Kemal CAN



Bookmark and Share

Vaat siyaseti terk ederken


29.11.2018 - Bu Yazı 439 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bir zamanlar politikacıları eleştirmek için; "hep vaat hep vaat" lafı çok sık kullanılırdı. Şimdi, bu kalıbı kullanmayı pek seven çoğunluk, hiçbir şey vadetmeyen, vadetmek zorunda hissetmeyenlerin elinde tutsak kaldı. Dolayısıyla, siyasetin yeniden kurulabilmesi, siyasi alanın açılması için vicdanla birlikte vaat de geri gelmeli.

“Bugün, kılı kıpırdamadan tiranlığı/zorbalığı buyur eden kanı çekilmiş toplumlarda, demokratik rıza gibi beliren bir şeye tanık oluyoruz: Tiranlık/Zorbalık, seçim sisteminin lütfuyla yerleşiyor. (…) Sizi bir düşmana karşı savunuyorum diyen negatif bir ideoloji, seçilmiş –dolayısıyla ‘demokratik’– bir tirana, seçim sandıklarında kitlesel olarak savunulmasını dayatma olanağı veriyor! Bütün bunlar da tepkisel bir biçimde, din kisvesi altında, her şeye etnik-milliyetçi açıdan bakarak oluyor. (…) Bugün, tiranlar ve onların kuşatmacı zihniyeti yurttaşları muhasara altına alıp, ağlarına hiçbir entelektüeli kabul etmeyen negatif bir ideolojiyle şekillendiriyor. (…) Postmodern tiranlar hiçbir şey vaat etmiyorlar, hiçbir gelecek yok: Yolu kesiyorlar, ayakta tutulması gereken muayyen bir geçmişten yana taahhütlerde bulunuyorlar”.

Macar filozof Agnes Heller, Haldun Bayrı çevirisiyle medyascope’da yayınlanan bir söyleşisindesöylüyor bunları. Bilindiği gibi, Heller’in ülkesinde de dünyadaki otoriterleşme dalgasının Avrupa’daki önemli örneklerinden biri olan Viktor Orban hüküm sürüyor. Yani, Heller’in söyledikleri, “hekim uyarısından” çok, “çeken bilir” kabilinden de değerlendirilebilir. Ayrıca kendisi annemle yaşıt, 90 yaşında ve geçen yüzyılda yaşanan her türden baskı ve mücadelelerin doğrudan ve içinden tanığı. Yani, eski kavramlarımızla ve bildiklerimizle isimlendirmenin zor olduğu kadar yepyeni ama bir tarafıyla da çok tanıdık bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyen Heller, kulak verilmesi gereken biri.

ABD’nin anayasal yapısı ve yerleşik siyasi kültürü nedeniyle, Trump’ın yeni nesil otoriter liderler kümesine dahil edilmemesi gerektiğini düşünenler olsa da (Heller de onlardan biri), bu dalganın tipik örnekleri dışında da bir etki gücü olduğu ortada. En azından, bu yeni siyasetçi tipinin birbirlerinden öğrenme ve hatta dayanışma becerileri, muhalefet aktörlerine göre daha gelişkin. Örneğin, özel olarak CNN ama genel olarak ABD’de de çok etkili olan medya ile sürekli kavgalı olan Trump’ın kendi medyasını kurmaya hazırlandığı haberleri ne kadar tanıdık geliyor. Çıkar çatışmalarında çok kolay biçimde farklı taraflara düşebilecekken, kendi toplumları üzerinde yaratabildikleri etkilere bağlı olarak nasıl da birbirlerini takdir ettiklerine, hayranlıklarını ifade ettiklerine de sık tanık oluyoruz. Bu yeni dalganın liderlerinin birbirlerinden en iyi öğrendiği şeylerden biri de, tepkilerin beklentilerden daha kolay örgütlenebileceği.

Sağ popülist liderlerin toplumda yarattığı hayranlık, buldukları zekice fikirler, sözler ve işaret ettikleri daha güzel bir gelecek vaatleri için değil. Tam tersi, aşırı sıradan ve kaba görüşlerle, sadece kışkırtılmış endişeleri konu ederek böylesi güç ve etki yaratabilmeleri, her an benzer şeyler akıl eden ve söyleyebilen, kendi küçük dünyalarını da endişelerle örerek yönetebilen kalabalıkları hayran bırakıyor. Saf halkın, yerli ve milli çoğunluğun, yabancı etkilerle yozlaşmış elitlere karşı mücadelesi demagojisi üzerine kurulmuş saldırgan karizma böylece tabana yayılıyor. Sağ popülist otoriterler de, kendi ülkelerinde yaratabildikleri bu karizma sayesinde aldıkları sonuçlar için birbirlerini gıpta ile takip ediyor. Seçmen kalabalıklarını, sürekli kendi ürettikleri düşmanlar ve tehlikelerle, zaman zaman da birbirlerini tehdit olarak işaret ederek kuşatma altında tutma becerilerini ibretle izliyorlar.

Türkiye’de yerel seçim dahil her türlü seçim faaliyetini “ülkenin beka davası” ile ilişkilendirme işini, en azından sözcülüğünü Bahçeli üstlenmiş görünüyor. 2015 dönemeciyle resmileşen iktidar stratejisi, kimlerin düşman olarak tarif edileceği ve o düşmana karşı nasıl bir savunma kurulacağı üzerine inşa edildi. Hikayesini kaybetmiş, çok genel ve asla somutlanamayan boş iddialarla yeni bir beklenti kuramayan AKP için de, bu stratejiye bağlılıktan başka bir seçenek kalmamış durumda. İktidar söyleminin tartışılmaz ağırlığı, “ayakta tutulması gereken bir geçmişten” (aslında mevcut durumdan) ibaret. Bazen çok eski endişeler (abartılmış mağduriyetler) eşliğinde, yine çok eski geçmişin (Osmanlı) ihya edilmesi gibi bir vaat silueti belirse de; aslında “ülkenin bekası” ile iktidarın devamı arasında kurulan ilişki; mevcut durumu da içine alan en yakın geçmişin muhafazası.

1 Kasım 2015, 16 Nisan 2017 ve 24 Haziran 2018’de kurulan sandıklar, herhangi bir vaatle ilişkilenmedi. Hepsindeki ortak motivasyon ve konsolide edilmek istenen seçmene yönelik mesaj, iktidarın – muhalefet açısından da parlamenter demokrasinin- savunulmasıydı. Bugün Cumhur İttifakı’nın ruhunu oluşturan ideolojik kalıp da, çeşitli kesimler için farklı endişelerle sulanan savunma çimentosu sayesinde işe yaradı. Şimdi girilen yerel seçim atmosferinde de, benzer bir tablonun belirleyici olacağı anlaşılıyor. Örneğin, Bahçeli’nin kayyım atanan HDP belediyelerindeki durumun sürdürülmesi gerektiğini söylemesi ile AKP’nin Diyarbakır ve Hakkari’de kayyımları aday göstermesi arasında dikkat çekici bir paralellik var. İktidar partilerinin aday profili ve seçimle ilgili kurdukları dil de, tıpkı genel seçimde olduğu gibi vaatlerin öne çıkacağı bir perspektifi işaret etmiyor, sadece “çizgiyi” hatırlatıyor.

Siyasetin, daha iyi bir gelecek beklentisinden ve dolayısıyla vaatlerden elini ayağını çekmesi, sadece sağ popülist iktidarların politik ufkuyla sınırlı değil elbette. Yerel seçim atmosferine hızla ilerlendiği bir zeminde, “çöpü biz daha iyi toplarız” veya “dışlandığınız ekonomik paylaşım alanlarını size biz açarız” gibi mesajların aslında “daha iyi” hakkında vaatler olmayacağı ortada. Her seçim için, “bu son çıkış” türünden, yeni otoriter iktidar dinamiklerinin kullandığı endişenin simetriğini oluşturmanın da, yeni bir vaat kuramadığı, hatta süreklilik kazanan bir yenilgi hissiyatına zemin yarattığı da açık. Sahici bir vaat, kazanma ihtimalini değil; kiminle, neyi kazanmak istediğini söylemek zorunda. Bir zamanlar politikacıları eleştirmek için; “hep vaat hep vaat” lafı çok sık kullanılırdı. Şimdi, bu kalıbı kullanmayı pek seven çoğunluk, hiçbir şey vadetmeyen, vadetmek zorunda hissetmeyenlerin elinde tutsak kaldı. Dolayısıyla, siyasetin yeniden kurulabilmesi, siyasi alanın açılması için vicdanla birlikte vaat de geri gelmeli.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive