Kadri GÜRSEL



Bookmark and Share

İktidarın ‘2020’de erken seçim’ mecburiyeti


12.12.2019 - Bu Yazı 564 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Erdoğan iktidarının çözmesi mümkün olmayan ikilemi şudur: Ülkeyi, içine soktuğu ekonomik krizden çıkarıp yeniden yüksek oranlı büyümeye geçiremeyeceği gerçeğine rağmen, günün birinde seçim sandığını seçmenin önüne koymaya mecbur olmak. 

Ekonomik kriz ve durgunlukların, bunları yaratan iktidarlar aleyhinde siyasi sonuçları olur, her zaman olmuştur. Acımasız yasa, Erdoğan iktidarının aleyhinde de işliyor. Kriz etkisinin iktidara nasıl kaybettirdiğini 2019’daki iki yerel seçimde gördük, uzak olmayan bir gelecekte yine göreceğiz. Ama Erdoğan iktidarının seçim kaybetmek, iktidarı kazanana bırakmak ve muhalefete çekilmek gibi bir lüksü yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini iktidarda kalmaya yıllar önce mahkum etmiştir; lakin seçim yapmadan iktidarını sürdürmesi de mümkün değildir. Ne kadar şanslıyız ki Türkiye, otoriter bir iktidarın baskıcı ve kötü yönetimi için halkın rızasını satın almak amacıyla kullanabileceği petrol ve doğalgaz gibi rant kaynaklarına sahip değil. Dolayısıyla Erdoğan Türkiye’sinin tam otoriterliğe geçmesi kolay görünmüyor. ‘Tam otoriterlik’, muhalefetin bütünüyle yasaklandığı, karşı görüş sahiplerinin tamamen susturulduğu, seçimlerin hiç olmadığı ya da düzmece olduğu bir rejimin siyaset bilimi literatüründeki adlarındandır. Tam otoriterliğin finansmanına Türkiye ekonomisinin halihazırdaki yapısı izin vermiyor.

Dolayısıyla Erdoğan seçim yapmaktan kaçamaz ama seçimlerde yenilip muhalefete düşmeyi de göze alamaz. Ezcümle sıkışma büyük.

Türkiye ekonomisi bırakın tam otoriterliği, muhalefetin ancak kısmen serbest olduğu, ifade özgürlüğünün fevkalade kısıtlandığı, seçimlerin ise adil ve özgür olmadığı mevcut ‘rekabetçi otoriterliği’ bile taşıyamaz ve zaten taşıyamıyor. 

Bugünkü ekonomik krizi üreten, Erdoğan’ın, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasının olağanüstü koşullarında hukuku askıya alarak ülkeye dayattığı ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adlı keyfi idare şeyiydi.

Kur krizi reel sektör krizini tetikledi ve bunun sonucu da tehlikeli boyutlara varan işsizlik oldu. Şimdi her üç gençten biri işsiz. 

İktidar tarafından bu krize karşı bugüne kadar kapsamlı, güven veren ve ikna edici bir çözüm yaklaşımı geliştirilemedi. Tek yapabildikleri, mali sektörü aşırı zorlayarak verdirdikleri krediler vasıtasıyla tüketimi borçlanma yoluyla artırıp bir ‘büyüme etkisi’ yaratmak. Üç çeyrek üst üste küçülen ekonomi, zorlanarak bir miktar açılan kredi musluğu sayesinde 2019’un üçüncü çeyreğinde yüzde 0,9’luk bir büyüme kaydettiyse de bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. ‘Borçlanarak tüketme, tüketerek büyüme’ modeli, Türkiye’nin borçlanma ve borç ödeme kapasitesindeki dramatik daralma neticesinde zaten çöktü ve bu çöküşü iktidarın siyasi tercihleri hazırladı.  

Şimdi, çökmüş bir modele yaptırılan suni teneffüs sayesinde hasta ekonominin nabzı hafifçe canlanır gibi oluyor ama bu yetmez.

İktidarın mevcut sistem, aktör ve araçlarla Türkiye’yi ekonomik durgunluktan çıkarma şansı yok. Köklü reform, reform için dış kaynak, dış kaynak için sağlam güvence gerekiyor. Bu iktidar güvence veremeyeceği için kaynak bulamaz, kaynak bulamayacağı için reform yapamaz. Aranan güvence, ‘hukuk devleti ilkelerine, kurallara ve bağımsız kurulların işleyişine saygılı bir yönetim’dir. İktidar, tüm bunların kendi varlığının sonlanmasını hızlandıracağının farkında.

O halde Türkiye, mevcut iktidar değişmediği müddetçe, küçülme ve durgunluk arasında sallanan bir ekonomiyle yaşayabildiği kadar yaşayacak. 

Dolayısıyla Erdoğan iktidarının, süreğenlik kazanmış bir ekonomik durgunluk ortamında geçecek üç buçuk yılın ardından, 2023’te zamanında yapılacak bir seçimi kazanma şansı yoktur. 

Ekonomik durgunlukla geçen her ay, her yıl, Erdoğan’ın tabanını daha fazla aşındıracaktır.

Son seçimler erkene alınmayıp, 2018’in haziranında değil de normalde öngörüldüğü gibi 2019’un kasımında yapılsaydı, bugün anketlerde yüzde 40 bandında görünen iktidar koalisyonu böyle bir seçimi kazanabilir miydi?   

Bu soruya “Evet” cevabını vermek imkansızdır.

Neticede mevcut siyasi ve ekonomik kriz ortamında seçimlerin erkene, hem de çok erkene alınması büyük ihtimalle gündeme gelecektir.

Erken seçim gündeme gelmez ise bilin ki Erdoğan iktidarı 2023’te kaybederek bırakmayı kabullenmiştir ve artık önceliği kalan süresini sonuna kadar değerlendirmek olmuştur. 

Bu mümkün müdür?

Mümkün değilse, erken seçimin gündeme gelmemesi de mümkün değildir.

Öyleyse bu erken seçimlerin zamanlaması, Erdoğan iktidarının ne yapıp edip kazanabilecek durumda olmasına göre tayin edilmelidir.  

Değil mi ya? Ne yapsa da kazanamayacağı bir erken seçimi iktidar ne yapsın? 

Bu bağlamda 2020’nin ilk yarısı çok erken bir erken seçim için ideal görünmektedir.

Bu dönemde üç faktör bir araya gelerek iktidara fırsat sunuyor.

Birincisi, ABD’de Noel’den önce hızla yasalaşması için çalışıldığını bildiğimiz Türkiye’ye karşı yaptırımların, ülkede Amerikan ve Batı karşıtı bir milliyetçi rüzgar estirerek ekonomiden kaynaklanan sorun algılarını bir süre için geri plana itmesidir. Erdoğan iktidarı bu krizi, ‘milleti’ arkasına alarak ‘Türkiye’yi mahvetmek isteyen Batı’ya karşı güç, destek ve meşruiyet tazelemek için ülkeyi erken seçime götürme fırsatı olarak görebilir.

İkincisi, ekonomiye yapılan kredi dopingleri sayesinde tüketici güven endeksinde görülen, yukarı doğru tedrici ve küçük hareketin, sonra kapanacak olan bir fırsat penceresi sunmasıdır. 

Üçüncüsü de yıl sonundan önce kurulması beklenen Davutoğlu ve Babacan partilerinin henüz seçime hazır değilken ya da seçime girme yeterliliğinden yoksun oldukları bir sırada baskın erken seçimle gafil avlanmaları fırsatıdır.

Bu üç fırsatın bir arada oluşturduğu bileşke yalnızca bir süre için varlığını sürdürecektir. An bu andır.

Bu fırsat penceresi kapanırsa, kaybedilen seçimi tekrarlatmak, oy verme işlemi sürerken seçim kurallarını değiştirmek, sandıkları manipüle etmek, muhalefet liderlerini içeri tıkmak gibi ‘önlemler’ de fayda etmeyebilir.  

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.05.2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
11.03.2020
Moskova’daki hezimet, İdlib’deki musibetten iyidir
5.03.2020
Siyasi cephane olarak harcanan sığınmacılar
26.02.2020
Kanun varsa Osman Kavala bu salı serbest bırakılmalı
20.02.2020
‘Darbe-tonik’
17.02.2020
ABD İdlib’de bir taşla üç kuş vurmak istiyor
4.02.2020
Demokrasinin Brexit karşısındaki sınavı
19.01.2020
Eğitimi çökerten iktidar ayakta kalabilir mi?
9.01.2020
İran kumarı Trump’a seçim kazandırır mı?
6.01.2020
Trump, İran’ın ‘vezir’ini aldı: Savaş kapımızda
3.01.2020
İktidarın ‘Kanal İstanbul’ restini görmek
26.12.2019
İstanbul’u ‘Kanal İstanbul’dan kim kurtaracak?
12.12.2019
İktidarın ‘2020’de erken seçim’ mecburiyeti
18.11.2019
Beyaz Saray’da mütebessim
13.11.2019
İktidarın Atatürk kompleksi
10.11.2019
Erdoğan, Trump’a gidiyor: S-400’lerden kurtulmak için değilse neden?
5.11.2019
Batı alemiyle ipler tamamen kopmak üzere mi?
27.10.2019
Suriye’de ‘Pax Russica’
15.10.2019
‘Barış Pınarı’ nerede biter?
3.10.2019
Osman Kavala’nın mahpusluğu utandırıyor
1.10.2019
Esad’la kim, neyi, ne zaman görüşecek?
28.09.2019
Çünkü hep birlikte o araçlara binip gezdiler
27.09.2019
Babacan’ın Reisçilik sonrasındaki rolü
12.09.2019
Muktedir oldular ama iktidar olamadılar
6.09.2019
Erdoğan’a göre ‘adalet’
26.08.2019
Türkiye İdlib’de nasıl sıkıştırıldı?
23.08.2019
Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
20.08.2019
Fırat’ın doğusu: Kim ne aldı, ne verdi, kim kimi yendi?
4.08.2019
İktidar, Suriyelilerle baş başa, karşı karşıya
31.07.2019
Sputnik Türkiye’nin geçici ‘yol arkadaşlığı’
26.07.2019
Krizin temelinde derin güvensizlik var: Amerikan tehdidi, Rusya’dan S-400 aldırdı
24.07.2019
Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
14.07.2019
SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
5.07.2019
İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
29.06.2019
Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
22.06.2019
İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
19.06.2019
Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
30.3.2019
15 Temmuz Döneminin Son Seçimleri
30.1.2019
Bir Tersyüz Etme Vakası olarak “Madura”
31.12.2018
2019: Büyük Belirsizlikler, Cevabı Zor Sorular
27.12.2018
“Yerel Seçimler” Neden Yerel Değildir?
2.12.2018
Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?
12.11.2018
Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
30.10.2018
Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi
8.9.2018
İdlib’de yüzleşmek
1.9.2018
Osman Kavala’nın sakin mağduriyeti
18.8.2018
Türkiye’nin tam teşekküllü krizi
3.8.2018
24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
13.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
1.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive