Kemal CAN



Bookmark and Share

Eski defterleri yeniden açmak


2.12.2018 - Bu Yazı 1192 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aralarında emekli maaşıyla ayı tamamlamaya çalışanların da bulunduğu insanları “Türkiye’nin kaymağını yiyenler” diye işaret etmek, onlarca yapısal sorun nedeniyle yaşanan ekonomik krizi, “Her şey Gezi ile başladı” diyerek açıklamaya kalkmak, çoğu Avrupa’dan sağlanmış kredilerle beslenerek ayakta tutulan yandaş medyanın karşısında, sınırlı fonlarla ayakta kalmaya çalışan alternatifleri “İpleri Avrupa’nın elinde” diyerek suçlamak... Bunlar yeni keşfedilmiş şeyler değil.

Tarihi galiplerin yazmasını veya galiplerin söyledikleriyle bilmemizi mümkün kılan bir sürü sebep var. Bu sebeplerden biri de, hem kişisel, hem toplumsal hafıza kayıtlarının çoğunlukla sonuçlara göre arşivleniyor olması. “Şu tarihte ne olmuştu”, “o mesele nasıl bitti” benzeri sorular hep gerçekleşmiş neticelerle etiketlenmiş dosyalarda, raflarda kayıtlı. Hafızamızı, zihnimizi zenginleştiren, asıl olanı anlamamızı sağlayan süreçleri, ayrıntıları ise bize tarihçiler, araştırmacılar, bilim insanları, edebiyatçılar, belgeselciler ve gazeteciler taşıyor. Ancak çoğu zaman hem olaylar yaşanırken, hem olup bitenlere sonradan bakılarak yazılan külliyattan kalan tortu, “belirleyici” sonuçtan fazlasını taşımaya yetmiyor, çok önemli dinamikler sonuçla etiketlenmiş dosyalardaki bilinen ama kullanıma pek girmeyen notlar olarak kalıyor. Yakın ve uzak siyasal tarih anlatıları da böyle. Kendi başına açıklayıcı olma kabiliyeti son derece sınırlı kaba sonuç cümleleri, kullananların manipülasyonlarına açık ezberler olarak devam edip gidiyor.

Mesela, son on yılın siyasal gelişmeleriyle ilgili olarak, galiplerin dilinden olsa da kimsenin fazla itiraz etmediği, hatta muhalefetin “özeleştiri” olarak da kullanmaktan çekinmediği bir tespit olarak, “AKP güçlü bir oy konsolidasyonu yaratarak girdiği bütün seçimleri kazandı” denilebilir. Ama bu cümlenin içinde, söz konusu sürede AKP’nin sayısal olarak da, siyasi olarak da üç-dört kere iktidarı kaybetmiş olduğu gibi bir durum görünmez bir gölge gibi kalıyor. Mesela, 2009 yerel seçimi, 7 Haziran 2015 ve 24 Haziran 2018 seçimlerinde AKP’nin aldığı oylar aslında tek başına iktidar olmasına yetmiyor. Bu seçim sonuçlarının yanına bir seçim söz konusu olmadığı için sayısal verisi bulunmayan ama siyaseten önemli bir eşik Haziran 2013’deki Gezi’yi de ekleyebiliriz. Böyle bakınca, son on yılı tek bir cümle ile özetlenecek, süreklilik arz eden düz bir çizgi gibi algılamak, 3-4 yıllık periyotlarla yaşanan dramatik iniş çıkışları önemsiz saymak çok eksik kalıyor. Özellikle Gezi meselesi, sonucu ve kazananı kayda girmediği için hâlâ açık bir hesap halinde.

Bir yıldır iddianamesi hazırlanmadan hapiste tutulan Osman Kavala’nın soruşturması, iki hafta önce Anadolu Kültür A.Ş yönetici ve çalışanlarının gözaltına alınması ve sonrasında da iktidar yanlısı medyaya servis edilen haberlerden ve bizzat Erdoğan tarafından dillendirilen niyet beyanından da anlaşıldığı kadarıyla giderek bir “Gezi Soruşturmasına” dönüştürülmek isteniyor. Gezi protestoları sırasında etkili bir sivil inisiyatif olan Taksim Dayanışması üyelerinin ifadeye çağrılması da bu kanıyı güçlendiriyor. AİHM tarafından öncelikli olarak görüşülecek soruşturmanın acilen bir iddianameye kavuşturulmasıyla ilgili çaresizlikler yanında, Gezi’yi yeniden ısıtma girişiminin tamamen rastlantısal olmadığını düşünmek için fazlaca sebep var. İktidarın bu kadar kişiselleşmesi, siyaseti de son derece kişisel önceliklere zorluyor. Dolayısıyla, Erdoğan açısından kapatılamamış kişisel bir siyasi hesap olarak duran Gezi’nin hafıza kayıtlarına girecek bir “sonuca” kavuşturulması, etiketlenmesi hem gerekli hem elverişli görülüyor. Berat Albayrak’ın ekonomik krizle ilgili “Her şey Gezi ile başladı” sözlerine de özel dikkat gerekir.

Gezi Olayı için pek çok tanımlama yapılabilir elbette. Bunlardan biri de hep iddia edildiği gibi siyasetin sadece iktidarın konsolide ettiği oylara göre biçimlenmediğini, aksine onun karşısında da heterojen olsa bile son derece güçlü bir direnç konsolidasyonu olduğunu göstermiş olması. Hatta, siyasi desteğin devamını kişiselleşmiş iktidarla özdeşleşme üzerine kuran bir lidere dönük açık ve yüksek itirazın dev kitlesel gösterisi olarak dünyadaki çok özel örneklerden biri olduğu bile söylenebilir. Bir dönem için bile olsa maç, konser, bayram gibi toplantılardaki kalabalıkların önüne çıkmakta zorlanan bir siyasetçinin, kimsenin toplanmasına izin verilmeyen bir yönetimin başı haline gelmesi, yakın tarihteki her vakayı istediği gibi yazmaya yetmiyor. “Hesabı görülüp” sonuçlandırılamayan boşluklar, sadece kişisel hesap için değil, kurulan -kurulmak istenen- anlatıyı bozduğu için de sorun. Bu gereklilik, siyasi, kültürel kimlik hatlarını yeniden hatırlatacak, dış ve iç düşman bahanelerini güncelleyecek imkanlarla buluşuyor.

Gezi Olayı’nı – hukuken olmasa bile siyaseten- hükümete karşı bir kalkışma olarak tescil ettirme ve dahil olanları da son yıllarda kullanılan “şer ittifakı” torbasına toplama, en azından böyle bir gündem kurma niyeti iyice belirginleşmiş durumda. En tepeden kurulan bu söylem, iktidar medyası tarafından da gerekçelendirilmeye çalışılıyor. Ancak, ortaya atılan iddialar, kanıt diye ileri sürelen bilgiler ve kullanılan suçlayıcı sıfatlara bakılınca inandırıcılık ve ikna edicilik meselesiyle fazla ilgili olunmadığı anlaşılıyor. Doğru olmadığı halde kullanılmaya devam eden Kabataş veya “camiye ayakkabılarıyla girdiler” yalanları gibi, tamamen algılara konuşan bir hikaye kuruluyor. Örneğin, resmi sitesinde açıkça kurucu ortaklarından olduğu belirtilmiş olmasına rağmen “Anadolu Kültür’ün Açık Toplum Vakfı’ndan para aldığı belirlendi” gibi saçma bir haber başlığı görülebiliyor. Veya “medya kurmaya çalışmışlar”, ‘Avrupa’dan fon aramışlar” gibi neresinin suç olduğu anlaşılamayan iddialar servise konuyor. Asıl ilginci, bu iddialarda kullanılan bilgilerin çoğu da, “FETÖ davalarından” tutuklu veya firari savcı ve polislerin hazırladığı dosyalara dayandırılıyor.

Aralarında emekli maaşıyla ayı tamamlamaya çalışanların da bulunduğu insanları “Türkiye’nin kaymağını yiyenler” diye işaret etmek, onlarca yapısal ve tercih sorunu nedeniyle yaşanan ekonomik krizi, “Her şey Gezi ile başladı” diyerek açıklamaya kalkmak, çoğu Avrupa’dan sağlanmış kredilerle beslenerek ayakta tutulan yandaş medyanın karşısında, sınırlı fonlarla ayakta kalmaya çalışan alternatifleri “İpleri Avrupa’nın elinde” diyerek suçlamak… Bunlar yeni keşfedilmiş şeyler değil; bunların sonuç alabilir, inanılmasa bile kabul edilir olması da sürpriz değil. Dolayısıyla, iktidarın zaten kapatılması gereken bir hesap olarak duran Gezi meselesini, seçim atmosferinde kullanılabilir bir imkana çevirmeyi hesaplaması beklenecek bir hamle. Gezi Olayları sürerken “ilk üç gün iyiydi” veya “çözüm sürecine komplo” türünden iddialarla oluşan ayrışmaların, daha da çeşitlendiği için şimdi daha kolay işleyeceğine de inanılıyor olabilir. Fakat, kazananı belirsiz olan Gezi hesabını yeniden açmak, “kazanan olarak” tescil edilmeyi garantilemiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive