Kemal CAN



Bookmark and Share

Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti


4.11.2018 - Bu Yazı 924 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ne yapılıp edildiğine, ne söz verildiğine bakmadan, ait olduğuna ikna edildiği "kabile kimliğine" göre davranan kalabalıklar, kimlik iknasını kabile dışında kalanlara bakarak tazeliyor. Rahatsızlık veren "yabancıların", sorun çıkartan muhaliflerin itilip kakılması, kabile mensubiyetini bir suç ortaklığına dönüştürürken, "dışarıda kalanlar" için de çaresizlik hissini büyütüyor.

Türkiye’nin dünya tarihi açısından bakıldığında çok da uzun sayılmayacak bir demokrasi ve siyaset tartışması geçmişi var. Hem yönetme erki açısından hem de toplum örgütlenmesi anlamında siyasetin kamusal bir faaliyet haline gelmesinin tarihi çok eski değil. Darbeler, darbe girişimleriyle duraksamış, değiştirilmiş, defalarca kesintiye uğramış kısa ama zorlu bir hikaye bu. Bir türlü yakınlaşılamamış ileri demokrasiler ve çağdaş uygarlık hedefleri yanında, bunların çoktan geçildiği veya artık gerekli olmadığı iddiaları da öne sürülebiliyor. Ancak, bütün bu tartışmaların hangi tarafında yer alındığına göre değişmeyen şey, “özel konum”, “özgün koşullar” nedeniyle yaşananların biricik olduğu fikrinin yaygınlığı. Bu kanaate göre Türkiye, “stratejik konumu”, “tarihi özellikleri”, “farklı toplumsal yapısı” gibi nedenlerle dünyada benzersiz.

Küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, büyük ve yaygın yalanları dolaşıma soktu ama bazı mesnetsiz iddiaları da geçersiz hale getirdi. Bunlardan biri de, bazen avuntu, bazen kahır sebebi olan, “biz bize benzeriz” düşüncesi. Binlerce kilometre uzakta, tamamen bambaşka bir coğrafyada, hiç alakası olmayan kültürel atmosferlerde, çok farklı tarihsel süreçlerden geçmiş ülkelerin/toplumların neredeyse aynı krizleri yaşadığı artık ibretle izleniyor. Karadeniz ormanlarına saldıran “Yeşil Yol”un Amazon Ormanları’na kadar uzanabildiği, birbirine düşmanlıkla beslenen milliyetçiliklerin nasıl kolay ortak düşmanlar bularak aynı hizaya geçebildikleri, gerçek veya uydurulmuş mağduriyetlerin sadece başkaları için yeni mağduriyetler ve sınırlar yaratmak için kullanılabildiği görülüyor.

FÜTURSUZ OTORİTELER GEÇİDİ

Brezilya’da fütursuz otoriterler kervanına katılan Bolsonaro’nun başkan seçilmesiyle, yaşanan siyasi krizin derinliği ve küreselliği yeniden tartışmaya açıldı. Ayrıca tartışma, “müzmin muhalifler” arasında değil de, bu krizi üreten sistemin içinde yoğunlaşıyor. Dünya Bankası eski baş ekonomisti Kaushik Basu’nun “Demokrasi neden sallantıda?” başlıklı yazısı da, bu konuda iyi bir örnek. Basu şöyle diyor: “Trump ve Bolsonaro’yu seçenler, bu kişilerin ne getireceklerine bakarak seçmiyor. Kendi kabile kimliklerine bakarak oy tercihinde bulunuyor; Trump takımı veya Bolsonaro takımının bir parçası olmak gibi hedefler yaratıyor. Bu durum ise politikacılara daha önce sahip olmadıkları lisanlar kazandırarak demokrasiye zarar veriyor. İnsanların isteği doğrultusunda hiçbir şeyle kısıtlanmadan diledikleri her şeyi yapabiliyorlar”. Bu durum, “güzel, yalnız ve biricik Türkiye’ye” tanıdık geliyor mu?

Kaushik Basu, bunun ekonomik arka planına dair tespitler de yapıyor: “Tarihsel bir dönüm noktasındayız. Hızlı teknolojik gelişmeler, özellikle dijital teknolojinin ve yapay zekânın hızlanması, ekonominin ve toplumların işleyiş şekillerini değiştiriyor. Bu teknolojiler büyük kazanımlar getirirken pek çok ciddi sorun da ortaya çıkardı. Bunun sonuçlarından birisi GSYH paylaşımındaki eşitsizlikte yaşanan ciddi artış. Bu durum ise var olan ekonomik ve politik düzenlemelerin yetersizliğini bir kez daha ayyuka çıkardı”. Basu, “Bu durumu nasıl düzelteceğimiz, demokratik meşruiyeti nasıl restore edebileceğimiz ve kırılganlığını nasıl önleyebileceğimizle ilgili kısa vadede bir netlik yok. Açık olan ise, genelde olduğu gibi, iş dünyasının bu duruma bir çözüm üretmeyeceği” diyerek “modelin” bir dengeleme yeteneği kalmadığını da söylüyor.

SORUNU ÇÖZEMİYORSAN TEPKİYİ YÖNET

Yıllardır bir tür zorunluluk olarak dayatılan neoliberal model, iddia edildiği gibi kendiliğinden tıkır tıkır işleyen, dengeyi sağlayıp özgürlükleri genişleten bir düzen kuramadığı gibi derinleşen krizlerine çare de üretemiyor. Ama sistemin krizin yakın tehdidinden uzak tutulması ve temel tercihlerin tartışılmaz alanda kalması için yedekte tuttuğu sigortalar hâlâ çalışıyor. Sorunların çözülmesine değil, tepkilerin yönetilmesine göre örgütlenmiş, sistemi defalarca korumuş mekanizmalar bunlar. Basu’nun “kabile kimliği” dediği “kutuplaştırma”, tekinsiz zemini kimlik siyasetinin verimli tarlasına dönüştürüyor. Verili koşulların ve bizzat sistemin yarattığı hoşnutsuzluk, tedirginlik ve öfkeyi, kurulmuş veya sivriltilmiş kimlikler üzerinden yönetebiliyor. Bazen ABD’deki veya İngiltere’deki gibi daha önce politika dışında kalmışlara kimlik üreterek, bazen Hindistan’da ya da Türkiye’de olduğu gibi hazır kimliklerin gerilimlerini kışkırtarak.

Ekonomik modelin, krizlerden hasar almadan çarklarını döndürebilmesinin faturası, kontrol edilemez siyasi krizler olarak belirginleşiyor. Rıza ve tepki mekanizmalarını yönetebilmek için kurulan, sivriltilen, katılaştırılan “kabile kimlikleri”, kontrolü güçleşen dinamikler ve aktörler üretiyor. Kimlik siyaseti sağladığı fayda yanında, kendi mecburiyet ve itaat alanını da genişletiyor. Bu kısır döngünün kaçınılmaz sonucu olan yapısal bozulma da, demokrasi ve daha genel olarak siyasete ilişkin algıyı, beklentileri belirliyor. Kurulan veya katılaştırılan her kimlik alanı, bu kuşatıcılığa teslim olan kalabalıklar kadar, bu kalabalıklara giderek daha fazla tatmin üretmek zorunda olan temsilciler yaratıyor. “Kabile kimliğine” dahil olmanın sağlayacağı tatminin imkanlar tarafı sınırlı olduğu için, tırmandırılan endişeler ve kabileye dahil olmayanlar için hayatın zorlaştığını göstermek, “kabile içinde kalma arzusu” için daha önemli hale geliyor. Büyük kalabalıkların ödülle motive edilmesi zor, hatta imkansız olduğu için, korku ve ceza öne çıkıyor.

KURBANLARI KALABALIKLAŞTIRMAK

Ne yapılıp edildiğine, ne söz verildiğine bakmadan, ait olduğuna ikna edildiği “kabile kimliğine” göre davranan kalabalıklar, kimlik iknasını kabile dışında kalanlara bakarak tazeliyor. Rahatsızlık veren “yabancıların”, sorun çıkartan muhaliflerin itilip kakılması, kabile mensubiyetini bir suç ortaklığına dönüştürürken, “dışarıda kalanlar” için de çaresizlik hissini büyütüyor. Bu yüzden, hapse atılanlardan çok daha fazla “dışarıda olan mahkum” var. Örneğin, Osman Kavala’nın bir yıldır iddianame bile düzenlenmeden hapiste tutulmasının bir ceza hatta işkenceye dönüşmesi yanında, vicdani bir eziklikle katmerlenen çaresizlik cezasının çok daha geniş bir çevreye kesildiğini söylemek mümkün. Sistematik rehin politikası ve yargının sopa olarak kullanılması yanında, “aranızdan birilerini alırız, gerekçe açıklama gereği duymadan cezalandırırız ve siz de hiçbir şey yapamazsınız” mesajının etki genişliği görülmeyecek gibi değil.

Kimliklere göre oluşan siyasi davranışların sürekliliği, kimlik inşasının genel karakteri kadar, bu aidiyetin devamını sağlayan ikna süreciyle de çok ilgili. Tehlike, korku ve tedirginlik hissini canlı tutmak kadar, yabancıların gönderilmesi, “imtiyazların” el değiştirmesi gibi dozu sürekli artırılan vaatler de etkili. Bazen rövanşist tatmin, bazen ağır bir suç ortaklığı hissi, kabileyi bir arada tutmaya yarıyor ama yıkıcılığı ve saldırganlığı da besliyor. Ancak, kimlik siyasetinin devamı açısından, kurulan karşı kimliklerin benzer karakteri ile kimlik sınırlarının açık ve örtülü kabulünün payı da küçümsenemez. Kimlik sınırlarına ve bu aidiyeti devam ettiren ikna sürecine müdahale edemeyenlerin, bu kimliğin kimin tarafından temsil edileceğini belirlemesi de imkansız oluyor. Bu açıdan bakılınca, daha önce kimse tarafından temsil edilmemiş yeni oluşan kimlikler ile, yıllarca temsil aktörünü aramış kimliklerin yarattığı krizler birbirine çok benziyor. Kimliği belirleyen temsil hakkını da kazanıyor, kimlik alanı değişmedikçe temsil aktörü veya karakteri de değişmiyor.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive