Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm


7.1.2018 - Bu Yazı 1133 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Popülizm genel olarak “halkın çıkarlarına, önyargılarına, hayal kırıklıklarına ve öfkelerine seslenme esasına dayanan, halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu olarak” tanımlanıyor.

Türkiye’ye halkçılık/popülizm ilk olarak Balkanlar’dan, özellikle Bulgar aydınları yoluyla; ikinci olarak İttihat ve Terakki’nin yakın ilişkilerde bulunduğu Ermeni aydınları kanalıyla gelmiştir. Türkiye’de “halkçılık akımı” çeşitli dönemlerde Rusya’daki hem “narodnik” hem de Marksist akımla dolaylı-dolaysız ilişkileri olmuş ve ondan etkilenmiştir.

II. Meşrutiyet sonrası halkçılık, uluslaşma bağlamında milliyetçilik ve buna paralel olarak Müslümanlık olarak aydınların imparatorluğu kurtarmaya yönelik düşünce hareketi olarak ortaya çıktı. İttihat Terakki bu iki düşüncenin gelişmesine sera gibi koruyuculuk yaptı.

Çarlık Rusyası ve 1905 devriminden kaçan Kırım, Kazan, Türkmenistan ve Azerbaycan’dan pek çok Müslüman, Türk, narodnik ve  devrimci düşünceleri, İslamcılık ve Türkçülükle harmanlayarak İstanbul’a taşımışlardır. Rusya’daki Müslüman-Türk modernleşmesinin öncüleri kabul edilen Ceditçi/yenilikçilerin çoğu 1908 II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelmişlerdir. Bunların en  önde gelenleri arasında Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Abdürreşit  İbrahimov, Ayaz İshaki, Halim Sabit, Yusufbeyzade Nasip,  Korkmazoğlu Celal…bunlar imparatorluğun siyasetinin önemli  aktörleri olmuşlardır. Bu isimler Türk Derneği, Türk Yurdu Dergisinin yaratıcıları arasındadır. Kırım’da Türkçülük akımının kurucularından kabul edilen İsmail Gaspıralı’nın çıkarttığı Tercüman gazetesi, Türk Yurdu dergisine yol gösterici  olmuştur. Bu ekip 3 Temmuz 1911’de kurulan Türk Ocağı Derneğini kuruyorlar, İslamcılığı-Türkçülüğü yeni bir toplumsal kimlik olarak popülistleştiriyorlar. Bu iki kimlikten “nasıl bir halk ve nasıl bir millet” tanımı tartışması başlatıyorlar.

İttihat Terakki'nin önder kadroları bu düşüncelerden etkileniyorlar. Enver paşanın Turan hayalini bu düşünceler besliyor. Mustafa Kemal ve çevresindeki ekip  -ki, bunların ezici çoğunluğu da ittihatçıdır- de bu düşüncelerin etkisi altındadır. Halifelik, saltanatın kaldırılması ile başlayan ayrışma ve muhalefet hareketleri içinde yer alanlar tasfiye ediliyor.

Cumhuriyet ilk dönemi halkçılığı: Bolşeviklik-Şuracılık!

Cumhuriyet sonrası popülizm/halkçılık yukarıda yazdığım gibi II. Meşrutiyet sonrası oluşan, milliyetçilik, Müslümanlık akımlarından etkilenerek, kimlik olarak devam etmiş ve sağ popülizm bu geleneğin üstünden sürmüştür

Mustafa Kemal ve çevresinin halkçılığı modernleşmeci ideolojide şekillendirilen, “çağdaş yurttaş” insan ve toplum modelinde tarif ediliyor.

Bu dönemin en karakteristik özelliği, Osmanlı ile savaş halinde olan Rusya’da devrim olmasıyla savaş bitiyor, Bolşeviklerle M. Kemal hareketi arasında ilişkiler başlıyor. 

Ekim devrimi, Cumhuriyetin kurucu elitlerini ve bir dönem İttihat Terakki önderlerini etkiliyor ya da etkiliyormuş gibi görünüyor. İki devlet arasındaki ilişki, batıya karşı karşılıklı çıkara dayalı stratejik bir işbirliği olmuştur.

II. Dünya Savaşı bitip, İttihat Terakki iktidarı bıraktıktan sonra İmparatorluğun nasıl kurtulacağı arayışı içindeler.  Enver-Talat- Cemal ekibi, Almanya’da hapiste olan Karl B. Radek yoluyla Bolşeviklerle ilişki kuruyorlar.  

Aynı zamanlarda Kurtuluş Savaşı devam ederken 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ni, 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması ile tanıyan ilk ülke oluyor. Anlaşmanın ötesinde eski ittihatçılar ve M. Kemal ekibi içinde “Bolşevik hayranlığı” akımı başlıyor.

18 Ekim 1920’de TBMM’de resmi bir Komünist Partisi kuruluyor. (Resmi TKP Komintern’e üyelik için başvuruyor, kabul edilmiyor. Kuruluşundan bir kaç ay sonra da kapatılıyor.)

Ankara'da TBMM içeresinde "Halk Zümresi" adlı bir grup oluşuyor ve bu grup içeresinde yer alan vekiller, kalpaklarının üzerine kızıl bir çuha takmaya başlıyorlar.

1921 Anayasasında “idarenin doğrudan doğruya halka verilmesi” M. Kemal’in “Türkiye’nin efendisi köylüdür”  sözü, Cumhuriyeti kuran ekibin Bolşevik hayranlığı, antiemperyalizm, anti burjuva söylemi öyle hale gelmiş ki, Temmuz 1920’de Bursa düştüğü zaman Celal Bayar bundan Bursa burjuvazisini sorumlu tutan açıklama yapıyor.

Bolşevik hayranlığı görüntüsünde ebetteki, samimiyet, ideolojik yakınlık yok.

Bunun bir boyutu, Sovyet yardımının devamını sağlamak. İkincisi Mustafa Kemal ve ekibine rakip olabilecek iki gücü etkisizleştirmek. Bu güçler: Enver ve Talat ekibinin Bolşeviklerle ilişkileri ve Kafkaslardan başlayarak Orta Asya’da Müslüman-Türk Turan hareketi yaratarak oradan Anadolu’ya gelme ihtimali.  Sakarya savaşı kazanıldıktan sonra Enver paşanın Anadolu’ya geçme ihtimali ortadan kalkıyor. M. Kemal liderliğini kabul ettirmiş oluyor. Sakarya savaşına kadar yazıştıkları kurye yoluyla görüştüğü Enver, Talat ve Cemal’le ilişkilerini kesiyor, onları yok sayıyor. Müslüman Türk imparatorluğu hayali peşinde koşan Enver Paşa,  önce Bolşeviklerle birlikte iken sonra karşı devrimci Basmacılarla Bolşeviklere karşı savaşa katılma kararının ilk adımında ölüyor.

Üçüncüsü ve en önemlisi,  Mustafa Suphi’nin önderliğindeki Türkiye Komünist Partisi,  Anadolu’da Halk İştirakiyun Fırkası ve Yeşil Ordudan oluşan siyasal ve toplumsal gücü kırmak.

Bu iki gücü etkisizleştirmek ve yok etmek için M. Kemal ve ekibi Sovyetler ve Bolşeviklerle ilişkide her türlü manevrayı yapmışlar, her türlü kılığa girmişlerdir.

Nihayet 28-29 Ocak’ta Mustafa Suphiler katlediliyor. Halk İştirakiyun Fırkası 1923 de kapatılıyor ve  büyük çaplı tutuklamalar yapılıyor.

Şeyh Sait İsyanı, (1925), İzmir Suikastı (14 Haziran 1926) sonrası bütün muhalefet susturuluyor, çoğu idam ediliyor. Tek parti dönemi başlıyor.

Tek Parti dönemi popülizm ve sol popülizm

Tek parti dönemi popülizmi, cumhuriyetin ilanından sonra çağdaşlaşma, modernleşme ideolojisi doğrultusunda elitlerin zihnindeki halk kavramı söylemi olmuştur.  Cumhuriyet devrimleri, “halka rağmen, halkı modernleştirme” politikaları ve uygulamalarını Ahmet Hamdi Tanpınar “Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde veciz biçimde ortaya koyuyor.

Modernleşmeci halkçılık, geri/gerici ve çağdışı ilan edilen gelenekçiliğe ve İslamcılığa karşı devrimci, ilericilik olarak ilan edilmiştir. Kemalizm’in bu modernleşmeci ideoloji ve politikaları “devrimciliği” sol hareketleri derinden etkilemiştir.  Aynı zamanda modernizm, devrimcilik ve ilericilik, elitist bir  görüş olarak laik orta  kesimlerle kendini sınırlamıştır. Halkçılık bu laik kesimle sınırlanmış; Müslüman muhafazakâr köylüler ve kasabalılar, eğitilmesi, yola getirilmesi gereken gerici yobazlar olarak görülmüştür. Sosyalist sol, solcu olmanın kuralını, dine, dindarlara ve gericiliğe karşıtlık olarak kabullenmiştir.

Kemalist halkçılık, milliyetçilikle iç içe anlamlandırılıyor.

Öte yandan Halkçılık, Türk olmakla eşleştiriliyor. Bu halkçılık sınıfa, sınıflara karşı “kaynaşmış millet” ve her türlü farklılığa karşı panzehir ilan ediliyor.

Bu konuya burada noktayı koyarak bir sonraki yazıda devam edeceğim.

Halka tepeden bakan; toplumsal kültürü, değerleri, ritüelleri, yaşam tarzını küçümseyen daha da ileri gidip aşağılayan dönemler yaşandı. Mesela Atatürk 1934 Kasım’ında Büyük Millet Meclisi’nin açılış konuşmasında o yıllarda dinletilen müziğin yüz ağartacak değerde olmaktan uzak olduğunu ifade ederek, “ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri toplamak ve onları son musiki kurallarına göre işlemek” gerektiğini söyledi. Gazi’nin bu konuşmasının hemen ertesinde İçişleri Bakanlığı, İstanbul ve Ankara radyolarında Türk müziği yerine yalnızca “Garp tekniğiyle bestelenmiş” parçaların çalınacağını açıkladı. Bu yasak, 1935’te ve 1936’nın ilk yarısı boyunca sürdü.

3 Aralık 1934 Kılık Kıyafet ve Şapka kanunu çıkıyor. M. Kemal 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya elinde Panama şapkasıyla gidiyor ve  Kastamonu’lulara hitaben;  “Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işt e şapkamız! İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”  diyor.

Şapka giymek zorunlu oluyor ve giymeyi reddeden ve direnenlerden bazıları idam ediliyor.

Vatandaş Türkçe Konuş: Milli Türk Talebe Birliği ve Türk Ocakları Türkçe konuşulması için bu yıllarda çalışmalar yapmaya başlarlar ve faaliyet gösterdikleri şehirlerde, kentin çeşitli yerlerine afişler asarak  “Bir milletin ferdinden olabilmek için o milletin lisanını bilmek ve konuşmak şarttır” parolasını gündelik hayatın bir parçası haline getirirler. Ve 13 Ocak 1928’de Milli Türk Talebe Birliği yıllık kongresinde azınlıkları Türkçe konuşmaya zorlayacak bir kampanyanın başlatılmasına, umumi yerlere Türkçe konuşulmasını tavsiye eden tabelaların asılmasını aynı zamanda halkın Türkçe konuşmayanlara yönelik baskı uygulamasının sağlanması yoluyla Türkçe kullanımının zorunlu hale getirilmesine karar verilir. ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ vurgusuyla, buyurgan bir şekilde özellikle gayrimüslimleri Türkçe konuşmaya zorlayan yasa 1928 yılında kabul edilmiş ve  Türkçenin dışında başka bir dil konuşan insanlara çeşitli para cezaları verilmiştir.

Tek parti döneminin bu halkçı elit ve intikamcılığına karşı Demokrat Parti “Yeter Artık Söz Milletindir” popülizmiyle ortaya çıkar. Millet kavramı aynı zamanda tek parti yönetimine, yöntemlerine ve tepeden modernleşmeciliğine karşı çıkışın sosyolojik, siyasal kimliği olmuştur, günümüze kadar da devam etmiştir.

Çok partililik döneminde de CHP’nin Halkçılık/popülizmi “sınıfsız, kaynaşmış Türk milleti” anlamıyla devam etti.  CHP ortanın solu olduğunu ilan ettikden sonra da popülist söylemi, “sınıfsal olana karşı, kaynaşmış yurttaşlar” söylemi olarak devam etti. Ecevit’in halkçılık söylemindeki “ne ezen, ne ezilen insanca hakça bir düzen” , “toprak işleyenin, su kullananın” sloganı pozitif popülist söylem olarak o zamanki tarihsel koşullarda karşılık buldu ve CHP tarihinde  yüzde 43 oy alarak bütün zamanların rekoru kırıldı.

Hiç kuşkusuz Ecevit’in popülist söylemi Karaoğlan karizmatik liderliği ile bütünleşmişti.

Tepeden müdahalelerle “halka rağmen halkçılık” modernleşmeci zihniyet sosyalist sol ideolojiye de yabancı değildi. Sosyalist solun işçi sınıfına öncülük, dışarıdan bilinç götürme, yoksul halkı kurtarma teorisi de dışarıdan, tepeden elitist bir söylem içeriyordu.

 

Kaynak:

- Mete Tuncay-  Zürcher, Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve Milliyetçilik, 1995

- Emel Akal, Milli Mücadelenin Başlangıcında Mustafa Kemal İttihat Terakki ve Bolşevizm, 2006

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.5.2018
Vaatlerinizi sözleşme olarak imzalayın…
21.5.2018
Seçmeni 'salak' yerine koyanlar hep kaybetti
13.5.2018
Demokratik sistem için HDP ile stratejik işbirliği yapılmalı
6.5.2018
'Koruma görmeyen' HDP’ye barajlı seçim
29.4.2018
“Toprak milliyetçiliği” iktidar ve muhalefet
22.4.2018
200 yıllık sistem değişikliği hikayesinde yeni durum
8.4.2018
Otoriter rejim altında muhalefet!
1.4.2018
CHP’nin Ok’undan yeni bir sistem alternatifi çıkar mı? (2)
25.3.2018
CHP’nin Ok’ları nereyi gösteriyor (1)
19.3.2018
Devletin iktidarını-iktidarın devletini kurarken…
11.3.2018
Başkanlık sistemi postmodern vesayet
5.3.2018
İttifakla güçlü lider ve güçlü iktidarın sonuna doğru
25.2.2018
Milli ve yerlinin sağı solu
11.2.2018
HDP’siz yeni sistem kurmak!
5.2.2018
Altı ok yerine Rabia ideolojisi
28.1.2018
Kürtler ve dış Kürtler etrafında dönen ‘dünya’
22.1.2018
İktidarda ve muhalefette sol popülizm
14.1.2018
Sol, sosyalist popülizm tarihi
7.1.2018
Türkiye’de sol popülizm öncesi popülizm
26.12.2017
'Gayri resmi milis'leşmeye kapı mı açılıyor?
24.12.2017
Yerli ve milli popülizm (2)
17.12.2017
Popülizm ve yükselen sağ popülizm (1)
10.12.2017
Sistem değişirken ana muhalefet hala konjönktürel muhalefet
4.12.2017
'Kamuculuk' kamusal alanı yok ediyor
26.11.2017
Milliyetçiliği / ulusalcılığı yükseltmek çok kolay
12.11.2017
Atatürkçülük ile Sistem Değişikliği Menkıbesi
5.11.2017
Ekim Devriminin 100. Yılı ve Devlet
29.10.2017
Devletin bekası sendromundan ne zaman kurtulacağız?
22.10.2017
Tek parti dönemi bazı hatırlatmalar
18.10.2017
İslamcı-Milliyetçilik veya Yeni Abdülhamitçilik
8.10.2017
Ateş çemberine girerken ve içindeyken
1.10.2017
Kürtler yok iken Dış ve İç Kürtler oluverdi!
24.9.2017
Aydınların taraflılığı ve muhalefet
11.9.2017
10 Eylül 1920 TKP’nin kuruluşu ve Dönüşler hikâyesi…
3.9.2017
Sistem değişirken! muhalefet ne yapıyor ne yapabilir?
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive