Kemal CAN



Bookmark and Share

Cumhuriyet tartışması


13.9.2018 - Bu Yazı 890 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhuriyet'in bazı okurları, bazı yazarları ve yöneticileri gazeteyi bir dava yayını olarak görüyor ve bir rota problemi algılıyor olabilirler. Ama Mustafa Kemal, İlhan Selçuk veya Uğur Mumcu'nun, gazetenin yönetimini almak için Cumhurbaşkanlığına müracaat ve yazarlarının yargılandığı davada tanık olmak konusunda izni tam olarak ne zaman ve nerede verdiği belirsiz.

Cumhuriyet gazetesinde olup bitenler, önüyle arkasıyla uzun bir zaman diliminin kavgalarını, çatışma hatlarını içine alan geniş bir tartışmanın parçası. Bu tartışma, ne çok yeni, ne de yakın bir zamanda tamamlanacak. Fakat, bu tartışmaların üzerine yerleştiği zemin, meselenin konuşulmasına hakim olan dil ve akıl yürütme biçimi, çok da dar olmayan bu çatışma zemininden daha da geniş bir dünyayı biçimliyor. Çok yükseklerde, çok büyük laflarla sürüyor gibi görünen tartışmalar, basit, küçük gerçekleri kapatan ve aslında pek de bir şey anlatmayan bir sığlığa sürükleniyor. Cumhuriyet gazetesi tartışmasının yürüme biçimi, başka tartışma alanlarına da uyarlanabilecek derin sıkıntıların, tamiri giderek zorlaşan dil ve mantık kaymasının açık işaretlerini taşıyor. Bu yüzden, tartışmaları derinleştirmeden, hatta bilinçli olarak basitleştirerek konuşmaya çalışmak daha iyi bir başlangıç noktası sağlayabilir. Öyle bir noktaya dönülebilirse de, tekrar konuşmak veya anlaşılır bir gerçek kurmak belki mümkün olabilir.

“Paranoyak olmanız, takip edilmediğiniz anlamına gelmez”. Tamam da, takip edilmiş olmanız da hastalığınızı iyileştirmez. Dünyada güç odaklarının varlığı, bunların derin ve karmaşık bir nizamı bazı komploların yardımıyla yürüttüğü doğru. Kuşkusuz Türkiye de güç merkezlerinin çeşitli operasyonlarına ve kendi bünyesindeki iktidar dengelerine bağlı mühendislik faaliyetlerine sahne olmuş ve olmaktadır. Ama olup bitenler hakkında derin ve çoğu zaman tam olarak kavranamaz gibi tarif edilen “büyük resmi görmeden” veya kaynağı ve kanıtları keyfi biçimde belirlenen bir çözümleme zincirine, kronolojiye uymadan konuşulamaması anlaşılır değil. O arka plandaki dev güç ve komplo odaklarının, kendileri dışındaki her şeyi, herkesi iradesiz, etkisiz, hatta anlamsız hale getiren belirleyiciliğine en fazla iman edenler, o odakların en amansız muhalifi olduğu iddiasındakiler. Yaygın kullanım, olup biteni konuşmaktan, bazen de açık seçik olan pozisyonların utandırıcılığından kurtulmak için “büyük resmi” bahane olarak kullanmak. Herkesin gördüğünü önemsiz bir detay gibi sunup bilinemezliğin sağladığı boşluğa sığınmak.

Memlekette düpedüz bir yanlış, saklanma gereği duyulmayan bir baskı, tarifi zor bir tutarsızlık, daha ağır nitelemelere konu olabilecek kimsenin kolay savunamayacağı işler yapılıyor, sözler söyleniyor. Sonra birileri çıkıyor, bütün bunları “iyi olmadı”, “doğru değil”, “abartılı” gibi hafifleticiler eşliğinde veya başka birileri çıkıp sadece hakaretamiz sıfatlara gömerek, “ben size asıl meseleyi anlatayım” diyor. Bu “asıl meseleyi anlatma” enerjisi, yollarda çalışan iş makinelerini seyretme hevesi kadar yerli ve milli. Bir tarafında “Ergenekon komplosu”, diğer tarafında “küresel liberal saldırı” olması fark etmiyor; kurulmuş kuvvetli bir “oyun hikayesine” yerleşen vaka, bir anda anlamından, bağlamından kopmuş garip bir siluete dönüşüyor. Pek çok olayda ya da söylenen sözde, anlatılan “büyük hikayeye” – inandırıcı kanıtları olsun veya olmasın- bakarak, “tamam o zaman” denmesi isteniyor. Ekonomik krizin küresel saldırı, Cumartesi Annelerinin güvenlik sorunu, Cumhuriyet gazetesinin kale olup olmaması, yaşananla değil “aslında” olanlarla anlatılıyor.

Bir de miras meselesi var. İsimlerden, davalardan, atalardan kalmış tereke, herhangi bir mahkemenin çözemeyeceği karışık miras iddialarına konu oluyor. Bazı insanların ilk göbek biyolojik akrabalarını bile mirasından mahrum bırakma “yetkisi” olduğunu iddia edenler çıktığı gibi, politik pozisyonların haklılığını kan bağı ile açıklama gayretleri de görülüyor. Aslında basbayağı delilik alameti sayılabilecek bu yaklaşımlar en hafifinden yakışıksız, ayıp. Politik olarak kendinizi bir ismin sizce temsil ettiğine inandığınız çizgisine yakın buluyor olabilirsiniz ama ne bu dünyadaki, ne öbür dünyadaki hiçbir mahkemede, çocuklarına hakaret ve “layık evlat olup olmadığını belirleme” yetkisi de içeren bir vasiyetle size mirasını devrettiğini kanıtlayamazsınız. Bu konudaki iddialar ayıplanacak bir kusurdur belki ama ısrar, eğer tedavi gerektiren bir meczupluk ürünü değilse doğrudan dolandırıcılık girişimi sayılabilir. Amaca giden yollarla ilgili mezhebiniz geniş olabilir ama niye sorumluluğu kendiniz almayıp cevap hakkı olmayanların hiçbir noterde kaydı bulunmayan “vasiyetine” sığınıyorsunuz?

Bütün tartışmalarda ölüsüyle, dirisiyle şahıslar çok önemli. Ve artık kimse önüne yerleştirilmiş sıfatlardan bağımsız bir anlam ve önem taşımıyor. Ayrıca hemen herkes “ötekiler” için dikkatli bir sicil memuruna dönüşmüş ama çoğunluk fişlemeyi kendisi yapmayıp hazır paketler kullanıyor. Bir laf edilecekse önce suçlayacağı kişi için uygun ve istenen tribünden destek garantisi olan bir sıfat, sonra kendisi için uygun ve iddialı bir sıfat daha bulunuyor. Sonra ne olduğunun, ne söylendiğinin pek bir önemi yok. Genellikle gerekmiyor ama bu sıfat seçimlerini biraz daha güçlendirmek ihtiyacı duyulursa, ölü veya diri birileri şahit gösteriliyor: “Bilmem kim varsa öyledir, o yoksa böyledir” gibi. Bu hal, birkaç dilden alıntılar yapan için de, toplam yüz kelime ile konuşanlar için de farklı değil. İnsanlar ve durumlar için kullanılan sıfat sayısı iki elin parmaklarını geçmediği, en popülerleri de bir iki tane olduğu için herkesin anlaştığı bir dil kurulabiliyor: “Devlet aklı”, “YAE”, “Ergenekon”, “liboş”… Koca koca insanlar “aynen” ve “yani” diyerek saatlerce konuşabilen ergenler gibi tartışıyor.

Biraz önce yüklü bir ihaleyi bağlamış, yaptığı işle oran kabul etmez maaş veya ödemeyi cebine indirmiş biri, işinden olmuş, yeni bir işe girmesi yasaklanmış, anketörlük veya düzeltmenlik yaparak evinin kirasını ödemeye çalışan bir akademisyene “satılmış” diyor. Tam olarak ne satmış olduğunu ve karşılığında ne almış olabileceğini, kendisinin bunu söylemek karşılığında istihdam edildiğinin tartışılmaz bir hakikat olduğunu düşünmüyor bile. Birileri birilerini iktidarın yolunu açmakla suçlarken, iktidarın yolunda devam etmesinin parçası olmanın günahıyla, “zaten hep böyleydi” diyenler bir zamanlar başkaymış gibi yapmış olmanın ezikliğiyle yüzleşmek istemiyor. “Hainlik”, “ahmaklık” kavramları sanki aşıyla önlenebilir bir hastalık veya özel bir bağımlılıkmış gibi muamele görüyor. Bir zamanlar iktidara yakın olmanın kanıtı olarak Cemaatle ilişki kurmaktan bahsedilirken, şimdi iktidara karşı olmak Cemaatle ilişkinin kanıtı sayılıyor. Dolaylı destek, açık destekten daha affedilmez oluyor.

Son yılların hakim tartışma dili ve akıl yürütme biçimi konusundaki acayiplikler listesi daha da uzar ama sadece bunlardan temizlenmiş bir Cumhuriyet gazetesi tartışması bile daha anlaşılır hale geliyor. Cumhuriyet’in bazı okurları, bazı yazarları ve yöneticileri gazeteyi bir dava yayını olarak görüyor ve bir rota problemi algılıyor olabilirler. Ama Mustafa Kemal, İlhan Selçuk veya Uğur Mumcu’nun, gazetenin yönetimini almak için Cumhurbaşkanlığına müracaat ve yazarlarının yargılandığı davada tanık olmak konusunda izni tam olarak ne zaman ve nerede verdiği belirsiz. Bu meselelerin iki ayrı konu olduğu iddiası ise, Cumhuriyet gazetesi davası iddianamesinde yalanlanıyor ve misyon ahlaki zaafı örtmeye yetmiyor. Tamamen yayın çizgisi değişikliği üzerine bina edilen davayı savunmayıp “iddia doğru dava yanlış” demek yaşanan pratikle, kısa hikaye de anlatılan büyük resimle uyuşmuyor. İsimler ve siciller üzerinden olanı anlamaya çalışmak ise durumu anlamaya değil, pozisyona gerekçe bulmaya yarar.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive