Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet


5.11.2017 - Bu Yazı 1250 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ekim 1917’de Rusya’da dünyayı sarsan bir devrim oldu. Marx ve Engels’in tarih-toplum teorileri onların beklemedikleri sosyal-sınıfsal yapıya sahip Rusya’da patlak verdi.

Tarihin cilvesine bakın ki 7-8 Kasımda patlak veren  (Rusya’nın o zamanki takvime göre 25 Ekim) devrimle kurulan sosyalizm 72 yıl sonra 9 Kasım 1989’da çözüldü veya çöktü.  

Ne oldu, nasıl oldu sorularına yanıtların yeterince arandığını sanmıyorum. İki kutuplu dünyada ideolojik hegemonya savaşında reel sosyalizm “yenilmiş” oldu.  Batı dünyasının “zaten yanlıştı,  bu nedenle yıkıldı” tezi  “Sovyet tipi sosyalizmin” olumlu veya olumsuzluklarının tartışılmasına zihinsel barajlar oluşturdu. 

Hiçbir şey yapılmıyor değil. Akademik alanda araştırmalar giderek artıyor.

2018 Marx’ın doğumunun 200. Yılı dolayısıyla tüm dünyada çok boyutlu tartışmaların duyurularını görmekteyiz. (Küyerel Düşünce Enstitüsü olarak Mayıs 2018’de uluslararası sempozyum düzenleyeceğiz)

2017 dünyasında radikal sağ popülizmin yükseldiği ve otoriter rejimlerin Çin’den Rusya’ya Latin Amerika’dan, Türkiye’ye ve Batı ülkelerine kadar uzandığı bir zamanda, Ekim devrimi ile ilgili felsefi, politik, sosyolojik, kültürel ve devletin anlamı gibi çok yönlü okuma yapmak çok değerli olacaktır. 

Modern devlet kavramı ve pratiğinin farklı rejim ve sistemlerde temel özelliklerinin ve sonuçlarının değişmediği tezinden yola çıkarak Ekim devriminin sonunu getiren belirleyici unsurun devlet olduğu ortaya çıkmaktadır. 

  

 Devletin Neyliyi

Modern devlet teorilerine ve bu devletlerin örgütleniş biçimlerine  Marx, Engels ve Lenin’in getirdiği eleştirilere karşın Sovyet devleti, tam da bu eleştirilen devletler gibi bir devlet oldu.

Devlet siyasal bir organizasyon. İlk çağları bir yana bırakırsak, modern devlet teorilerinin ortak özelliği, devlet toplum ilişkisinin hukuk zemininde, devletin topluma en büyük faydayı sağlamasıdır.

En saf haliyle Devleti oluşturan ögeler: Bayrak milli marş gibi simgelerin dışında:   1- Silahlı güç oluşturma ve bunu kullanma hakkına sahip olma, 2- Kamu adına para basma, vergi toplama, 3- Anayasa hazırlama ve yasalar çıkarma, 4- Mahkemeler kurma. Topluma en çok fayda sağlamak için kurulan devlet organizasyonu siyasal iktidarlar ve toplumunun devletle ilişkilerinde devlet işgörenleri (memurları)  aracılığıyla bu işlevini yerine getirir. Bu işlerin nasıl daha iyi yapılacağına ilişkin siyasal iktidar programları sistem, rejim olarak tanımlanıyor.

Modern devletin merkezciliği, kamu yararına olsun ya da olmasın, coğrafi sınırları belirli bir mülki bölgede (territory) yaşayan herkesi kapsamasını ve sosyal ilişkilerin düzeni açısından belirleyici olmasını ifade eder. Başka bir deyişle, modern devletin kuralları, coğrafi alanın değil, bireyleri birbirlerine bağlayan sosyal bağların bir fonksiyonudur. Bu durumda modern devleti, kendisinden önceki yönetim biçimlerinden ayırt eden iki temel özelliği ortaya çıkar: Modern devlet merkezidir ve birey ya da toplumla ilişkilerinde kapsayıcı nitelikte kurallar koyma yetkisine sahiptir.

Batı’nın siyasal düşünce tarihinde, devleti tarif eden düşünürlerden Machiavelli’den tutun da, Hobbes, Rousseau, Kant’a kadar, tüm düşünürler, insanın akla uygun bir yaşam sürdürebileceği tek yerin devlet olduğu fikrinde buluşuyorlar. 

Hegel’in Hukuk Felsefesi’nde devlet yalnızca bir gereklilik (yani bilincin kavradığı bir ihtiyaç) ya da ideal bir model önermesi değil, tarihsel hareketin bir kavranışı, evrensel aklın devlette vücut bulması (devletin akıllaşması) anlamına gelmektedir. Hegel’in devlet teorisine göre, devlet siyasal egemenlik aracı özel bir kurum (bir aygıt) olarak değil, toplumsal-tarihsel evrimin nihai amacı olarak tanımlanmakta ve bu durumda onun tanımladığı devlet mutlak ve sonsuz (aşkın) olma iddiası taşımaktadır. Kuşkusuz ki bu düşünce, 18. yüzyılın burjuva toplumsal gelişimiyle de örtüşen ve ona uygun düşen bir felsefi düşünceydi. Irkçı ve Milliyetçi ulus devlet ideolojisi, Kutsal ve aşkın devlet felsefesinden beslendi.

Hegel ile birlikte doruk noktasına ulaşan bu aşkın (kutsal) devlet anlayışı, Marx’ın tarihsel maddecilik teorisini geliştirmesi sürecinde tersine çevrildi; Marx “devlet, egemenlik aracının somutlanmış biçimi olarak maddi bir varlıktır “dedi.  Lenin de “ devlet bir sınıfın, bir başka sınıfı baskı altına almasını sağlayan mekanizmadırdedi.

Paris Komünü’ne bakan Marx, “Paris Komününde tanık olduğumuz devlet aygıtının parçalanıp atılmasıdır. Devlet aygıtının yıkılmasıyla birlikte eğitimin parasız hale getirilmesi, düzenli ordunun kaldırılması, seçilmişlerin geri çağrılması gibi uygulamalar yaşam alanı buluyor. Başlangıçta toplumun hizmetkârları olan devlet ve devlet organlarının, toplumun efendileri durumuna dönüşmesini –ki önceki bütün devletlerde görülen kaçınılmaz bir dönüşümdür– önlemek için, Komün, iki şaşmaz araç kullandı. İlkin, yönetim, adalet ve öğretim işlerindeki bütün görev mevkilerini, ilgili herkesin genel oyuna dayalı olarak seçime ve bu aynı seçmenlerin her an azletme hakkına tâbi kıldı. Ve ikinci olarak, en aşağısından en yükseğine, bütün memurlara, yalnızca öbür işçilerin aldıkları kadar ücret ödendi. …”  Reel sosyalizmde tam da bunun tersi oldu.

 

Sosyalizm Ne olacaktı Ne Oldu?

Ekim devrimi, imparatorluklar çağının bittiği, Batı dünyasında ulus devlet kapitalizminin yükseldiği aynı zamanda toplumların sosyolojik yapılarının çözüldüğü burjuvazinin karşısında işçi sınıfının sosyolojik varlık olarak ortaya çıktığı tarihsel süreçte çatırdayan Rus imparatorluğu içinde patlak verdi. 

Bir parantez: Aynı zamanlarda Osmanlı imparatorluğu’da çöktü. 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. İttihat ve Terakki öncüleri, imparatorluğu kurtarmaya çalıştılar, kurtaramadılar. Yıkılan imparatorluğun yerine Cumhuriyet kuruldu, kurulurken nasıl bir cumhuriyet ve devlet olacağı tartışıldı ve Sovyet modeli de bunların içindeydi.

 Ekim devrimi sonrası sosyalizm kuruculuğu ile Cumhuriyetin kuruluşu ve devletin niteliği konusunda çok yönlü etkileşim ve bağlamların olduğunu not düşelim.

Ekim devrimine dönersek: Marx’ın tarihsel materyalizm teorisine göre, üretim biçimlerinin gelişiminin bir evresi olan kapitalizm, egemen üretim biçimi olarak belirli bir gelişme sürecinin sonunda “kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını”  egemen hale getirecek. Böylece kapitalist toplum, komünist topluma dönüşecek. Bu dönüşümün kapitalizmin en hızlı geliştiği, İngiltere veya Almanya’da olacağını öngördüler. Oysa kapitalizmin orta düzeyde gelişmiş olduğu bir ülke olan Rusya’da devrimci bir durum ortaya çıktı.  

Marx; “kapitalizmin eşitsiz geliştiği ülkelerde komünizmin nesnel koşulları oluşmamış olup, kurulu düzene karşı halk ayaklanarak iktidarı ele geçirebilir, bu koşullarda, azınlık olan işçi sınıfı diğer ezilen sınıflarla birlikte hareket eder. Nesnel koşullar uygun olmamasına karşın, öznel koşullar uygun olduğunda, iktidarı ele geçiren işçi sınıfı ve köylüler komünizme gidişin koşullarını oluşturacak ara aşama olarak sosyalizmi kurarak, komünizmin nesnel koşullarını (alt yapı) oluştururlar” der.

Sosyalizmi kurmak için iktidar ele geçirildiğinde devlet aygıtının nasıl olacağını Lenin “işçi sınıfının örgütlediği devleti, eskiye göre yarı devlet, daha baştan sönmeye yüz tutmuş bir devlet” olarak tanımlıyor. 

Komünizmi kurmaya gidecek olan devrim Rusya gibi geri bir ülkede gerçekleşti.  Bolşeviklerin öncülüğünde yapılan devrimin sonucunda, devletin sönümlenmesi bir yana,  Stalin döneminde Marx’ın, Lenin’in ve Engels’in devlet teorisi eleştirileri bir kenara bırakılarak,  sosyalist devlet modeli klasik devlete dönüştü.

 2. Dünya savaşı ile “Ana Yurt”  savunması sosyalizm savunmasına indirgendi. Enternasyonalizmin yerini Sovyet dış politikasını desteklemek aldı. 

Marxist-Leninist olan Sovyet devleti ideolojisinin yanına Stalinizm eklendi. Bu devlet yapılanmasında ordu, parti, KGB, devlet bürokrasi ve devlet aygıtı önü alınamaz bir biçimde büyüdü. 

Devletin kolları kanatları altında oluşan bürokratik sınıf, “proletarya diktatörlüğü” (*) yerine kendi diktatörlüğünü kurdu.

Sosyalizmin alt yapıyı değiştirerek kurulacağı fikri, üst yapı kurumlarının aynı kalarak ama değişeceği tezi Marx’ın alt ve üst yapı indirgemeci ligine dayandırılmıştır. Marx metodolojik olarak altyapı ve üstyapı arasında mekanik bir ilişki kurmamış ve politik alanın üretim ilişkilerine yön verebildiği tarihsel durumları hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Başka bir deyişle Marx, politik alan üretim ilişkilerinin basit bir yansıması değildir der. Bu bağlamda Sovyetler alt yapısı otomatik olarak devletin üst yapısını değiştirmedi.

Sosyalist devlet, Komünist Partisi yöneticileri, devlet bürokrasisi, ordu ve gizli servis KGB’den oluşan seçkinci devasa bir baskı aygıtına dönüştü. Bu devlet aygıtının günümüzdeki tipik örneği ve takipçisi, geçtiğimiz günlerde 16. Kongresini yapan Çin Komünist Partisinin yönettiği Çin devleti. Çin  Komünist Partisi, devletin  bütün baskı araçlarını kullanarak  “Çin tipi sosyalizmi” kurduğunu söylüyor. Çin modeli Sovyet devlet modelinin güncellenmiş halidir. Çin Komünist Partisinin Gorbaçov reformculuğundan derin dersler çıkarttığı bir gerçek. Gorbaçov yönetimindeki Komünist Parti neden başarılı olamadı? Gorbaçov devletle mutabakata varmadan devleti dönüştürme “çılgınlığına” girişti. Devleti oluşturan güçler,  Gorbaçov’un demokratik sosyalizm ve çoğulculuk modelinde  “hiç” olacaklarını anladılar.  Belki de Sovyet dönemi tarihinin bütün hesabını vermek üzere sorgulanacaklardı.  Devleti korumak, devletin bekası adına 72 yıllık Sovyet rejiminin, anlamını, değerlerini, simgelerini bir kenara iterek, Yeltsin’le başlayan ve Putin’le devam eden, sosyalizmden kapitalizme geçişte devletin bütün aparatları selam durdular.

Sonuç olarak devleti kurtardılar.

(*) 

Diktatörlük sözcüğünün kökeni, antik Roma Cumhuriyeti’nin dış düşmanlara ya da iç yıkıcılığa karşı korunmasını amaçlayan “dictatura” adlı anayasal kuruma dayanmaktaydı. Bu olumlu anlam. Fransız Devrimi sürecinde Jakobenlerin diktatörlüğü ve daha sonra tek adam yönetimi olarak negatif anlam kazandı. 

Enternasyonal içinde Paris Komünü tartışmalarda, “diktatörlük” kavramına olumsuz bir anlam yüklemek isteyen Proudhoncu ve benzeri eğilimlere karşı Marx ve Engels, Komün’ü “proletarya diktatörlüğü” olarak nitelemekten kaçınmamışlardı. 

Marx diktatörlük kavramını “egemenlik” anlamında kullanmıştır.

Gotha Programının Eleştirisi’nde, kapitalizmden komünizme geçiş dönemine denk düşen devlet, “proletaryanın devrimci diktatörlüğünden” başka bir şey olamazdı diye yazar.
Stalin dönemi Marx’ın tanımladığı Proletarya Diktatörlüğü değil  bugünkü anlamıyla  otoriter, tek adam  yönetimidir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
5.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive