Kemal CAN



Bookmark and Share

Bana mı dedin?


26.12.2018 - Bu Yazı 497 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İktidar eleştirildiğinde, “bana mı dedin?” diye tepki veren, vermiş gibi gösterilmeye razı olan seçmenin tavrı demokrasiyle pek ilgili değil. Her seferinde, “size demedik” diye yatıştırılması gereken, sadece “siyasal tercihlere saygı” başlığında değerlendirilecek bir olaydan çok, ahlaki bir mesele gibi duruyor.

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in polis eşliğinde emniyete götürülüp ifadelerinin alınması hâlâ tartışılıyor. Yargı uygulamalarının doğrudan Cumhurbaşkanı talimatlarıyla şekillenmeye başlanması tartışmanın en önemli başlığı. Elbette, sabahın köründe polis marifetiyle ifadeye götürülen ve adli kontrol uygulanan söz konusu insanların yaşları ve sanatçı kimlikleri dolayısıyla haklı olarak kazandıkları saygı da, olaya gösterilen tepkilerde karşılık buluyor. Baskının yaygınlaşması, giderek herkesi içine alacak bir cezalandırma ve hizaya sokma faaliyetine dönüşmesi de dikkat çekilen bir diğer nokta. Herkes meşrebince bir şeyler söylüyor veya, derin bir sessizliğin kuytusuna saklanıyor. Bir de olayın karşı tarafı var; daha olayın başından itibaren Gezen ve Akpınar için bir linç atağına kalkan, soruşturma başlatılıp ifadeler alındığında da, “oh olsun” havasında memnuniyet gösterileri yapan, gözdağı vermeye, üstünlük taslamaya çalışan medya ve sosyal medya çevreleri.

Daha önce de yazmıştım; sosyal medyadaki iktidar yanlısı hareketliliğin önemli bir kısmının organize, ücretli troll faaliyeti olduğunu düşünüyorum. Aslında iktidar yanlısı medyanın ve aynı çevrelerin kullandığı popüler figürlerin de benzer biçimde yönlendirildiği gözleniyor. Bu yüzden, çoğu meselede ortalığa yayılan görüşlerin, tepkilerin, eğilimlerin gerçek taban reflekslerini gösterdiğinden, sahici bir nabız verdiğinden kuşku duymak gerekir. Yani iktidarın devamı için oy kullanan yüzde ellinin Müjdat Gezen’den veya Metin Akpınar’dan medyada, sosyal medyada yazılanlar kadar nefret ettiğini düşünmek için bir neden yok. Fakat, bu organize ya da yönlendirilmiş kanaat saldırısı yine de bize önemli göstergeler sunuyor. Her şeyden önce, bu yönlendirme odaklarının nasıl düşünülmesini, düşünülmese bile bunun nasıl söylenmesini istediklerini görüyoruz. İkincisi, ilk hareketi oluşturan yapay yönlendirmenin “gerçek kişilerde” nasıl karşılıklar bulduğuna, bulabileceğine dair ipuçları yakalıyoruz. Ayrıca aktif olarak katılmasa bile, suskun desteğin kaynaklarını hissediyoruz.

Genel olarak bütün otoriteryan, faşizan eğilimlerin ortak karakteri, entelektüel-kültürel alana ve bu alanı temsil (domine) ettiğine inanılan figürlere karşı hasmane tutum takınmasıdır. Yüzyılın başındaki versiyonlarında da, şimdiki yeni popülist örneklerde de durum aynı. Elinde olanların hak ettiğinden az, elinde kalanların da sürekli tehdit altında olduğuna inanların, bir sistem sorgulamasına girmeden bunun sebebi olarak gösterilen düşmanlara yönlendirilebilmesi, en azından bunun gerekli olduğuna ikna edilmesi çok önemli bir ideolojik dayanak. Bu yüzden, hak ettiğinden fazlasını elinde tutan “kaymak tabaka”, kökü dışarıda ‘kültürel elitler” veya aşırı şımartılmış “ayrıcalıklı azınlıklar”, her tür zeminde, her imkan kullanılarak çoğunluğun hedefine yerleştirilir, hedefinde tutulmaya çalışılır. Kolay yönetilir bu dinamik, siyasal destek temini için zahmetsiz büyük bir imkan yaratırken, çoğunluğu temsil iddiasındaki otoriter yönetimler için kendisine yönelecek her türden eleştiriyi düşmanlaştırmaya tabanını ortak etmenin kanallarını açıyor.

Artık değil ayrıcalık sahibi olmak, mevcut haklarını bile korumakta zorlanan, bütün imkanlardan sürekli dışlanan ve ağır kuşatma şartlarında yaşayan insanlardan “kaymak tabaka” diye bahsedilmesi, doymak bilmez rövanşist saldırıları meşru kılacak bir zemin sağlıyor. Saraydaki şatafat veya yeni ya da hiç değişmeyen ekonomik elitler değil de, kültürel belirleyicilik veya hayat tarzı siyasi uzaklık ölçüsü olabiliyor. Oluşturulan baskı ortamı, kutuplaştırıcı siyaset ve “hesap görme“ faaliyetlerine temin edilen destek veya sessiz rıza için de bir özdeşlik alanı açılıyor. “Astılar, zehirlediler, yedirmeyiz” sloganıyla özetlenen “engellenmiş temsil” kumpasına ikna edilen amorf kimlik kalabalığı, düz çıkarlarına uymayan bir oy katılığını sürdürüyor. “Bunlar, siz seçtiğiniz için bana karşı” dendiğinde, oy desteğini oluşturan kalabalık “sen artık benim seçtiğim değilsin” aşamasına geçmedikçe, kutuplaştırma siyasetine özel bir itiraz oluşturmuyor, hatta bunu yanlış görse bile mesafe koyması pek mümkün olmuyor. İktidar çevresinin en “sağduyuluları” bile “tamam ama onlar da en azından saygı göstersin” sınırındaki bir tavırsızlıktan öteye gidemiyor.

Bu noktada ortaya çıkan paradoks makarnaya ya da kömüre bağlanan siyasi irade ile eğitim-kültür seviyesine bağlanan siyasi yeterlilik tartışmalarını amorf kimlik inşasına bağlıyor. Kendi eleştirisinden beslenen bir temsil gücüne yardım ediyor. “Sizi sevmedikleri için benden hoşlanmıyorlar ama ben (sizin) gücünüzü gösteriyorum” şeklinde özetlenebilecek gösteriler ve onlar etrafında kurulan siyasi manipülasyonlar sonuç doğurmaya devam ediyor. Bu güç gösterileri, ister “karakola çektirmek” şeklinde olsun, ister tropik meyveli pahalı davetlerdeki şatafatla yapılsın sonuç değişmiyor: Karşıtlarını işaret ederek sürekli beslenen kimlik özdeşliği, çok pay alınamasa da, çok ikna olunmasa da kurgulanmış bir tatmin yaratabiliyor. En azından itiraz edilemez bir ortaklık alanı oluşuyor. İşte bu yüzden, en tepeden verilen işaretle başlanan “had bildirme”, “bedel ödetme” hamlelerinden sonra, örgütlü kanaat üretimindeki nefret dozu çok yükseltiliyor. Bu doz artışının, genel korku havasını artırmak, muhalefeti sindirmek, çaresizliği yaymak gibi amaçları açık ama kendi tabanına dönük bir tarafı olduğu da ortada.

Seçilmişin, seçildiği için (yeniden seçilmeyene kadar) bütün yanlışlarına saygı gösterilmesi gerektiği nasıl savunulamazsa, yanlışları üreten ve sürdüren seçmenlerin de eleştirilemez olduğu veya “milli irade” diye kabullenilmek zorunda olduğu iddia edilemez. İktidar eleştirildiğinde, “bana mı dedin?” diye tepki veren, vermiş gibi gösterilmeye razı olan seçmenin tavrı demokrasiyle pek ilgili değil. Her seferinde, “size demedik” diye yatıştırılması gereken, sadece “siyasal tercihlere saygı” başlığında değerlendirilecek bir olaydan çok, ahlaki bir mesele gibi duruyor. İktidar seçmeni eleştirilerle ilgili gösterdiği alınganlığı, yapılanlarla ilgili bir siyasi sorumluluk olarak taşımaya yanaşmıyor. Oysa, Metin Akpınar’ı karakola çektirerek kendi makamına veya kendi tercihine saygı üretileceğine inanmak arasında fazla bir mesafe yok. Ya da bütün bu örgütlü faaliyetlerin, ücretli trollerin yarattığı atmosfer bu mesafenin asla oluşmaması için işletiliyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive