Kemal CAN



Bookmark and Share

İttifaksız yeni dönem


24.10.2018 - Bu Yazı 909 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yerel seçimde ittifak yapılmayacağını açıklayan Bahçeli ve Erdoğan'ın grup konuşmalarının salonda bulunan taraftarlarınca coşkulu alkışlanması, seçmende de benzer bir etki yaratacağının kanıtı sayılabilir. Yeni durumun her iki parti taban ve teşkilatlarında nisbi bir rahatlamaya neden olması yüksek bir olasılık. Fakat bu erken rahatlamanın özellikle AKP açısından bazı merkezlerde oluşacak sayısal sıkıntılara nasıl yansıyacağını kestirmek kolay değil.

22 Ekim 2018’de TBMM grup toplantılarında Bahçeli ve Erdoğan’ın konuşmaları, bundan sonra gelişmeler nasıl ilerlerse ilerlesin artık yeni bir dönemin açıldığını gösteriyor. Yerel seçimde bir ittifak arayışında olmayacaklarını söyledikten sonra, “Cumhur İttiffakı devam ediyor” diyen Bahçeli ile “Cumhur İttifakı’nı millet kurdu” diyen Erdoğan, siyasi tablodaki bloklar açısından şimdilik bir değişim olmayacağını işaret etse de, her şeyin aynı kalması kolay değil. Bahçeli’nin yerel seçim dışında meclis çalışmalarında da AKP’nin işinin zorlaşabileceğini ima etmesi boş tehdit gibi durmuyor. Bunun ciddileşmesi, AKP’nin an itibariyle -meclisteki sayısal denge açısından- bir azınlık iktidarına dönüşmesi demek. Bu durumda, Cumhur İttifakı’nın devamı, bir siyasi birlikteliğe değil, bir ideolojik ortaklığa karşılık gelir ama onun da sürdürülmesi çok güçleşir.

Cumhur İttifakı’nın devam ettiği şeklindeki kafa karıştırıcı açıklamanın elbette farklı okumaları yapılabilir. Ancak, Bahçeli’nin siyaset tarzı ve şimdiye kadarki performansı dikkate alındığında, bu çıkışın bir mizansen olarak yorumlanması pek doğru değil. Bahçeli’nin açıklaması ve Erdoğan’ın “İttifakı millet kurdu” sözleri, Cumhur İttifakı’nı kim temsil ediyor tartışmasının uzantısı gibi duruyor. Bahçeli, Erdoğan’ın “yanlıştan dönerek” müracaat ettiği yerli-milli blokun ve “devlet refleksinin” asli temsilcisi olarak kendisini tarif ediyor. Zaten aksi takdirde yıllardır sürdürdüğü pozisyonun açıklamasını yapması da imkansız hale gelir. Buna karşılık, ülkenin kaderi ile kendi iktidarını özdeşleştiren Erdoğan’ın yerli-milli olmayı iktidarının sürmesi şartına bağlayan üstenci dili yükseliyor. Dolayısıyla, ortaya konulan restleşme, Cumhur İttifakı’nı kimin temsil ettiği ve aslında kimin ayrıldığı tartışmasını bilinçli olarak açıkta bırakıyor. Her iki taraf da, “devam ediyor” dese de devam edenin ne olduğu veya olacağı tartışmaya açık.

İTTİFAKIN RUHU İDEOLOJİK ÇİMENTOSU SİYASİYDİ

Gayri resmi olarak 7 Haziran 2015 sonrasında kurulan, 16 Nisan 2017 Referandumu’nda sandıkta test edilmek üzere resmileşen Cumhur İttifakı, hem oluşma gerekçeleri, hem de üzerine oturduğu ihtiyaçlar açısından daha başlangıçtan dengesiz bir birliktelikti. Ancak paradoksal olarak, bu ihtiyaçların ve zeminin dengesizliği, aynı zamanda ittifakın sürekliliğini garantileyen bir çimento işlevi görüyordu. Her iki tarafın zayıflık ve mecburiyetlerden doğan ihtiyaçları, dengesiz ama güçlü ve sıkıntılı ama sonuç alan bir birlikteliği mümkün kıldı. Her iki tarafta da oluşan alerji alınan sonuçlar hatırına hazmedilebildi. Kültürel olarak aynı kimlik alanındaki son derece heterojen ve kendi içinde de gerilimli çoğunluğun birlikte durabilmesi sağlandı ama toplumsal olarak hegemonik bir kopuş -örneğin yüzde 60’ları zorlayan ezici bir sonuç- oluşmadı. Tam tersi iddia edilse de, ittifakın ana karakteri ve devam etmesini sağlayan asıl motivasyon ideolojik ortak paydadan çok, siyasi ihtiyaçlar oldu.

Cumhur İttifakı’nın en etkili zaferi sayılan 24 Haziran seçim süreci de, aslında bu birlikteliğin siyasi zeminindeki çatlaklarını ve risklerini çok daha görünür hale getirdi. Seçim öncesinde başlayan ve uç veren bazı tartışmalar, seçim sonuçlarıyla daha belirgin hale geldi. Oluşan siyasi tablo, sayısal olarak katılaşmış, donmuş gibi algılansa da dengesizliğin artığını gösterdi. İktidarın konjonktürel etkilere bağlı kırılganlığı da giderek yükseldi. İlk bakışta, muhalefeti önemli bir yılgınlığa itebilmiş olan iktidar, bir “siyasi istikrar” güvencesi elde edemedi. Pragmatik öncelikler ve karşıtına göre biçimlenen ideolojik ortaklıklar, yarattıkları avantajlar kadar oluşturduğu riskleriyle de hissedilir hale geldi.

24 Haziran’da, bütün iddiaların veya öngörülerin aksine, ittifakın mecburiyet dengesinin MHP lehine, AKP aleyhine değiştiği ortaya çıktı. Erdoğan’ın başkan olmasının da, başkan kalmasının da ittifaka bağlı olduğu görüldü. Yine sanılanın aksine, MHP’nin AKP’den hatırı sayılır oy çalmaya başlaması ve eğilimin bu yönde devam edeceği açıkça ölçüldü. Bahçeli’nin yerel seçim stratejisi kurarken “yeni rejimin” devamı için ittifak zorunluluğuna yaptığı vurgu da, bu mecburiyetin altını Erdoğan için rahatsız edici biçimde çiziyordu. Yine iddiaların tersine, seçim sonrasında MHP’ye ihtiyaç duymayacak bir Erdoğan’dan çok, riskli alanı geçip elini biraz daha rahatlatmış bir Bahçeli vardı. Seçim usulsüzlüklerinde güvenlik bürokrasisinin oy kaymalarının adresi olarak AKP’yi değil MHP’yi tercih etmesi bile bu anlamda önemli bir gösterge sayılabilir. Bir başka önemli mesele de, başta ekonomik kriz olmak üzere önemli sorun alanlarında iktidardan kendisini ayrıştırabilme imkanının, MHP açısından daha önemli bir parametre haline gelmesi.

ZARAR VEREN İTTİFAKTAN KAÇMAK

Erdoğan’ın yıllardır süren iktidar hikayesinde çok kez oluşmuş ve dağılmış ittifaklar var. Birbirinin tam karşıtı güçler ve çizgilerle ittifaklar kurabilmiş ve aynı hızda ortak değiştirerek gücünü korumuş veya artırmış bir siyasetçi Erdoğan. Hemen bütün ittifaklarında da, hem iktidar gücü hem de siyasal desteği açısından aleyhine işaretler belirdiğinde tereddütsüz hamle yapan ve yapmak zorunda olan bir tarz bu. AB sürecinde de, çözüm sürecinde de, cemaat ile işbirliğinde de hep aynı kronolojiyi izledik. Gücünü artırmaya, alanını genişletmeye yaradıkça ittifakların belirleyiciliğine -bazen fazlasıyla teslim olma pahasına- rıza gösteren Erdoğan, siyaseten güç kaybının işaretlerini aldığı anda yeni arayışlara başlamayı hiç geciktirmedi, sinir uçlarına dokunmaktan, masayı devirmekten kaçınmadı.

Yerel seçim gündemi ve MHP’nin af teklifi etrafında başlayan tartışmalarda Erdoğan’ın siyaseten zarar görmeye başladığını hissettiğinin işaretlerini gördük: “Önerilen formüller siyaseten olacak işler değil”, “Ben aday çıkarmamayı teşkilatıma anlatamam”, “Taban küserse toparlamak çok zor olur”, “24 Haziran’da bazı sıkıntılar olduğunun işaretlerini aldık”. Bu sözler, müdahale edilmesi gereken bir durumun olgunlaşmaya başladığını gösteriyordu. Ardından, Bahçeli’nin ittifakı zorlayan, AKP’ye mecburiyetini hatırlatan çıkışları geldi. Erdoğan da, af ve yerel seçim üzerinden karşı ayar vermeyi denedi. Anlaşılan ikili görüşmelerde oluşan hava da, Erdoğan’ın ittifakla ilgili kanaatinde endişelerinin daha belirleyici hale geldiğini gösterdi. En azından devam eden süreç Bahçeli’nin böyle düşünmesine yol açtı.

İPLER NASIL KOPTU?

Böylece, Bahçeli beş yıldır yaptığı gibi siyaset gündemini tamamen değiştiren hamlelerden birini, ilk hareketi muhataplarına bırakmadan erkene aldı. Erdoğan’ın, zararsız ve kontrollü gördüğü -daha önce de kullandığı- af meselesindeki tartışmayı yükseltmesi, Bahçeli tarafından sert karşılandı. Ömer Çelik eliyle yapılan tevil gayreti de, Bahçeli için “eşit” hatta üstün ortak olarak kabul edildiğini göstermeye yetmedi. Daha önce “af ayrı konu, ittifak ayrı” diyen, İstanbul’da aday çıkarmayacağını peşinen açıklayan, Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajda “seçimde tak, tuk, tuk yaparız” diyerek sadece toplam oy oranının görünebileceği bir sonuca razı olabileceğinin işaretini veren Bahçeli, “bu iş bitti” dedi.

Bahçeli’nin ardından konuşan Erdoğan da, daha önce yükselttiği tartışma argümanlarından fazla geriye gitmeden resti görüp, “herkes kendi yoluna” dedi. Konuşmasına öğrenci andı meselesi üzerinden milliyetçi cenderenin verdiği rahatsızlığı ima eden sözler eklemekten de geri durmadı. Erdoğan’ın MHP ile köprülerin atılıp atılmadığının tartışıldığı bir zeminde, Kürt politikasında bir yumuşama vehmini beslemeyi istediği düşünülebilir. Ancak hiçbir somut karşılık üretmeden hatta sürekli tersi uygulamalarla yıllardır yürüyen bu vehmin canlı kalmasından fazlasının işaretini vermedi. Böylesi sert bir manevrayı mümkün kılacak bir siyasal vasat olduğuna ve bunun Erdoğan’a nasıl bir sayısal telafi sağlayacağına ilişkin de güçlü veriler mevcut değil.

Yeni ittifak ihtiyacını nasıl karşılayacağı belirsiz olsa da, MHP ile ittifaktan artık zarar görmeye başladığına kanaat getirmiş Erdoğan’ı sıkıştıran bir başka mesele de, ekonomik kriz ve dış politika alanında manevra imkanlarının azalması. Dış düşman, beka davası, batı karşıtlığı gibi temalar siyasi olarak çok işe yarasa da, somut sorunların halli açısından fazla elverişli değil. Brunson meselesinden McKinsey olayına, uluslararası sermaye ilişkilerinden dış politik dengelere kadar pek çok alanda ittifak cenderesi hamle zorlukları yaratıyor. Yeni yönetim modelinin ihtiyaç duyduğu kadro derinliğini üretmekte zorlanan AKP’nin aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen ve daha çok ilerleme istek ve istidadında olan ülkücüleri uzun süre durdurması da kolay görünmüyor. Ekonomi cephesinde de, zarar bölüştürme ve kayıptan koruma açısından taban daraltmak bir mecburiyet haline geliyor.

İTTİFAKSIZ SEÇİME DOĞRU

Yerel seçimde ittifak yapılmayacağını açıklayan Bahçeli ve Erdoğan’ın grup konuşmalarının salonda bulunan taraftarlarınca coşkulu alkışlanması, seçmende de benzer bir etki yaratacağının kanıtı sayılabilir. Yeni durumun her iki parti taban ve teşkilatlarında nisbi bir rahatlamaya neden olması yüksek bir olasılık. Fakat bu erken rahatlamanın özellikle AKP açısından bazı merkezlerde oluşacak sayısal sıkıntılara nasıl yansıyacağını kestirmek kolay değil. Örneğin İstanbul’da çok zayıf bir aday çıkarmayan MHP’nin, İyi Parti ve Saadet Partisi’nin 24 Haziran’da hareketlendiremediği memnuniyetsiz AKP seçmeni üzerinde nasıl bir etki yaratacağı önemli soru. Blok içinde kalarak parti değiştirme eğiliminin, AKP’nin oyunu kaybettiği ittifak desteğinden daha fazla etkilemesi ihtimali büyük. Bu, bazı merkezlerde hayli düşmüş olan muhalefet motivasyonunu da tetikleyebilir.

Bu yeni siyasi dengenin ölçüleceği ilk platform olarak yerel seçimler şimdi çok daha önemli hale geldi. Seçime kadar yeni bir ittifak alternatifi oluşturması zor görünen AKP’nin ekonomik kriz konjonktüründe tek başına tartıya çıkması, çok ihtiyaç duyduğu, hatta mahkum olduğu siyasi destek açısından önemli. Çünkü, iç ve dış güç merkezleri nezdinde Erdoğan iktidarını koruyan asıl kalkan sağlayabildiği oy desteği. Kendi seçmeninin önemli bir kısmını oluşturan zoraki desteğin devamı için de, yeni dengenin sayısal sonuçları şimdi daha önemli hale geldi. Bu açıdan bakıldığında, oluşan yeni durumun yerel seçimle sınırlı olmayan etkiler yaratacağı söylenebilir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive