Kemal CAN



Bookmark and Share

Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?


8.12.2018 - Bu Yazı 975 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Fransa’daki sarı yelekliler eylemleri, siyaset alanının yeniden biçimlenişi konusundaki tartışmaları daha da derinleştirdi. Karşılaştığımız şeyin ne olduğu ve daha nelerle karşılaşılabileceğimiz hakkındaki fikirler yeni deneyimlerle giderek daha da çeşitleniyor. Fransa’da yaşananları, popülizmin veya faşizmin yeni sürümü küresel dalgayla ilişkilendirenler de oldu, solun da ilham alması gereken yeni siyaset tarzının işaret fişeği olarak görenler de. Mesafeli ve ihtiyatlı yaklaşmayı önerenler de oldu, kriz ve tepki alanlarını devrimci duruma çevirme potansiyeline dikkat çekenler de. Daha önce başka coğrafyalarda başka bağlamlarda ortaya çıkmış ve yaşandığı anda konuşulduğundan başka sonuçlara evrilmiş olaylar, farklı tezleri doğrulamak için hatırlatıldı. 

Bu bağlamda, 5,5 yılın ardından iktidar tarafından yeniden gündeme getirilen Gezi soruşturmaları da, “yeni siyaset” meselesinin yerli bir içerikle yeniden tartışılmasını gerektiren bir zemin açtı. “Hiçbir şeyin artık aynı olamayacağı” öngörüsüne çok geniş bir kullanım alanı açan Gezi eylemlerinin kayıt bilgileri, bugün talimatlandırılmış yargı eliyle ve bir zamanlar içinde olduğunu iddia edenlerin bazılarının da katkısıyla değiştirilmek isteniyor. Dolayısıyla, önümüze gelen, izlediğimiz, içinden geçtiğimiz hareketlilikleri, sadece yaşandığı anda isimlendirmek ve tanımlandırmakla değil, oluşmuş tanımları ve ortaya çıkmış sonuçları korumakla ilgili bile sorunlar yaşanabileceği görülüyor. İşte bu yüzden anlama, anlamlandırma işi hiç bitmiyor. 

Bir ay önceki Birikim Haftalık yazısında, dünyadaki yeni “siyasi” dalga hakkında Ahmet İnsel’in "Popülizm demek yeterli mi?” sorusundan ilhamla, bazı yeni tartışma başlıkları önermiştim. Popülizm - faşizm aralığında gidip gelen tanımlama tartışmalarına dahil edilebilecek soruları artırmaya çalışmıştım. Mesela, faşizmin belirgin vasıflarından biri olan, yükselen güçlü muhalefet hareketlerini durdurma işlevinin bugün için fazla geçerli olmayabileceği veya seçim de dahil olmak üzere siyasi katılım biçim ve ilişkilerinin de artık yeni tanımlara muhtaç olabileceği gibi. Artık küresel bir durum olduğu ve bütün dünyadaki hakim sistemin içinden ürediği konusunda büyük ölçüde uzlaşılan bu dalganın, hem isimlendirilmesi, hem de tanımlanması konusundaki tartışmalar sonuçlandırılmaya değil de, derinleştirilmeye muhtaç gibi duruyor. 

Çok rahatsız edici ve giderek ağırlaşan görünümleriyle çözüm aciliyeti artan bir mesele karşısında “durun biraz daha konuşalım” demek kolay değil. Ancak, sonuç alma ihtimali yüksek, güçlü ve harekete geçmiş bir karşı dalgadan kimse bahsetmediğine göre, “tartışmayı derinleştirme” niyetlerinin herhangi bir şeyi geciktirmekle suçlanamayacak olması cesaret verebilir. Hem dünyadaki, hem de Türkiye’deki güncel gelişmelerin de, karşı karşıya olunan veya içinden geçilen duruma dair netleşmelerden çok, anlama ve yerli yerine oturtma tartışmalarına dönük çağrısı daha belirleyici. Mesela, iktidarın 5,5 yıl sonra hangi siyasi ihtiyaçla Gezi’yi gündeme getirdiği gayet açık ama içinde veya “anlamış” olanların bu sürede ne yol aldıklarını henüz görmüş değiliz. 

Güncel gelişmeler, koşulların ağırlaşması ve sorunun yaygınlaşması, “ne oluyor” aşamasından “ne yapmalı” aşamasına geçmeyi fazla zorluyor gibi görünse de, bu kışkırtıcı çağrıya biraz daha direnmek gerekebilir. Çünkü, olmakta olanla ilgili kendimizi ve birbirimizi ikna edemediğimizde, olanın karşısında gelişene yüklediğimiz görevler de, anlamlar da tam karşılık bulmayabiliyor. Bu yüzden, neredeyse bütün dünyada baskın bir yeni siyasi dalga haline gelen -ikna edici yeni bir tanım olmadıkça, bir doz meselesi olarak algılamadan bu tanımı kullanmaya devam edeceğim- sağ popülist eğilimin niteliği tartışmalarının kendi başına ilerletici olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, bir ay önceki yazının başlığı olan “Neyin içinden, ne ile beraber, nereye doğru?” sorularına devam etmek istiyorum. 

Yeni “siyasi” dalganın kaynakları dolayısıyla çok sık müracaat edilmekle birlikte, sürecin hangi aşamasında olunduğu konusunda daha az tartışılan bir noktayı işaret etmek gerek: Dünyada yaşanmakta olan sağ popülist yeni dalga, geleni mi yoksa gitmekte olanı mı gösteriyor bize? Bir sorun olarak tartıştığımız şey yükselmekte olsa bile bugünün ve geleceğin bir sorunu mu, mevcudun ve geçmişin faturası mı? Bir siyaset tarzı mı doğuyor, bir siyaset biçimi mi ölüyor? Hem dünyada yaşananlar, hem Türkiye’de olup bitenler açısından sürecin neresinde olunduğu sorusuna üretilecek cevaplar -en azından bu tartışma- tanımlama ve isimlendirme açısından da önemli ipuçları verecek gibi duruyor. Birbirinin zıddı gibi duran cevapların aynı anda doğru olması da mümkün elbette.

Dünyada otoriter yönetimlerin yükselişinin, sağ popülist dalganın farklı formlardaki temsilcilerinin birer birer sahne alıp salonları doldurmasının, ekonomik ve onun paralel (hatta bazı açılardan asli) tasarımı olan siyasal sistemin krizinden doğduğu konusunda geniş bir mutabakat var. Sistemin içinden yapılan değerlendirmelerde bile, mükemmel olan sistemin (modelin) bir dış etken veya saldırı ile bozulduğunu iddia eden yok. Fakat melanetin kaynağı konusundaki konsensus, sürecin bulunulan noktasını belirlemeye yetmiyor. Sorunun bir geriye çevirme / durdurma yoluyla engellenmesi veya revizyonunun mümkün olup olmadığı; topyekün bir yeniden düşünme meselesi haline gelip gelmediği; dolayısıyla tahkimatın (ya da taarruzun) nereye yapılması gerektiği gibi konular da boşlukta kalıyor. 

Ayrıca, bir eğilimin an itibariyle çok yaygın, çok etkili, hatta yükseliyor görünmesi ve karşısında duran bütün unsurların zayıflığı, dağınıklığı acaba sürecin yönünü göstermeye yetiyor mu? Mesela, Sovyetlerin çöküşüyle tartışmasız zafer kazandığı iddiasındaki kapitalist sistem, özgürlük ve sosyal refah “showroom”unu gereksiz gören yüksek özgüveninin bedelini çok kısa sürede ödemeye başlamıştı. Neoliberal modelin otoritarizm destekli yeni siyaset mimarisinin de, gelecek kurmaktan çok, çaresiz bir direnme gayreti olup olmadığı hala tartışmalı. Dolayısıyla, yaşananları durdurulması gereken veya durdurulabilir bir mesele olarak görmek savunma reflekslerini, derinleşen ve tamamlanmayı yaratacak bir kriz olarak algılamak yeni arayışları çağırıyor. 

Yaşananların “gelen” -ya da gelene dair- olarak tarifi, büyük ölçüde teknolojik değişim, üretim ilişkilerindeki yeni formlar ve bilgi-iletişim sıçraması gibi meselelere dayandırılıyor. Bu tezler eskinin artık açıklayıcı olmayışı ve geçersizliği üzerine bina edilirken, yeni siyasal dalganın en arkaik söylemleri, en eski kavram ve sembolleri nasıl böylesine güncelleyebildiğine cevap üretmekte biraz zorlanıyor. Ayrıca, bilgi devrimi ve iletişim yaygınlığının özgürlükleri değil de kontrolü beslemesi de açıklamaya muhtaç kalıyor. Türkiye’ye dair “gelen tehlike” yorumlarında ise, karşı devrim rövanşı veya yeni rejim inşası gibi argümanlar kullanılıyor. Ancak, hala inşa edilen yeni rejim büyük ölçüde kurduklarıyla değil tahrip ettikleriyle açıklanıyor. 

Yaşananlar geleni değil de gideni gösteriyor diyenlerin en çok zorlandıkları soru ise: “Madem bunlar gideni temsil ediyor, neden hala gitmiyorlar?” En sık başvurulan savunma da; “Gönderecek olan henüz ortaya çıkmadığı için” şeklinde oluyor. Dünyadaki ve Türkiye’deki ekonomik kriz ve siyasi etkileri üzerine bütün tartışmalarda bu zorlanma ve zayıf savunma kendisini gösteriyor. Ayrıca, sistemin ve ürettiği siyasi mimarinin kriz üretme potansiyeli kadar, krizlerden beslenme becerisi ve direnme gücü de yeterince hesaba katılmayabiliyor. Türkiye’ye özgü tartışmalarda da, mevcut iktidarın dengesiz oy konsolidasyonu ve güvenilmez hakim sınıf desteğiyle sağlanan kabuk görüntüsü, bir “gidiş” anlatısını zorlaştırıyor. 

Özetle, hem dünyada, hem de Türkiye’de yaşadıklarımızı, karşı karşıya kaldıklarımızı tanımlama tartışmasında, sürecin neresinde olduğumuz çok önemli bir noktayı oluşturuyor. Fakat, tartışmanın diğer alanlarında olduğu gibi bu noktasında da, çok net yargıları zorlayan belirsizlikler mevcut. Ayrıca, bütün olanlar tek bir doğrusal süreç olmayıp, zaman zaman örtüşen veya ayrışan paralel süreçler halinde farklı düzlemlerde yaşanıyor. Ancak, hem dünya, hem Türkiye örneğinde oluşan sağ popülist otoriterliğin çok ihtiyaç duyduğu toplumsal destek için inandırıcı bir gelecek iddiası kurmayıp, geriye bakan bir endişe dilini sürdürmesi onu “gelen” olmaktan -kalmaktan- uzaklaştırıyor. Yeniden düşünmeye buradan başlayınca da, savunulacaklardan çok, kurulacaklar öne çıkıyor.
BİRİKİM
.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.09.2020
Gündem budur işte
20.09.2020
Kitabın ortasından lafın sonundan...
9.09.2020
Dayanıklılık testi
7.09.2020
Tek sorun liyakat mı?
2.09.2020
Mesleğin imhası
29.08.2020
Sosyal medyaya fazla güvenmeyin
27.08.2020
'Erken seçim geliyor mu?'
20.08.2020
Biden ve Trump konuşunca...
15.08.2020
Muharrem İnce, nereye koşuyor?
12.08.2020
İYİ Parti’ye Yine mi Yol Göründü?
9.08.2020
Hiçbir şey kendiliğinden olmadı
7.08.2020
Boşaltılmış pistte kaza olur
2.08.2020
Ara rapor ve hafif bir tahmin
25.07.2020
Ayasofya: Camiden siyaset çıkartmak
22.07.2020
Niyet yerine, birileri de yapılana baksa
20.07.2020
Ne Olacak Bu İktidarın Tabanı?
16.07.2020
Büyük dert, gerçek gündem sayılır mı?
12.07.2020
Güven ve güvenilirlik sorunu
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive