Kemal CAN



Bookmark and Share

Seçim notları


28.6.2018 - Bu Yazı 929 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 24 Haziran’ın görünen tablosu, tek adam rejimini kurmayı başaran Erdoğan’ın artık tek başına iktidar olmadığı. Yıllardır peşinde koştuğu, bu uğurda partisini bile feda ettiği başkanlığı yakalamış olan Erdoğan’da bir “başarı” havası görülmemesi, ağır bir memnuniyetsizlik alameti sayılabilir... Eğilimlerden çok beklentileri ölçmüş olan anketler ve sokak havasının yanıltıcı iyimserliği karşılık bulmadı. Bir yıl önce hiç şaşırtıcı olmayacak hatta kısmi başarı kabul edilebilecek bir sonuç (Tek oy kaybı yaşayan partinin AKP olması) büyük bir yenilgi olarak yaşandı...

1- 24 Haziran şaşırtıcı aynılıklar içeren, beklenenin epey uzağında ama bilinene çok yakın sürpriz bir sonuç üretti. Bir cümlenin içinde bu kadar çelişik ifadenin yer almasını sağlayan yapısal bir anormallik bu. Bu sonuçların “olabilir mi böyle bir şey” kalıbına uyan çok yönü var. Bunların ancak bir kısmı gördüklerimizle, görmemize izin verilenlerle yorumlanabilir. Bir kısmı için ise, “başka türlü” bilgilere ihtiyaç var. Eşitsizlik konusunda da göremediklerimizden önce apaçık gördüklerimiz var. Sonuçların ürettiği gelecek üzerine düşünürken hangi kısmına bakılması gerektiğini yine de iyi düşünmek gerek.

2- Siyaset analizlerinde, komplo iddia ve olasılıklarını hesaba katmak, etkilerini küçümsememek elbette önemli. Güç odaklarının, kontrolsüz iktidar imkanlarının belirli siyasal sonuçlar için özel ve örtülü faaliyetleri olacağını düşünmemek için bir neden yok. Bunları açığa çıkartma konusundaki çabalar da saygı duyulması gereken şeyler. Fakat, olup biteni sadece bunlarla açıklamak, anlamaya zorlamak bazen hiç bitmeyen şaşkınlıkların da kaynağı haline gelebiliyor. Ayrıca her şeyi belirleyen komplo iddiası, olumlu saydıklarınızı da kendi parçası haline getirir. “Her şeyi belirlemişler bir biz dışındaydık” kolay anlatılamaz.

3- 24 Haziran’da bilemediğimiz, sadece sezebildiğimiz bazı tuhaflıklar olduğuna kuşku yok, bunlar açığa çıktıkça tartışmaya devam edeceğiz ama üzerine konuşulabilecek ve bütünü daha çok belirleyen görünür gelişmeler de az değil. Dolayısıyla konuşmaya, tam kanıtlanamayan, mekanizması açık biçimde ortaya konulamayan ihtimaller ve şüpheler üzerinden başlamak yerine, ortada olan ve üzerine düşünülmeyi hak eden gerçek tablolarla ilişkiyi fazla kopartmadan devam etmek daha yararlı olabilir. Bir seçim klasiği olan “seçmen mesajı” hakkında konuşulabilir.

4- Önce mesajına bakacağımız seçmenin 24 Haziran motivasyonuna dair söylenecekler var. Seçimden önceki son Gazete Duvar yazısında “24 Haziran hem iktidar hem de muhalefet seçmenini sorumluluk almaya zorluyor. Dolayısıyla, seçimin sürprizli sonucunu da kararsızlar değil, verilen kararlarla ilgili alınan sorumluluklar belirleyecek” yazmıştım. Galiba her iki seçmen grubu da, seçime katılım oranlarından anlaşılacağı üzere, bu sorumluluktan kaçmadı. İktidar seçmeni de, referandumdan farklı olarak, “ne yaptığının farkında olarak” davrandı.

5- Senelerdir olduğu gibi, 24 Haziran seçiminde de iktidarı destekleyen seçmen çok açık biçimde ne yaptığını, neyi desteklediğini veya neyin karşısında olmayı önemsediğini gösterdi. 1 Kasım 2015 seçimi için söylenebilecek olağanüstülük ve zorlama, 16 Nisan için söylenebilecek kafa karışıklığı bahaneleri, bu sonuçlar için ileri sürülemez. İktidar seçmeninin büyük bir bölümü için, mecbur veya kurban destekçi tanımı yapmak da artık çok gerçekçi değil. Yetiştirilecek değil, zaten yetişmiş olan kindar nesil rövanşist tatminini henüz tamamlamamış gibi.

6- Türkiye seçmeninin kahir ekseriyeti için, kimin iktidarda olduğu, nasıl bir iktidar performansı ortaya koyduğundan daha önemli. Hatta, muhalefet rüzgarının ürettiği T A M A M ihtimali ve “gidiyorlar” havası, iktidar seçmeni için de savunma refleksini ateşlemiş görünüyor. “Değişim” ihtimali sadece muhalefet seçmenini değil, iktidar seçmenini de etkilemiş. AKP mitinglerine yoklama vermeye gider gibi katılan heyecansız taban, aynı görevi sandıkta da yerine getirmekten geri durmamış. Seçimi evlerinde geçiren MHP’liler de, sadece oy vermek için ve kutlama yapmak için çıkmış anlaşılan.

7- 24 Haziran itibariyle sonucu belirleyen seçmen çoğunluğu ve sonuç üzerinde etkili olabilen güç merkezleri, değişime değil, mevcudun nasıl devam edeceğine karar verdi. Bir taraftan bakınca aktörlerin ve genel blokların aynı kaldığı ama kombinasyonun iç dengesi açısından bakıldığında da tablonun dikkat çekici bir farklılığa, en azından yeniden düzenlemeye açık hale geldiği düşünülebilir. Özellikle iktidarı destekleyen seçmen bloğunun kimlik öncelikli bir tercih yaptığı ve iktidarın ağırlık merkezinin nerede olacağı konusunda da bir eğilim işaret ettiği görülüyor.

8- Seçim öncesinde anketlerdeki yaygın yanılgının, alanda çalışan parti temsilcilerinin ve bağımsız gözlemcilerin edindiği isabetsiz izlenimlerin nedeni, yaptığının farkında olan iktidar seçmeninin aldığı sorumluluğu açıkça üstlenmek konusunda o kadar hevesli olmaması. Yapmakta olunan, yapılması gerektiği düşünülenler her zaman gururla taşınacak veya açıklanacak şeyler olmayabilir. 1980 Anayasası’na büyük bir çoğunlukla onay verenlerin hâlâ kayıp olması gibi. Bugün o yaş grubunda yapılacak bir ankette evet veren oranı gerçekleşenin tam tersi çıkacaktır.

9- 24 Haziran seçim sonuçları, iktidar oyları açısından geçmiş seçimlerle kıyaslandığında en çok 7 Haziran 2015’e benziyor. AKP’nin 7 Haziran’daki yüzde 40’ı şimdi 41,5 olarak gerçekleşti. Cumhur İttifakı’nın toplam oyu da 7 Haziran’da yüzde 56 idi, şimdi yüzde 54. MHP oylarındaki ilginç değişim bir kenara bırakılırsa, özellikle AKP’nin 2011 itibariyle başladığı erimenin devam ettiği, çok partili bir mecliste tek başına iktidar olacak desteğin altında yoluna devam edeceği görülüyor. 7 Haziran’daki AKP-MHP koalisyonu da bir kez daha işaret edildi.

10- Peki MHP 7 Haziran 2015 tarihinde bu koalisyonu neden kabul etmedi? Belki bu sorunun cevabını geçen sürede, Bahçeli’nin adım adım yürüttüğü politika ile aldığı sonuçlarda görmek mümkündür. Neredeyse hiç siyasi risk üstlenmeden, partisindeki muhalefetten kurtulup, iktidar bloğundaki “devlet” temsilciliğini de tescil ettiren Bahçeli, bütün bunların üzerine oylarını da 1 Kasım seviyesinde korumayı başardı. Bu cümleyi Bahçeli’nin etkin siyasi aklıyla ya da MHP’ye yüklenmiş (ve sağlanmış) rolle açıklamak durumu pek değiştirmiyor.

11- 24 Haziran’ın görünen tablosu, tek adam rejimini kurmayı başaran Erdoğan’ın artık tek başına iktidar olmadığı. Yıllardır peşinde koştuğu, bu uğurda partisini bile feda ettiği başkanlığı yakalamış olan Erdoğan’da bir “başarı” havası görülmemesi, ağır bir memnuniyetsizlik alameti sayılabilir. Erdoğan, münafık krizini hafif atlatmakla birlikte, MHP’ye olan başkanlık borcunun ve başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere bu tablodaki “devlet” katkısının anlamını gayet iyi biliyor. “Denge, denetleme görevinin” kime karşı olduğu da çok açık.

12- Seçimin yarattığı zoraki koalisyon resminin yanıltıcı olabileceğine dair değerlendirmeler, AKP’nin mecliste İYİ Parti’den HDP’ye kadar uzanan geniş bir “oynak koalisyonlar” zemini sağladığına dikkat çekiyor. Sayısal olarak böyle bir imkan olmakla birlikte, bunun çok tehlikeli bir macera olacağını en iyi bilen kişi ise Erdoğan. Cumhurbaşkanı iktidarını güvenceye almak için attığı her adımla tek adam yalnızlığının iyice derinlerine ilerledi, itildi veya çekildi. Dolayısıyla artık ittifak veya ortaklık kararlarında ikna eden taraf da, taşıyıcı da kendisi değil.

13- MHP’nin aldığı yüzde 11 oy oranının 1 Kasım 2015 seçimleriyle aynı olması, seçim sonuçlarında MHP oylarının aynı kaldığı ve oy değişimi tartışmalarının dışında tutulması gerektiği yanılsamasına yol açıyor. Oysa, MHP’nin rakamsal olarak aynı seviyeyi tutturması, doğal veya yapay olarak oy kaymalarından azade olduğu anlamına gelmiyor. Bölgesel olarak bakıldığında MHP oylarında da önemli bir hareketlilik olduğu anlaşılıyor. Bunu alandaki gözlemler de açıkça gösteriyor. Yani oyları sayısal olarak eşit görünse de, o oylar aynı oylar değil.

14- MHP açısından tartışma yaratan bir başka başlık ise İYİ Parti’nin kopmasına ve AKP ile bu kadar yakın bir temasa rağmen nasıl oylarını koruduğu. MHP bunu defalarca yaparak gösterdi. 90’larda travmatik Muhsin Yazıcıoğlu ayrılığından sonra oy patlaması yaptı. 70’lerde AP, 90’larda DYP ve DSP ile bugün de AKP ile yakın durarak büyüdü. Milliyetçilik yaparak MHP’den oy almak veya ona doğru oy kayışını durdurmak mümkün olmadığı gibi, milliyetçilik simidine sarılmak sadece marka sahibi MHP’ye oy taşımaya yarıyor. Bunu kanıtlamak için kaç kere daha göstermesi gerek acaba.

15- İYİ Parti’nin ortaya çıkışına rağmen MHP’nin oylarını korumasının şaşırtıcılığı yanında, iki parti oylarının toplamının büyüklüğü de dikkat çekiyor. Birincisi, İYİ Parti MHP’nin geleneksel oylarından değil büyük ölçüde “taşma alanlarından”, genişleme potansiyelinden oy aldı. İkincisi, MHP ve İYİ Parti oylarının toplamını bir ortak profil olarak değerlendirmek çok isabetli olmaz. Tıpkı Muharrem İnce’nin aldığı bütün oylar CHP’nin yeni oyu olarak değerlendirilemeyeceği gibi. Aynı hassasiyetlerle ilişki benzer profil anlamına gelmez, hele joker bir kimlik olan milliyetçilikte hiç gelmez.

16- 24 Haziran seçimlerinin çok belirgin sonuçlarından biri de, blok oylarındaki değişimde aktörlerin rolü sorusuna verdiği cevap. Akşener’in beklendiği kadar, Karamollaoğlu’nun neredeyse hiç iktidar seçmeni kopartamaması önemli bir not olarak karşımıza çıkıyor. İktidar seçmenini oluşturan milliyetçi – muhafazakâr seçmenin tanıdık aktörlere özel bir ilgi gösterebileceğine ilişkin beklenti ne liderler bazında ne de lokal örneklerde karşılık bulmadı. Doğru adaylar bulunmadığı için değil, seçmen böyle bir ikna yöntemine kapalı olduğu için böyle oldu.

17- Pozitif kampanya, somut projeler ve yakın vaatlerin seçmenin dikkatini çekeceği yolundaki öngörüler de seçim sonuçlarıyla pek doğrulanmış gibi görünmüyor. Seçimin son düzlüğünü İnce – Erdoğan polemikleri belirlemiş olsa da, vaatler bakımından hayli zengin bir kampanya dönemi geçirildi ama seçmenin sorunlar ve çözümlerle fazla ilgili olmadığı anlaşılıyor. Çünkü, kısıtlı kampanya süreci oy verme süreçlerini etkileyecek yeni bir siyasal karar süreci yaratmaya yetmedi. Aktörlere yoğunlaşma, sorunları konuşma imkanını baskıladı.

18- Seçim sürecinde çok hızlı biçimde toparlanan hatta psikolojik üstünlüğü ele geçirerek büyük bir özgüven biriktiren muhalefet, seçim sonuçlarıyla büyük bir travma yaşadı. Haklı olarak çözüm beklentisi yüksek olan muhalefet kısa menzil tuzağına çekildiği için sonucu göğüslemesi kolay olmadı. Eğilimlerden çok beklentileri ölçmüş olan anketler ve sokak havasının yanıltıcı iyimserliği karşılık bulmadı. Bir yıl önce hiç şaşırtıcı olmayacak hatta kısmi başarı kabul edilebilecek bir sonuç (Tek oy kaybı yaşayan partinin AKP olması) büyük bir yenilgi olarak yaşandı.

19- Seçim sürecinin muhalefet açısından asıl umut veren tarafı, birlikte, yan yana durabilme ve iktidarın istediği ölçüde kutuplaştırma kışkırtmalarıyla sonuç alamıyor olmasıydı. Ancak ileriye dönük umutların asıl gerekçesi olacak bu hava, seçim sonrasında pek korunamıyor gibi. “Bize gelmiş bir destek oyu yok”, “Milliyetçiliğin gücünü tam anlayamadık” gibi açıklamalar, sayısal verilerin çok üstündeki ortak enerjiyi boşa çıkartacak tuhaflıklar. Oysa defalarca göründüğü gibi, sonuç almış olsa da olmasa da, ortak itiraz ve direnç alanları yaratamayan bir muhalefet için gelecek daha zor.

20- Seçim öncesinde umutlu olmak için ne kadar gerekçe veya ne kadar kötümser veri varsa hepsi yerinde duruyor. Seçim yeni rejim inşası için köprü geçişi olarak sunulmuş olsa da, alınan sonuçtan çıkan güç koalisyonu istikrarsızlık üretmeye devam edecek. İktidar açısından kazanılan ve kaybedilen şey daha önce de olduğu gibi -neredeyse aynı destek seviyesinde- bir seçim ve kolay yönetebilme yeteneği. İktidar -büyük bir zafer havası veremese de- seçimi kazanmış olabilir ama muhalefet, kaybedip kaybetmediğine YSK’nın yapacağı açıklamayla değil, kendisi karar vermeli.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive