor, Marx’ın söylediği gibi “alt yapı üst yapıyı belirlemeye” devam ediyor.

Bugünün dünyasında siyasal sistem böyle bu sosyolojiye kurulup, böyle işliyor.

Referanduma sunulan anayasa değişikliği bir anlamda bu toplum sosyolojisine, zihniyet dünyasına uygun olduğu düşünülerek, kabul görmesi kesin denilerek gündeme getirildi.

Teorik olarak karşılığı var mı?  Ne diyorlar: Tek parti adamlığını getirmiyor, Meclis yetkisi artırılıyor, kuvvetler ayrılığı tas tamam uygulanıyor, cumhurbaşkanı denetleniyor…

Külliyen yalan diyelim ve devam edelim.  Beştepe’de “devletin evi” denilen yerde bizim vergilerimizden ödenerek, onlar, bunlar çağrılıp, yedirilip, içirilip mesela hayır oyu verecek olan bana küfür, hakaret ediliyor…  Bana küfür edilirken, haram yiyen haramileri ise çılgınca alkışlıyorlar.

Eee normal, Mahmutpaşa esnaf kültürü bu. Bu memlekette Cuma namazı Müslümanları olarak bilinen Müslümanlar var.  Cuma günü dükkanını kapatıp ve da cama “ Cuma namazındayım” diye yazı asmaz isen adın çıkar, adını da  saf tuttuğun komşu rakiplerin çıkartır.

Bu işler iyi bilenler siyasette çok, çok başarılı oluyorlar. Yalanın, ikiyüzlülüğün,  kandırmanın bu toplumun her alanında her zaman çıkar temelinde sürekli karşılığı var. En tipik örnek Jet Fadıl.

NEDEN HEP KANDIRILIYORUZ?

Çünkü birey toplumu olamadık. Özgürlük, gündelik hayatımızda mücadele ettiğimiz şeyler ve kazanımlar. Mücadele etmeden, yalanla,  dolanla, kandırmaca ile  “hak” elde edenler elbette ki, özgürlüğün ne anlamını ne de değerini bilirler

Genel olarak toplum çoğunluğu düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele vermedi.  Özgürlük mücadelesi verenlere de haydi yeterince diyeyim, gereken desteği vermedi. 12 Eylül sabahı, toplumsal suskunluk bunu tipik örneği. Devlet düdük çalınca, çoğunluk hazır ola geçiyor.

Bu cemaatçi ve toplumcu zihniyet dünyasından batılı anlamda demokrasi üremiyor. Çünkü demokrasi, birey olma bilincine ulaşarak, özgürlüğünü savunma noktasına geldiğinde talep haline geliyor.

Cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet olma projesi bağlamında ümmet ve millet (ulus kimlik) toplumunu aşamadık. Bu nedenle de ne özgür birey oluştu, ne de özgürlük fikri. Mağdur olanlar özgürlük diye çığlık atarken, iktidar olduklarında siyasal olarak, geriye dönüp, geçmişi yeni diye yutturmaya çalışıyorlar, çünkü başka bildikleri yok.

Bu anayasa değişikliği de özü itibariyle geçmişin bir zamanına rücu etmekte ve o hakkı meşrulaştırmaktadır.

Evet diyen muktedirler ve onların hempaları ve  akıllarının yatacağı başka seçenek göremeyenler  öyle şeyler söylüyor ki, yalan, yalancılık,  kandırma ve kandırılmayı neredeyse  erdem, ahlak ve  Allahın kelamı (ideolojik doğru) olarak  savunuyorlar.

Oysa epeyce bir zamandır yeni bir şey söylemeyenler yalan ve demagojiyi, “vatan, millet, dünya bize düşman”  dolgu, ana malzemesi olarak kullanıyorlar.
O ya da bu nedenle buna inanan ve inanmış gibi yapan epeyce bir kişi ve toplumsal kesim var.

Oysa soru sorarak hakikate ulaşılabilir.  Böylesi kritik zamanlarda soru sorup karar vermek lazım. Ama  nasıl soru sorulacağı da önemli.

GERÇEKÇİ OL İMKÂNSIZI İSTE

Yalancılık ve kandırmaca sözlerinin karşıtı, “Gerçekçi ol imkânsızı iste”  olmalı. Che Guvera’ya ait bu söz aynı zamanda onun yaşam tarzı ve amacı için eğilip bükülmeden, içinde yalan, dolan, kandırmacılık olmayan, inandığı hakikatin peşinde koşmasının da özlü anlatımı.

Allah bütün insanlığa ( Meclis Başkanı Kahraman hariç)   amaçlarına eğilip, bükülmeden, doğru yolunda yol yürüme nasip eylesin.

 

* Che Guvera’nın sözü

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
5.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive