Kemal CAN



Bookmark and Share

İmkan ve ihtimal


4.10.2018 - Bu Yazı 484 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye'de siyasi umutsuzluğun ve sürekli duvara çarpan sahte formüllerin asli kaynağı, "karşı bloktan oy almak/alamamak" paradoksu. Siyasi sürecin işlemeye başlaması, bir şeylerin değişmesi için ön koşul kabul edilen, olmaması umutsuzluğun, çaresizliğin en önemli gerekçesi haline gelen bir realite. Çatı aday formülleri, İYİ Parti heyecanı hep buralardan çıktı, seçim yenilgileri hep buraya bağlandı. Anlayacağı dilden, duyabileceği bir sesten "hatası" anlatılınca ikna olacak bir kitle varsayılıyor.

Üst üste alınan yıpratıcı seçim sonuçlarının yarattığı mağlubiyet; bu sonuçların karşılanmasının yarattığı yalnızlık hissi hâlâ dağılmış değil. Yetmezmiş gibi, dozu artan baskılar, nefessiz bırakan kuşatmanın sistemli olarak artırılması. Daha da yetmezmiş gibi giderek hayatın her alanına doğru ilerleyen ekonomik kriz havası, endişesi. “Ne olacak” diye herkesin birbirine sorduğu ama aslında ne olacağını öğrenmekten herkesin korkması. Bütün bu olup bitenlerin “kimsenin” umurunda olmadığını düşünenlerin artan kalabalığı ve aynı ölçüde artan yalnızlığı. Hepsinden fenası, beklemekten ve izlemekten başka şeye güç yetmeyeceği düşüncesi. Bütün bunlar, dozu ve şiddeti artık geometrik bir hızla yükselse de tamamen yepyeni şeyler değil, hatta biraz da alışılan olmaya başladı. Asıl yıpratıcı olan da bu galiba.

Murat Sevinç’in bu haftaki, “İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut…” başlıklı Gazete Duvar yazısında söylediği gibi, “yorgunluk/bıkkınlık hissinden yorulacak” kadar uzunca bir süredir maruz kalınan bir hal var. “Yorgunluk/bıkkınlık hissinden yorgun olarak” başlıyor bütün günler ve haftalar. Yenilgi ve yetememe, yetişememe hissinin ağırlığı her geçen gün artıyor. Ne yapıyoruz, neden yapıyoruz sorusuna cevap bulmak her sefer daha zor oluyor. Ama yine Murat Sevinç’in yazdığı gibi, “herhangi bir şey yapabilecek gücü kendimizde bulabilmek için, öncelikle bireysel moral ve asgari mutluluğa ihtiyacımız var.” İğneyle kazılan kuyunun dibindeki umut lazım herkese. İhtiyacımız olanı yaratmak için biraz başka türlü bakmak, başka türlü düşünmeye çalışmak ve başka türlü ilişki kurmak.

Moral ve asgari mutluluk bulabilmek için, güzel olana, güzelleştirilebilir olana daha fazla dikkat ve özen gerek. Bütün düşünme biçimleri, bütün siyasi akımlar da, umuda ihtiyaç olup görülecek/gösterilecek güzel/iyi bulamayınca bazen ütopyaya, bazen nostaljiye bu yüzden başvuruyor. Gösterecek bulunamazsa kurulacak (veya geri getirilecek) bir güzellikten bahsetmek gerekiyor. Zaten umut denen şey, bir ihtimal ve onu mümkün kılacak bir imkandan ibaret değil mi? Toplumsal, siyasal alana dair umut için imkan insandır. İnsanların daha güzel, daha iyi, daha eşit, daha adaletli, daha özgür, daha kardeşçe, daha mutlu bir dünyayı isteyebilme ihtimali. Ve güzel bir ihtimal için bir imkan olan insanın nasıl görüldüğü, ona nasıl yaklaşıldığı umuttan konuşmaya başlamanın da ilk adımı.

KÖTÜLÜK, KÖTÜLER ÇOK KÖTÜ OLDUĞUNDAN DEĞİL

Mesela, Türkiye’de -hep var olan ama- son yıllarda görülmemiş bir zirveye ulaşan hain, casus, düşman, yıkıcı, bölücü, terörist suçlamalarının sağanak haline geldiğini izliyoruz. Sadece ulu orta kullanılan suçlamaların değil, bu iddialarla açılan adli soruşturmaların sayısı bile dünya istatistiklerini zorlayacak seviyelere ulaştı. Yani neredeyse memleketin bir yarısının diğer yarısını – ihanet edilen şey konusunda farklılaşsa da – hıyanetle suçladığı bir tablonun eşiğindeyiz. Bir ülkede bu kadar satılmış varsa veya bu sayıda hain olduğu iddia ediliyorsa nasıl özgürlük olacak, nasıl demokrasi olacak. Dolayısıyla, “normalleşmenin” başlangıcı veya bir yumuşamaya dair umudun doğması ancak bu tablonun değişmesiyle mümkün. Yine aynı şekilde, ülkede ve dünyada “kötüler” yenilmez bir çoğunluksa her şey nasıl daha iyi olacak?

Dünyada neden bu kadar kötülük var tartışmasını, kötü insanların çokluğu üzerinden kurmak yerine, neden bu kadar insan kötülüğün yanında diye sormak umut için ilk adım. Nasıl bir ülkenin yarısı hain olduğu için iflah olmaz güvenlik sorunları yaşandığına inanılması akıl dışıysa, kötülüğün kötüler çoğunlukta olduğu için yaşandığına inanmak da o kadar saçma. Kötü insan sayısının çok üzerinde bir kötülük yaratılabilmesi, ancak kötü olmayanların da kötünün yanında olması veya en azından karşısında olmamasıyla mümkün. Toparlarsak, “niye bu insanlar bu kadar kötü” diye başlamak yorgunluktan/bıkkınlıktan yoran bir umutsuzluğu, “niye bu kadar insan kötünün yanında” diye başlamak imkan ve ihtimal içeren bir iyimserliği çağırıyor. (“Kötü” yerine başka sıfatlarla kullanıldığında da anlam değişmiyor)

Yaklaşık 15 ay önce, Ayşe Çavdar’ın Artı Gerçek’te yazdığı “Reis’in taifesi: Lümpenburjivazi vs. avam” yazısını bir daha hatırlayalım. Ayşe, Almanya’da yaşadığı bir olayı ve diyaloğu son derece akıcı bir dille hikaye ediyor ve bir taksi şoförünün durumunu şu cümleyle özetliyordu: “Hayatının, çocuklarının rızkının, zamanında verdiği kötü bir kararla yanlış insanlara ve onların kötülüklerine sermaye olduğunu düşünmektense, bu umuda sarılmayı tercih etmişti”. Meseleye buradan bakınca, güçsüzlerin gücü olan vicdanı siyasete geri getirmek için, o şoförün orada olmasına değil, neden orada kafa yormak daha az yorucu ve belki onun da buna kafa yormasının mümkün olduğunu düşünmek ise ferahlatıcı. Bu konuda ilham verici bir Kaushik Basu çevirisi de medyascope.tv’de
yayınlandı.

‘ÖTEKİLERLE’ İÇERİDEN KONUŞMAK

Önceki gün Gazete Duvar’da yayınlanan bir haberde,”CHP yönetiminin hazırlayıp Abant Kampı’nda milletvekillerine sunduğu, ‘Yerel Seçimler 2019 Stratejisi-Yöntem, Hedefler, Öncelikler ve Öneriler’ raporunda ‘Entelektüel, akademik ve elitist bariyerleri aşıp sağ partilere oy veren büyük kesimin diliyle konuşma’ önerisi yapıldı” deniliyor. Çözüm kılığındaki umutsuz ve çaresiz halin raporlaştırılmış şekli. Bu cümle, yıkma iddiasında olduğu bariyerin tam tepesinden konuşuyor. İlişki kurmaya niyet ettikleri için, “birilerinin kandırabildiğini ben neden kandıramayım” düşüncesinin ilerisine gidemiyor. Üstelik bunu imitasyon bir dille yapabileceği fikrini sürdürüyor. Böyle bir bakışta, ne bir imkan olarak insan, ne daha iyi yapmak için bir ihtimal var. “Onlar” neden olmaması gereken yerde sorusuna onları dahil etmeden verilebilecek bir cevap, alındığı zannedilen cevapla gidilecek bir yol yok.

Türkiye’de siyasi umutsuzluğun ve sürekli duvara çarpan sahte formüllerin asli kaynağı, “karşı bloktan oy almak/alamamak” paradoksu. Siyasi sürecin işlemeye başlaması, bir şeylerin değişmesi için ön koşul kabul edilen, olmaması umutsuzluğun, çaresizliğin en önemli gerekçesi haline gelen bir realite. Çatı aday formülleri, İYİ Parti heyecanı hep buralardan çıktı, seçim yenilgileri hep buraya bağlandı. Anlayacağı dilden, duyabileceği bir sesten “hatası” anlatılınca ikna olacak bir kitle varsayılıyor. Tartışma hemen bu ön kabulü aşarak, bir yöntem meselesine dönüşüyor. Oysa ifşa, yüzleşmeye yol açması garantili olmayan, kolayca ve çoğunlukla savunmaya da kaçabilecek bir alan yaratıyor. İfşa, yüze vurma, gerçeği gösterme; utanma, zarar ve sorumluluk gibi ahlaki veya vicdani bir zeminde yüzleşmeye dönmediğinde değişimi değil katılaşmayı besliyor. (Bakınız; kangrenleşmiş bütün tarihi meseleler)

3 Ağustos 2017 tarihinde bu köşede yazılmış olan “İktidar destekçisi ile nasıl konuşmalı” başlıklı yazıda, insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesinin gücünden söz ederek şöyle yazmışım: “Baskıların karşısında muktedirler için rica ve ‘vicdana çağrı’ ne kadar geçerli ise, destekçileri için de ancak o kadar geçerli. İkna edilecek, kazanılacak, suyuna gidilerek yumuşatılacak her durumda ‘mağdur’ kalabalıklardan değil, pasif bir izleyici olmadığının, sorumluluğunun hiç az olmadığının hatırlatılması gereken, tam destek koşuluyla iradesini rehin bırakmış ve yaşananlara taammüden katılan insanlardan bahsetmek gerekiyor.” Kötü olmayanların bunun farkına varması bir imkansa, kötülerin yanında olmaktan vazgeçecek bir yüzleşmeyi başarabilmesi de bir ihtimaldir. Herkesin kendini dahil etmeye gönüllü olmadığı bir yüzleşme yalandır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive