Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Yerli ve milli popülizm (2)


24.12.2017 - Bu Yazı 1080 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de sağ popülizm, İslâm inancını, değerlerini ve ritüellerini politize ederek ideoloji ile sarmaş dolaş, iç içe yürüyor. Millet popülizmi, zaman zaman modern karşıtı, çeperde, çevrede yer alan, merkez -elit, aydın, okumuş…karşıtı- mağdur anlamında kullanılıyor. Millet kavramının tarihsel uzantısı, Osmanlı dönemi İslamcılık anlamında “İslam, İslam birliği” içeriğiyle kullanılıyor. II. Abdülhamit’in “Yüce Hakan” vasfı ile anılması ve gündeme taşınması, millet kavramına yüklenen anlamla bağlam ilişkisi kurulmasındandır.

Millet popülizmi dili ve argümanlarına bakıldığında Sünni İslam’a dair her şey kullanılıyor.

Popülizm Türkçülük, Turancılık, İslamcılık olarak Osmanlı topraklarında II. Meşrutiyet ertesinde ortaya çıkıyor.  Ulus devletleşmelerin Balkanlardan başlayıp Arap dünyasına yayılmasıyla parçalanan imparatorluk,  Enver Paşa’nın Turan macerasıyla I. Dünya savaşına girerek imparatorluğu kurtarmak ve kayıp toprakları alarakEnver İmparatorluğu kurma hayali, 325 bin ölü, 400 bin yaralı, 250 bin esir-kayıp olmak üzere toplam 975 bin insan kaybına mal oluyor.  Bu macera uğruna Osmanlı ordusunun yüzde 34,5’u yok olmuştur. 

Savaş sonrası malum. Enver İmparatorluğu hayali tuzla buz oldu.

Aynı dönemde düşünce dünyasında Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik/Türkçülük, Merkeziyetçilik-Adem-i Merkeziyetçilik ana başlıkları altında yoğun tartışmalar başlıyor. Bu akımların temsilcilerinin ortak noktası; İmparatorluğu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve eski görkemli günlerdeki durumuna getirmek amacıyla çaba harcamış olmalarıdır.

Bu dönemin aydın ve düşünürleri "On Temmuz" entelektüelleri olarak tanımlanıyor. Yusuf Akuçura, Ziya Gökalp, Ali Canib, Ömer Seyfeddin, Köprülüzade Mehmed Fuad, Rıza Tevfik vb. Bu kişiler İmparatorluğu kurtarmak için halkı, halkbilimini, Türk tarihi ve folklorunu keşfetmişler;  yeni bir halk tanımı ile halka doğru gidilmesini tartışmaya başlamışlar. Bu gelişmeler Türkiye’de Popülizmin başlangıcı kabul edilir.

Kimlik Popülizmi

Bugünün sağ, muhafazakâr popülizmi, Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset (1904)'te formüle ettiği, Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık tezlerini 113 yıldır döndürüp döndürüp siyasetin gündemine kurtarıcı olarak getiriyor.

Türkiye'de popülizm İttihatçılardan devralınan Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık -Cumhuriyetle Batıcılık laik olarak şekillendi-  Cumhuriyet tarihinin başlangıcından bugüne kadar “kimlik”ler üstünden siyaset yapma tarzı olarak devam etti.

Tarihsel arka plana bakıldığında zihniyet olarak çok fazla bir değişiklik görünmüyor. 1908’den bu güne bu döngüsü devam ediyor.
Osmanlıcılık: 1860'tan sonra ilgi gören, II. Meşrutiyet'in ilk yıllarına kadar de­vam eden bir düşünce akımıdır.
Osmanlıcılık devletin siyasi bütünlüğünü sürdürebilmesi için ortaya çıkarılmıştır. Bu düşünceye göre Osman­lı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yaşayan herkes ırk, din, dil ayrımı olmaksızın eşit kabul edilmeli; herkes aynı haklara sahip olmalıdır. Bu, devletin yıkılmaktan kurtulması için şarttır.
Ancak yenilgiyle sonuçlanan Balkan Savaşları (1912) Hristiyan unsurların imparatorluğa karşı tutumlarını or­taya çıkarmış oldu. Arnavutluk isyanı, Araplar, Ermeniler ve Kürtler arasında başlayan milliyetçilik hareketleri. II. Meşrutiyet döneminde Osmanlıcılık, yönetici Türklerin resmi söylemi olarak kaldı.

İslamcılık: İslamcılık akımı; Şerif Mardin’in tanımıyla, özelliklerini daha çok 19. yy ortalarında kazanan, Osmanlı İmparatorluğunun uzak çevresinde ve Hindistan’da şekillenmiş olmasına rağmen 1870’lerden itibaren imparatorluğun merkezinde gittikçe güçlenen bir ideolojik davranış kümesine verilen addır.
İslamcılık. II. Abdülhamit döneminde ortaya çıkan düşünce akımlarından biridir.
İslamcılık düşüncesine göre toplumu bir arada tutan temel faktör dindir. Hangi ulustan olursa olsun, bütün Müslümanlar halifenin etrafında toplanmalıdır diyorlar.
İslamcılar, Batı'nın Osmanlı'ya göre çok ileride olduğunu kabul ediyorlardı. İmparatorluğun çöküşünün sebebi İslam dini değildir. İslamiyet, bilime ve yeniliklere açık bir dindir. Ba­tı'nın bilim ve teknolojisi alınmalıdır; bunda bir sakınca yoktur.

Ancak Batı'nın ahlakı bizden daha ileri değil­dir. Onların ahlakının ve yaşantısının taklit edilmesi yanlıştır. Batının tekniği alınmalı, ama taklitçilik olmamalı­dır. Batı'nın Osmanlı İmparatorluğuna ve öteki Müslüman ülkelere uyguladığı politikaları engellemenin tek yolu "İttihad-ı İslam" (İslam birliği)dir.
İslâm birliği düşüncesine ters düşen ulusçuluk anlayışını şiddetle eleştirerek çürütmeye çalıştılar. Devlet, hilafet kurumu, anayasa, milli hâkimiyet gibi meseleler de İslâmcıların tartıştıkları başlıca konular arasında yer aldı.

Türkçülük: Türkçülükle ilgili çalışmaların geçmişi Tanzimat dönemine uzanır. Tanzimat dönemine kadar Türk sözünden yalnız Os­manlı Türkleri anlaşılıyordu; Tanzimat devrinde Türk kelimesi­nin anlamı birdenbire genişledi ve "Türk" sözü dünyadaki bü­tün Türkler için kullanılır hale geldi.

Yusuf Akçu­ra, Osmanlı İmparatorluğu’nun tekrar eski gücüne kavuşabilme­si için devletin resmî olarak benimseyebileceği muhtemel üç ana düşünceyi (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük) tetkik etti. “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesi, siyasî alanda Türkçülük meselesini ilk defa ortaya atmış oldu. Yazıda, Osmanlı Devleti’nin takip edebileceği üç siyaset, Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük açık şekilde ele alınıyor ve sonuçta bazı hükümlere varılıyordu. Akçura bundan sonra İslamcılık (İslâm birliği) ve Türkçülük (Türk birliği) siyasetlerinin tartışmasına geçiyordu. Türkçülük,  Dili, soyu, âdetleri ve genelinin dinleri bir olan ve Asya’dan Avrupa’nın doğusunda kadar uzanan Türklerin birleşme fikri ortaya atıyor.

Milliyetçilik hareketi 1908'den sonra önce kültürel bir akım olarak başlıyor. Bu hareket, Balkan Savaşları'ndan sonra dernekler ve yayın organları oluşturmak suretiyle siyasi bir nitelik kazanıyor.

Rusya'dan kaçarak İstan­bul'a gelen bazı Türklerin kurduğu "Türk Derne­ği" bu hareketin merkezi oldu. Bu derneğin ka­panmasından sonra önce "Türk Yurdu Cemiyeti" daha sonra da "Türk Ocağı" kuruldu. Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Yurdu dergisini çıkardı. Türk Oca­ğı derneğinin kurucuları Mehmet Emin Yurdakul, Ağaoğlu Ahmet ve Dr. Fuat Sabit'tir.

3 Temmuz 1911’de kurulan Türk Ocağı Derneğinin resmi kurucuları şair Mehmet Emin (Yurdakul), Ağaoğlu Ahmet ve Dr. Fuat Sabit (veznedar) Beylerdir. Balkan Harbi’nden sonra seçilen yönetim kurulu Hamdullah Suphi Tanrıöver (Reis), Akçuraoğlu Yusuf (İkinci Reis), Halis Turgut, Hüseyin Ragıp, Dr. Akil Muhtar (Özden) ve Dr. Hüseyin Ertuğrul’dan oluşmaktadır.
Türk milliyetçiliği Batıdaki ulusçuluklar gibi tamamen toplumsal dinamiklerle ortaya çıkmış değildi.

Batıcılık (Garpçılık): Devleti kurtarmak ve modernleştirmek amacıyla Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan fikir akımların­dan biridir. Batıcılık fikrinin temelini Tanzimat dö­nemindeki ve daha önceki ıslahat hareketleri oluşturur.
Batıcılık düşüncesinin ilk savunucuları bizzat pa­dişahlardır. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa bu dü­şüncenin öncülerinden biridir. Batıcılara göre Osmanlı Devleti'nin en önemli so­runu Batılı olamamaktan kaynaklanmaktadır.

Batıcılara göre ışık kaynağı Batı'dır, ona gitmek şarttır. 1860'tan sonra Batılılaşma hare­ketinin öncüleri Jön Türklerdir.

Batılılaşmak, Avrupa devlet­lerine benzemek kaçınılmazdır. İslamiyet'in yanlış yorumlanması ve batıl inançlar kalkınmaya engel oluşturmaktadır. Özel teşebbüs desteklenmelidir.  

Batıcılara göre Osmanlı Devleti’nin en büyük sorunu Batılı olmamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısı ile tek kuruluş yolu vardır o da uygar bir devlet ve toplum halini almaktır.

Batıcılar o dönem için radikal diyebileceğimiz düşünceleri savunmaktadırlar. Bunların arasında padişahın tek eşli olması, fes’in atılarak şapkanın benimsenmesi, kadınların diledikleri tarzda giyinmelerine ve dolaşmalarına izin verilmesi, mevcut abecenin atılarak Latin abecesinin benimsenmesi, okuyuculuk, üfürükcülük, falcılık vb. davranışların yasaklanması, medreselerin kapatılarak batı kolejleri tipinde okulların açılması, birer tembellik yuvası olan tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi yürekli isteklerde bulunabilmişlerdir.
Fakat Batıcılık düşüncesini savunanlar bu dönemde bir siyasal oluşum içinde toplanamadılar. Genellikle dağınık kaldılar. Ancak, düşüncelerinin önemli bir kısmı Cumhuriyet’in ilanından sonra uygulama alanı buldu.

Bu döngü bugün “milliyetçi ve İslamcı” birlikteliğinde güncellenmiş bulunuyor.

Popülizm Demokrasi Lafı Yapar Ama Sevmez

"Milli ve Yerli” popülizmi, millet iradesini demokrasinin önüne koyarak, demokratik kurumların işleyişini kadük hale getiriyor. Demokrasi, demokrasi diye bağırarak, katılımcı demokrasinin yerine lider iradesi geçiriliyor. Demokrasi, liderin liderliğini güçlendirmek için araç olarak kullanılıyor, araçsallaştırılyor.

Baskın Oran, popülizmin yakın geçmişimizdeki yerini  şöyle tanımlıyor.

“1) İttihat-Terakki döneminde, Türkçülük akımının doğmasına yardımcı oldu;

2) Kurtuluş Savaşı döneminde, Anadolu’nun ezici çoğunluğunu oluşturan Müslüman halkla Kemalistlerin bütünleşmesine yardım etti;

3) ‘Halkçılık’ ilkesi 1931’de Cumhuriyet Halk Fırkası programına, 1937’de de anayasaya girdi. Hedef, başlayan devletçiliğin kaçınılmaz olarak yaratacağı sanayi proletaryasının o günkü toprak ağası - tüccar – bürokrat koalisyonuna sorun çıkarmasını önlemekti. Nitekim, CHP Genel Sekreteri Recep Peker 1934’te bunu dile getiriyordu: “Bizim halkçı vasfımız sınıf mücadelesini yaratan doktrinlerin tamamı tamamına zıddınadır.”

4) Uzatmayalım, şu andaki fonksiyonu, Erdoğan’ın Tek Adam rejimine koltuk değnekliği. Bütün o “Yav!”ların, “Terbiyesize bak!”ların, muhtar toplantılarının, memurlara dağıtılan ulufelerin, idama güzellemeler düzmenin, bütün o “Senin her yerin yaptırım olsa ne yazar!”ların amacı, Kasımpaşa alışkanlığının çok ötesinde, planlı-programlı biçimde popülizm yapmak. En başta da, demokrasiye dönüşü isteyen Batı’yı hedef göstererek” (B. Oran, Agos) .

Tek Parti döneminin sona ermesiyle biten entelektüel popülizm, Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan’la liderlerde şekillenen muhafazakâr sağ siyasî popülizm, din/Müslüman kimlikle şekillendi ve kullanıldı.

Kimlik popülizmini kullanmayan tek lider Bülent Ecevit olmuştur.  Ecevit’in “Halkçılık” popülizmi, Batılı anlamda sol popülizm kavramı içinde yer alıyor.

İktidarın, muhafazakârların ve sağın güncel popülizm temaları “milli ve yerlilik.”  Bu temalar, sistemin değişimine destek için milliyetçilik/ulusalcılık olarak toplumun kutuplaşmasını derinleştiriyor.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, yaptıkları araştırmada ortaya çıkan kutuplaşmanın geldiği boyutu şöyle ifade ediyor; “…gitgide ortak yaşama dair iradeyi kaybediyoruz. Ortak yaşama arzumuzu kaybediyoruz. Ortak geleceğe olan inancımızı kaybediyoruz. Mesele iktidar partisinin gitmesi gitmemesi meselesi değil. Mesele ortak geleceğe olan inancımızı yeniden tazelemek, yeniden biz duygusuna kavuşma meselesi. Ne yazık ki bu gün ki siyasi ortamda bunun çok uzağında olduğumuz açık."

“Milli ve Yerli” popülizm, iktidar gibi düşünmeyen, iktidarı eleştiren herkesi, “gayri milli”, millet- devlet düşmanı”  ilan ediyor. Bu popülist dil ve söylemin OHAL yoluyla pratik uygulamalarla devam etmesi, “ortak gelecek ve yaşamı” tehlikeye atıyor.

 “Popülizme karşı çözüm ‘sol popülizm’ olamaz.” ( Jan-Werner Müller) Batı’da merkez sağ ve sol partiler radikal sağın kullandığı argümanları yumuşak biçimde kullandılar ve kendileri kaybederken, radikaller güçlendi.

Türkiye ise, “milli ve yerli” popülizm rüzgârına kapılarak antiemperyalist mücadele verdiklerini sanan sol, laik, Kemalist ve Muhalifler, milliyetçi, İslamcı popülizmi haklı çıkartıyor.

Bu konuya önümüzdeki hafta, Sol Popülizmle devam edeceğim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
5.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive