Kadri GÜRSEL



Bookmark and Share

İktidarın ‘Kanal İstanbul’ restini görmek


3.01.2020 - Bu Yazı 347 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Diyorlar ki, “Suni gündem yaratma peşinde”, “Türkiye’yi Kanal İstanbul ile kutuplaştırmak istiyor”… “Kanal İstanbul’u yapamaz, para yok”… Neticede, “İktidar kurusıkı atıyor” demeye getiriyorlar. Depreşen ‘Kanal İstanbul’ inadı bir blöf mü? Hayır. Kendimizi aldatmayalım.

“Zaten yapamaz” diyenler gözlerini açsınlar: Türkiye, halkıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla bu felaket projesine karşı vazgeçilmez itiraz hakkını kullanmazsa, bu iktidar, “Yapamaz” dedikleri şeyi yapmaya başlar.

Projenin sahibi, 26 Aralık’ta bakın ne dedi: “Kimi, ‘Bunu hangi parayla yapacaksın’ diyor. Halbuki proje yap-işlet-devret ile olacaksa bizim cebimizden para çıkmayacak. Milli bütçeden bunu yapar mıyız? Eyvallah yaparız. Kaynakları bellidir.”

Demek ki neymiş? ‘Kamu Özel Sektör Ortaklığı’ adını koydukları bütçe hortumlama numarasıyla yapabilirlermiş. Realiteyle alakası olmayan, şişirme bir gemi geçiş garantisi verip geçmeyen gemilerin parasını halkın cebinden yandaş işletmeci-müteahhidin cebine hortumlamak… Geçiş garantili köprülerde ve hasta garantili şehir hastanelerinde yaptıkları gibi. Bu olmazsa, yani finansman bulamazlarsa, projenin sahibi, masrafın doğrudan ‘milli bütçe’den karşılanacağını söylüyor.

“Bizim cebimizden para çıkmayacak” derken haklı. Çünkü bu para bizim cebimizden çıkacak. Ve “Eyvallah yaparız” diyor; yapar da… Yapacağı nedir? Bir kanal mıdır, yoksa kanal açmak vesilesiyle çok başka işler midir? İşte bunu konuşmak lazım.

‘Kanal İstanbul’ açılsa da adındaki ‘kanal’ nitelemesini hak etmeyecektir; İstanbul’un Avrupa yakası bir adaya dönüşecek ama şehrin batısını bölen su, bir yol olarak faydasız ve dolayısıyla işlevsiz kalacaktır.

Boğazların talebi fazlasıyla karşıladığı, hatta İstanbul Boğazı’nı kullanan gemi sayısında yıllara göre değil artış, tam tersine azalmanın kaydedildiği vakidir. Hal böyle iken 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre geçmesi serbest ve bedava olan Boğaz’ın hemen yanına ücretli bir kanal inşa etmek, amaç gerçekten de bu ikinci su yolundan gemi geçmesini sağlamak ise, aptallık ya da deliliktir.

Çünkü ‘Kanal İstanbul’, İstanbul Boğazı karşısında herhangi bir avantaj sunmuyor. Tam tersine, kanalı Marmara’dan Karadeniz’e intikal için kullanacak gemiler açısından geçiş süresi, karşı yönden gelen şiddetli akıntı nedeniyle uzayacaktır. Deniz yolu şirketleri enayi midirler ki, hemen yanında İstanbul Boğazı adlı bedava, serbest ve geniş bir su yolu varken bu ücretli geçişi tercih etsinler?

Bu projenin sahipleri, denizcilik şirketlerine ‘Kanal İstanbul’u kullansınlar diye üstüne para ödemezlerse buradan geçecek gemi sayısı pekala ‘sıfır’ olabilir. Kanal İstanbul’dan yılda sadece bir gemi geçerse o da baskı, hatır veya yandaşlık sayesinde geçer. Hakikaten, neden yapacaksınız bu kanalı, ne için yapacaksınız?

Nafile, cevap veremiyorlar. Anında cenin pozisyonu alıp, “Kanal İstanbul’u yapacağız, Kanal İstanbul’u yapacağız, Kanal İstanbul’u yapacağız” diye, ‘tespih duası’ eder gibi tekrara başlıyorlar. Akıl, mantık ve vicdan dairesinde geçerli tek bir argümanları yoktur.

‘Güvenlik’ deseniz, o da boştur. Her iki yakası imara açılmış 150 metre enindeki daracık bir su yolundan geçecek petrol tankerleri, Kanal İstanbul adlı semti, İstanbul Boğazı’ndan daha tehlikeli bir yer haline getireceklerdir. Mesele kanal değil. Kanal, bu bahsin en anlamsız tarafı. Ve faydasız.

Bakın, “Cebinizden para çıkmayacak” dedikleri halde, geçiş garantisi verdikleri için geçmeyen araçların ücretini vergilerimizden tahsil ettikleri, borcu dolara endeksli o asma köprülerin bile halka bir faydası var, bu kanalın yok.

Osmangazi Köprüsü, misal, İzmit Körfezi geçişini karayolundan kısaltıyor. ‘Kanal İstanbul’un ise tek faydası, iktidara yakın küçük bir zümreye… Türkiye’nin bu kanala ihtiyacı yok, sadece iktidarın ihtiyacı var. Çünkü kanalın geçeceği güzergahta yıllar önce kapatılan tarım arazileri ederinin çok üzerinde bedeller ödenerek istimlak edilirse birileri kamunun parasını ceplerine indirip büyük vurgun vuracaklar, imara açılan bu alanlar her zaman olduğu gibi kayırılan şirketlere tahsis edilecek, projeler paylaştırılacak.

Keza, kanalın inşası için yapılacak ‘ihale’nin kamuyu tarihsel boyutlarda zarara uğratması nasıl önlenecektir? İster ‘Kamu Özel Sektör Ortaklığı’ adlı kenardan dolanma numarasıyla yapılsın, ister bedeli milli bütçeden karşılansın, günümüzün şeffaf olmayan sözde ihale süreçlerinde hikayenin sonu hep aynıdır. Bu yönüyle ‘Kanal İstanbul’, netameli projelerin üzerini örtmek için kullanılan bir ‘mega naylon proje’dir.

Terazinin bir kefesinde bu gerçek var. Diğer kefesinde de ‘mega felaket’ gerçeği. İstanbul’un su rezervlerini kullanılmaz hale getirmek, şehri susuz bırakmak, ormanlarını, tarım arazilerini, Küçükçekmece Gölü’nü telafisiz biçimde yok etmek, Marmara Denizi’ni mahvetmek, yıllar sürecek bir hafriyat terörüyle şehrin batısını toza, çamura bulamak, ulaşım külfetini daha da büyütmek…

‘Kanal İstanbul’ Türkiye’nin mega felaketidir, iktidar çevrelerinin ise mega menfaat projesi… Bu iki kutup arasındaki çelişki ve bu çelişkinin doğurduğu gerilim olağanüstüdür; Türkiye’nin vardığı noktada, tarihseldir. Ve bu bağlamda bir iktidar düşünün, o kadar acz ve çaresizlik içinde ki seçmenini iler tutar yanı olmayan ‘Kanal İstanbul’ gibi bir projenin ekseninde konsolide etmenin derdine düşmüş.

“İsteseniz de istemeseniz de yapacağız” diyor… “Neden, ne için yapacaksınız” diye soranlara doğru dürüst bir cevap veremiyor ve fakat sorgulayanı, itiraz edeni dönüp seçmenine şikayet ediyor. Seçmeni de güya “Yap, yap, yap!” diye tempo tutacak. Bu iş bu kadar basit mi? Dar bir zümrenin çıkarı için bir şehrin, bir ülkenin geleceğiyle oynamak, parasını çarçur etmek bu kadar kolay olabilir mi?

Biliyorum, farkındayım, sert bir ifade olacak ama daha azı, ‘Kanal İstanbul’ denen durumu tanımlamakta kifayetsiz kalır: ‘Kanal İstanbul’ bir ihanet projesidir. Şehrin insanlarına, şehre, kaynaklarımıza, doğaya ve bütçemize olan muazzam maliyetinin yanında, bu maliyeti haklı gösterecek herhangi bir faydasının bulunmaması, ‘Kanal İstanbul’u başka bir sözcükle nitelendirmeyi engelliyor. Dolayısıyla, varsın iktidar ‘Kanal İstanbul kutuplaşması’ndan heybesinde sakladığı bir erken seçim için medet umsun…

İktidarın tezleri o kadar zayıf, ülkenin şartları iktidarın o kadar aleyhinde ki bu ihanet projesinin gerçek yüzünü halka bıkmadan usanmadan anlatmayı başarabilen bir muhalefet, kutuplaştırma planlarını da boşa çıkarır, hiç merak etmeyin.

En doğrusu, ‘Kanal İstanbul’ hususundaki inat ve ısrarın kendisine faydadan çok zararının dokunacağına iktidarın ikna olmasıdır. Bunun yolu da halkın bu histerik projeye onay vermediğinin ve ‘Kanal İstanbul’ inadının bedelini iktidara ilk fırsatta ödeteceğinin görülür hale getirilmesinden geçiyor.

2020’de ülkemizin zamanını, enerjisini ve kaynaklarını ‘Kanal İstanbul’ gibi anlamsız ve zararlı konular için değil, elbirliğiyle demokrasi, hukuk devleti ve barışın inşası için harcamasına imkan veren günlerin gelmesini temenni ediyor, tüm okurların yeni yılını kutluyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.05.2020
Türkiye’de darbe mi olacak gerçekten?
11.03.2020
Moskova’daki hezimet, İdlib’deki musibetten iyidir
5.03.2020
Siyasi cephane olarak harcanan sığınmacılar
26.02.2020
Kanun varsa Osman Kavala bu salı serbest bırakılmalı
20.02.2020
‘Darbe-tonik’
17.02.2020
ABD İdlib’de bir taşla üç kuş vurmak istiyor
4.02.2020
Demokrasinin Brexit karşısındaki sınavı
19.01.2020
Eğitimi çökerten iktidar ayakta kalabilir mi?
9.01.2020
İran kumarı Trump’a seçim kazandırır mı?
6.01.2020
Trump, İran’ın ‘vezir’ini aldı: Savaş kapımızda
3.01.2020
İktidarın ‘Kanal İstanbul’ restini görmek
26.12.2019
İstanbul’u ‘Kanal İstanbul’dan kim kurtaracak?
12.12.2019
İktidarın ‘2020’de erken seçim’ mecburiyeti
18.11.2019
Beyaz Saray’da mütebessim
13.11.2019
İktidarın Atatürk kompleksi
10.11.2019
Erdoğan, Trump’a gidiyor: S-400’lerden kurtulmak için değilse neden?
5.11.2019
Batı alemiyle ipler tamamen kopmak üzere mi?
27.10.2019
Suriye’de ‘Pax Russica’
15.10.2019
‘Barış Pınarı’ nerede biter?
3.10.2019
Osman Kavala’nın mahpusluğu utandırıyor
1.10.2019
Esad’la kim, neyi, ne zaman görüşecek?
28.09.2019
Çünkü hep birlikte o araçlara binip gezdiler
27.09.2019
Babacan’ın Reisçilik sonrasındaki rolü
12.09.2019
Muktedir oldular ama iktidar olamadılar
6.09.2019
Erdoğan’a göre ‘adalet’
26.08.2019
Türkiye İdlib’de nasıl sıkıştırıldı?
23.08.2019
Kayyımla güç göstermek, güçsüzlüktür
20.08.2019
Fırat’ın doğusu: Kim ne aldı, ne verdi, kim kimi yendi?
4.08.2019
İktidar, Suriyelilerle baş başa, karşı karşıya
31.07.2019
Sputnik Türkiye’nin geçici ‘yol arkadaşlığı’
26.07.2019
Krizin temelinde derin güvensizlik var: Amerikan tehdidi, Rusya’dan S-400 aldırdı
24.07.2019
Yargı silahıyla öldürdüğünüz hukuku şimdi diriltebilir misiniz?
14.07.2019
SETA vesikası: İktidarın itirafnamesi
5.07.2019
İktidarın basını etkisiz, baskısı etkili
29.06.2019
Erdoğanizma sisteminin çözülüşü
22.06.2019
İktidarın çaresizliği, ülkenin felaketi olmamalı
19.06.2019
Erdoğan 23 Haziran’ın galibini açıkladı
30.3.2019
15 Temmuz Döneminin Son Seçimleri
30.1.2019
Bir Tersyüz Etme Vakası olarak “Madura”
31.12.2018
2019: Büyük Belirsizlikler, Cevabı Zor Sorular
27.12.2018
“Yerel Seçimler” Neden Yerel Değildir?
2.12.2018
Ana Akım Medyanız Nasıl Olsun?
12.11.2018
Sınırsız, Hadsiz, Hukuksuz Türkiye
30.10.2018
Her Şey Dağılır, Merkez Tutamaz Bahçeli’yi
8.9.2018
İdlib’de yüzleşmek
1.9.2018
Osman Kavala’nın sakin mağduriyeti
18.8.2018
Türkiye’nin tam teşekküllü krizi
3.8.2018
24 Haziran’daki ‘uçan mürekkepli mühür’ palavrasını en çok kim yaydı
15.7.2018
Hızlı ve geçici iktidar
6.7.2018
Muhalefetin bir numaralı sorunu medyadır
30.6.2018
24 Haziran’ın sürprizi MHP değil, ‘münafıklar’
25.6.2018
Bu seçimin galibi halktır
23.6.2018
24 Haziran’ın dört kesin sonucu
21.6.2018
‘Oylarınızı çaldırmayacağız’
19.6.2018
Mantar tabancası patlasa da sandığa
13.6.2018
İnce, Erdoğan’ı iktidardayken ‘indiriyor’
8.6.2018
Korkan iktidar korkutarak oy istiyor
5.6.2018
Erdoğan, ‘Bay Kemal’den neden vazgeçemiyor?
1.6.2018
Muharrem İnce fenomeni
29.5.2018
24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor
26.5.2018
Türk Lirası’nı kim çökertti?
16.5.2018
Üç yıl sonra HDP yine anahtar
11.5.2018
Dinamizm tamam Umutlar tamam Moraller tamam
8.5.2018
Muharrem İnce’yle bozulan mezhepçilik oyunu
4.5.2018
Basın özgürlüğü neden alerji yapıyor?
1.5.2018
Atı alan Üsküdar’a geçecek mi?
20.4.2018
İç ve dış krizlerden önce baskın seçim
17.4.2018
Cihatçılar da Türkiye’ye havale
16.4.2018
Saldırı sınırlı, Ankara’nın pozisyonu etkilenmez
14.4.2018
Şimdiki mesele kimyasal silah değil
4.4.2018
Hürriyet’e veda ve teşekkür
2.4.2018
AK Parti’nin kendi orta sınıfı da rahatsız
24.3.2018
Doğan Grubu’nun imhası, ana akım medyanın sonu
21.3.2018
Afrin ve ötesi
7.3.2018
Arkadaşlarımızı hapiste tutarak hiçbir şey kazanamazsınız
24.2.2018
İdlib’e dikkat
13.2.2018
TSK Suriye’den neden çıkmaz?
23.1.2018
Afrin savaşının öteki cephesinde durum
17.1.2018
Zor, Suriye’de oyunu bozar mı?
5.1.2018
Türkiye-ABD: Krizin kara yılı başladı
2.1.2018
İran örneği: Çok bastırırsan patlar
29.12.2017
Siyaseten lince yargı koruması imkânsızdır
19.12.2017
Necip Fazıl merkezli matbuat kriterleri
15.12.2017
Işıklı küre’deki Kudüs gerçekleri
13.12.2017
ABD, Atilla’ya neden karşı?
8.12.2017
Korkunç ikili: Trump-Netanyahu
1.12.2017
17 Aralık operasyonu New York’ta sürüyor
28.11.2017
Mısır, Türkiye’deki boşluk ve IŞİD
24.11.2017
Rusya ile imkânsız ittifak
21.11.2017
Osman Kavala neden hapiste?
17.11.2017
Mehter marşıyla gelip İzmir Marşı’yla gitmek
14.11.2017
Türkiye ve ABD: Çatışmalı boşanma
10.11.2017
Durun gitmeyin, daha yaşanacak çok şey var
8.11.2017
FETÖ’cülük suçlamasının serencamı
3.11.2017
Dünya dönüyor
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive