Kemal BURKAY



Bookmark and Share

Okmeydanı olaylarının düşündürdüğü…


28.05.2014 - Bu Yazı 2147 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 25 Nisan tarihli ve “Erdoğan’ın Ermeni sorununa ilişkin sözleri” başlıklı yazımda şöyle demiştim:


“Bu ülkede, önemli-önemsiz nerdeyse her konuda, uzlaşmaya kapalı, bir birine taban tabana zıt uç görüşler çatışma halinde. Özellikle de AK Parti ve Erdoğan’la ilgili olarak.

Bir kesime göre AK Parti ve lideri Erdoğan ne yapsa iyi. Bu kesime göre Erdoğan tarihi ve toplumsal büyük bir dönüşümün öncüsü. Diğer kesime göre ise ne yapsa kötü. Hatta Erdoğan bir diktatör ve faşizmi getirmiş bile! 

Bir başka deyişle, çatışan görüşler değil, önyargılar. Önyargılar öylesine keskin ki olaya objektif bakmayı engelliyor.” 


Son Okmeydanı olaylarının ardından da aynı durum yaşanıyor. Polisle göstericilerin çatışması sonucu cemevinde, bir cenaze merasiminde bulunmak için gelmiş masum bir vatandaş, Uğur Kurt vuruldu. Bunun polis ateşi sonucu olduğu söyleniyor. Daha sonra ise göstericilerin attığı parça tesirli bir bomba ile bir başka yurttaş, Ayhan Yılmaz vuruldu.

Bu olaylardan dolayı bir kesim yalnızca polisi ve hükümeti, en başta da Erdoğan’ı suçluyor. Diğer kesim ise tam tersine, eylemcileri ve muhalefeti suçluyor.

Peki polise ve hükümetin tutumuna yönelik eleştiriler haksız mı? Bence bir yönüyle haklı. Hükümet barışçıl gösterilere karşı tahammüllü olmalı. Ama örneğin Gezi olayında bunun tersini gördük. Bu nedenle başlangıçtaki sivil ve barışçı eylem çığırından çıktı, bunun için fırsat kollayan, hükümeti sokak eylemleriyle düşürmeyi umut eden bazı kesimlerin çabasıyla ülke çapında bir yangına dönüştü. 

Son Okmeydanı olaylarında da Polis, gösterici kovalarken cemevindeki kitleye rastgele ateş etmek, oraya gaz bombası atmak zorunda değildi. Bu hem Alevilerin kutsal mekanı olan cemevine saygısızlık, hem de insan hayatına karşı bir sorumsuzluk. 

Yine bu tür olayların ardından hükümet sözcülerinin, hele hele Başbakan’ın kullandığı dil, yani sorunlara yaklaşım tarzı oldukça sorunlu. Bu dilin toplumu gerici değil, yatıştırıcı olması gerekirken hiç de öyle olmuyor. Sayın Başbakan hemen her olayın ardından, hükümet adına sözü hiç kimseye bırakmadan konuşuyor ve oldukça öfkeli konuşuyor; üslubu ve söylediklerinin içeriği nedeniyle çok eleştiri alıyor. Eleştirenlerin bir kesimi zaten önyargılılardan oluşsa da tümü önyargılı değil.

Örneğin, Gezi olayları sırasında vurulup ölen 15 yaşında bir çocuk, Berkin Elvan için yapılan bir anmayı, bir protesto gösterisini gereksiz bulup “ölmüştür, bitmiştir” demek ülkenin başbakanının ağzından çıkacak söz değil. Birileri bu anmayı da hükümet karşıtı bir protesto eylemine dönüştürmek istese bile. Ama barışçı bir gösteriyi çığırından çıkarıp çatışmaya dönüştürmek isteyen olursa, elbet bu hoş karşılanmaz. Bu durumda da yapılacak iş gerekli güvenlik tedbirlerini alıp serinkanlıca hareket etmektir. 

Sayın Başbakan’ın Alevilerden söz ederken kullandığı dil de sorunlu. Örneğin “Almanlar kendilerine göre bir Alevilik yaratıyor” sözü... Daha önce de Sayın Başbakan, Alevi inancında cami kurumu olmadığını bilmezden gelip cemevini bir kutsal mekan saymaya karşı, “Aleviler Müslüman olduğuna göre camiye gitsinler demişti..”

İnanç sorunu çok hassas bir konu. Alevilerin nasıl tapınacakları, nereyi kutsal bilecekleri ise kendi meseleleri. Başkalarına zarar vermedikçe devletin buna karışamayacağını, demokratım diyen, yada insan haklarına saygılı her siyaset adamının bilmesi gerekir.

İşte bunlar elbette sorundur ve yanlış yaklaşımlar mevcut sorunları büyütür, mevcut yarılmaları daha da derinleştirir.

Öte yandan Gezi’den beri sürüp gelen olayların ve Okmeydanı olaylarının bir de öteki yüzü var. Başta da söylediğim gibi bazı kesimler, kitlelerin haklı protesto eylemlerini çığırından çıkarmak, sokakları şiddete boğmak için fırsat kolluyorlar. Bunlara göre AK Parti hükümetini yıkmak için her yol mubah. 

AK Parti hükümetini yasal yollarla, örneğin seçimle düşürmek istemek, ayrıca, kamuoyunu etkilemek için barışçı protesto eylemleri koymak elbet muhalefetin hakkı. Muhalefet bunun için var. Ama doğru politikalarla ve barışçı yöntemlerle halkın desteğini kazanmak yerine sokak şiddetinden medet umup hükümeti hükümet edemez duruma düşürme çabası farklı bir şeydir. Bazılarının yaptığı budur. Nitekim her olayda ortaya çıkan, taş ve molotof atarak ortalığı yangın yerine çeviren, hatta silah kullanan gruplar neyin nesidir? Bu açık terör değil mi?

Bu tür grupların içinde ve arkasında bazı derin odakların olması, provokatörlerin işin içinde olması hiç şaşırtıcı olmaz. Geçmişte, 12 Mart ve 12 Eylül öncesinde bunu çok yaygın biçimde görüp yaşadık. Bazıları devrim yapma adına orduyu yardıma çağırdılar. Ordu sonunda geldi de… Ama askeri darbelerin neler yaptığını kaç kez görüp yaşadık. Bunlar en çok da demokrasi ve özgürlük isteyen kesimleri; solu, emekçileri, Kürt halkını vurdular.

Söz konusu derin odaklar son yıllarda aynı filmi bir kez daha sahnelemek istediler, ama başaramadılar. Umutlarını tümden yitirdiklerini, bu işin peşini bıraktıklarını ise söyleyemeyiz. Silivri’nin boşalması bu umutları bayağı canlandırdı.

Muhalefetin ve demokratik çevrelerin bu şiddet oyununa karşı net tutum almaları gerekir. Aleviler, Kürtler ve emekçiler elbet haklarını istiyorlar. Bu ülkenin özgürlük ve demokrasi yönünde alması gereken daha çok yol var. Bu ise mücadele ile başarılabilir. Ama bu haklı mücadeleyi çığırından çıkarıp militarist ve faşizan güçlerin peşine takmaya yönelik oyunlara karşı herkes dikkatli olmalı. Gençleri bu şiddet oyununa karşı uyarmalı, korumalıyız.

Bazılarının şiddet içeren bu tür sokak eylemlerinden “devrimci bir coşku” duyduklarından eminim. Elbet toplumsal değişimin devrimci biçimler aldığı dönemler geçmişte çokça yaşandı, ilerde de olacaktır. Ancak her şiddet ille de devrimci, hatta ilerici bir değişime hizmet etmez. Devrim ile terörü karıştırmamak gerekir. Hele egemen sınıfların halk hareketini kör terör kanallarına çekme tuzaklarına karşı uyanık olmak gerekir. 

Bu ülkenin insanlarının bu konuda birhayli deneyimi var. Ben kendi payıma 1960 öncesinden başlayarak söz konusu devrimci hareketin içinde yer alanlardan, pek çok şeye tanık olanlardan biriyim. Bu ülkenin tarihinde solun ve Kürt hareketinin bir bütün olarak devrimci bir değişime en çok yaklaştığı dönem 12 Eylül öncesi, yani 1970’li yıllardı. Sol hareket ve Kürt hareketi o yıllarda çok önemli bir potansiyele, güçlü örgütlere, kitle desteğine sahipti. Ama ne yazık ki kendi zaaflarından dolayı bunu başaramadı; kör mezhep kavgalarına tutuştu ve bir araya gelemedi. Sistem ise bu dağınıklığı, sol içindeki çelişkileri çok iyi kullandı; hem sola, hem Kürt hareketine sızdı; hatta paravan örgütler oluşturdu, böylece solu ve Kürt hareketini yanlışa itti, terör minderine çekti. 12 Eylül darbesini böylesi bir ortamda tezgâhladı ve söz konusu demokrasi ve değişim güçlerini ezdi.

Tüm olup bitenlerden sonra Kürt hareketi bugün hâlâ güçlü görünse bile, yanlış ellere düşmüş, çarpık kanallara yönelmiş durumdadır. Önündeki başlıca görev ise bu çıkmazdan kurtulmak, doğru yolu bulmaktır. Türkiye solu ise, sosyalist sistemin çöküşüne yol açan dünyamızdaki büyük değişimin ardından ufalmış, marjinalleşmiş, küçük küçük kistlere dönüşmüştür. Hâlâ devrim düşleri görse bile, 1970’lerde yapamadığını şu haliyle başarması düşünülemez. Solun bu koşullarda başvuracağı şiddet, devrime değil, olsa olsa bir kez daha darbecilerin, Ergenekoncuların amaçlarına hizmet eder.

Sol, kısa yoldan devrim düşleri görmeyi bırakıp kitlerle kaynaşmak, güçlenmek için gerekeni yapmalı. Bu ise, cesaret ve fedakârlık kadar doğru bir program, doğru yöntemler, ufuk ve sabır gerektiren bir iştir.

http://www.dengekurdistan.nu/authors.aspx?an=3314&aid=1

.

Facebook Yorumları

Emlak8
17.05.2020
İNSANLIK BARIŞA, EŞİTLİĞE VE ÖZGÜRLÜĞE NASIL ULAŞIR?
13.05.2020
İNSANLAR BU DURUMA NASIL GELDİ?
8.05.2020
KARNI DOYMAYANLAR - GÖZÜ DOYMAYANLAR
6.05.2020
HAYATI CENNET YA DA CEHENNEM ETMEK ELİMİZDE…
25.03.2020
DEEMEK Kİ NEYMİŞ?..
29.01.2020
Depremin düşündürdükleri SORUNLAR YENİ VE ÇAĞDAŞ BİR ANLAYIŞLA ÇÖZÜLÜR
18.10.2019
DÖRT NALA GİDEN BİR IRKÇILIK…
10.10.2019
BARIŞÇI VE ADİL BİR DÜZEN Mİ; YOKSA SAVAŞ, KİN VE DÜŞMANLIK MI?..
14.10.2018
BALIK HAFIZASI
28.6.2018
24 HAZİRAN SEÇİMLERİ VE SONUÇLARI ÜZERİNE
17.6.2018
24 HAZİRAN SEÇİMLERİ ÜZERİNE 2. Bölüm
15.6.2018
24 HAZİRAN SEÇİMLERİ 1. bölüm : KİME OY VERMELİ?
10.10.2017
Mam Celal'in ardından
9.6.2015
7 Haziran’ı geride bırakırken
7.6.2015
KOÇERO ile TİLKİ SELİM arasında…
30.5.2015
HDP Barajı geçince ne olacak?
30.4.2015
Yanlış hesap, çıkmaz sokak…
01.03.2015
Ortadoğu’da acımasız oyun
27.02.2015
TÜRBE OLAYI VE VATAN-MİLLET EDEBİYATI
17.02.2015
DÜŞÜNEN İNSAN, SÖZLERİM SANA!
10.02.2015
Başkanlık sistemi çok mu gerekli?
05.02.2015
Siyaset ve Yalan
31.12.2014
Kürt sorununun çözümünde durum ne? 2
27.12.2014
Kürt sorununun çözümünde durum ne?
17.12.2014
Özgürlük ve barış temel sorunları çözmeye bağlı
10.12.2014
Köy izlenimleri – 4. Bölüm D Ê D A R
08.12.2014
Köy izlenimleri – 3. Bölüm S A W A
07.12.2014
Köyümden izlenimler 2. Bölüm - BEYAZ ÇEŞME
30.11.2014
Stokholm, Dekart ve Marks
27.11.2014
Bir taş oluktan akan gür suyu boşuna arayıp durdum
02.11.2014
HAK-PAR Kongresi üzerine birkaç söz
26.09.2014
IŞİD’le Mücadele ve Türkiye’nin tutumu
23.07.2014
Ortadoğu’da değişim, 2. Bölüm...
16.07.2014
Ortadoğu’da değişim süreci, 1.Bölüm; Herkesin IŞİD’i başka…
13.06.2014
Hoşa giden provokasyonlar!
28.05.2014
Okmeydanı olaylarının düşündürdüğü…
20.05.2014
Soma’daki katliam ve işçi hakları üzerine
28.04.2014
Erdoğan’ın Ermeni sorununa ilişkin sözleri
20.04.2014
Doğru yolda olmak başarı için yeter mi?
16.02.2014
Devlet denen şey…
29.12.2013
Türkiye bunları neden yaşıyor?
08.12.2013
Yasin Aktay ne dedi?
11.11.2013
Nusaybin Duvarı ve öğrenci evleri
11.08.2013
Ergenekon Davası’nda kararın ardından
27.07.2013
Suriye ve Batı Kürdistan’da neler oluyor?
09.07.2013
Mısır’ı zor günler bekliyor
27.06.2013
Gerçek laiklik Alevi sorununu da çözer
19.06.2013
Bu kamplaşmadan bir devrim çıkar mı?
17.06.2013
Gezi Parkı olayları ve AK Parti’nin dünden bugüne değişen politikaları
15.05.2013
Reyhanlı olayının arkasında kim var?
11.05.2013
Doğa ve İnsan
04.05.2013
1 Mayıs ve dostça bir eleştiri
25.04.2013
Ermeni soykırımını tanımanın ve özür dilemenin zamanı gelmedi mi?
30.03.2013
Silah bırakmanın yolu, yöntemi…
20.01.2013
Ortadoğu’da siyaset
08.12.2012
Cenneti cehennem etmek
16.11.2012
Yeni Dönemde Nasıl Bir HAK-PAR
20.09.2012
Bu savaş ne için?
04.09.2012
Tuzağa düşüp düşmemek Ve Statüko Cephesinin B Planı
02.12.2011
Kürtleri yok sayma ve şiddet Kemalist rejimin başlıca yöntemi
12.09.2011
Düğüm nasıl çözülecek?
25.07.2011
Stokholm manzaraları
26.06.2011
Değişim; Kelebek mi, yoksa hamam böceği mi?
15.05.2011
Darbeden umut kesilmez!
26.04.2011
İslam dünyasında kaçınılmaz son: Demokrasi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive