Kemal CAN



Bookmark and Share

'(İç) hukuk' tüketilmiştir


17.05.2019 - Bu Yazı 398 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “KHK’lılara mazbata verilmemesinin seçimle ilgili kısmını şimdilik bir kenara bırakarak, meselenin bu ülke vatandaşları arasında uygulamaya konulan açık ayrımcı hukuk haline gelmesini konuşmak, bu meseleye İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasından daha çok itiraz etmek gerekiyor (…) KHK’lılarla ilgili uygulamalar demokrasiden de önceki bir meseleyle, eşit yurttaşlık hakkıyla ilgili. Darbe gerekçesiyle çıkartılmış olağanüstü hal kararnameleriyle -üstelik olağanüstü hal gerekçesiyle ilgisi olmadan- işlerinden çıkarılmış kamu görevlileri özel bir etiketlemeyle, yasal dayanağı olmaksızın pek çok hakkı kullanamaz hale getirildi. Hepsi hukuksuz uygulamalar olarak: İşleri ellerinden alındı, başka bir işe girmeleri, mesleklerini yapmaları engellendi, pasaportlarına el konularak yurt dışına çıkışları yasaklandı, yasal hak arama yolları kapatıldı, kısıtlılıkları aile fertlerine kadar genişletildi. Bu uygulamaların bir kısmı fiili idari kararlarla, bir kısmı da -YSK’nın son verdiği kararda olduğu gibi- yargı organlarınca hayata geçirildi. Bunun benzetilebileceği durum, Afrika’da sistematik ırk ayrımı politikası olan apartheid düzenidir. İnsanların siyasi erkin belirlediği özel etiketler (renk, ırk veya KHK kararı) nedeniyle bazı haklarının ellerinden alınabilmesi ve bazı haklarının kullandırılmamasını içeren açık ayrımcılık rejiminin ilanıdır.” Tam bir ay önce “Mazbata hakların diyeti olmamalı” başlıklı Gazete Duvar yazısında yukarıdaki satırları yazmıştım. Diyet de işe yaramadı, haklarla birlikte mazbata da gitti.

Bu hafta, bir grup vatandaşın haklarından mahrum edilmesiyle ilgili çok dramatik bir örnekle daha karşı karşıya kaldık. Prof. Dr. Haluk Savaş’ın tedavi nedeniyle yurt dışına çıkmak için yaptığı pasaport başvurusu reddedildi. Yargılandığı davadan beraat etmiş, mahkeme tarafından yurt dışı yasağı kaldırılmış olması da bir sonuç vermedi. Sosyal medyada büyük tepkiyle karşılanan durum, Savaş’ın “yaşam hakkıma ulaşmaya çalışıyorum” çağrısı dolayısıyla, haklı olarak vicdani bir mesele olarak ele alındı. Olay, 12 Eylül yönetiminin tedavisi için yurt dışına gitmek isteyen Ruhi Su’ya pasaport vermemesiyle karşılaştırıldı. İktidardaki, yönetimdeki insanların kaybolan merhametine, yok olan vicdanlarına seslenildi. Elbette mesele vicdansızlık veya merhametsizlik gibi ifadelerin bile hafif kaldığı bir durum aslında. Ancak meselenin ahlaki tercihlerle, kötü olma özgürlüğüyle sınırlanamayacak çok daha derin bir içeriği var. İnsanlığın vardığı noktanın en temel metinlerden biri olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde işaret edilmiş ve güvenceye alınmış temel haklar, yüzyıllardır mücadelesi verilen eşit yurttaşlık ve geçen yüzyılda büyük ölçüde gezegenden temizlenmiş olan ayrımcılıkla ilişkili bir içerik. AİHM’in kuruluş ve varlık gerekçesini inkar ederek, iş yükü bahanesiyle korumaktan kaçındığı haklarla ilgili bir içerik. Kendine veya yakınına doğrudan dokunana kadar, “başkasının” meselesi gibi algılanan çok temel bir sorunla bağlantılı bir içerik.

Türkiye’de artık tartışma götürmez bir durumla ile karşı karşıyayız. Etiketlenen bir grup vatandaşın, birer infaz kurumuna çevrilmiş mahkemeler eliyle, idari kararlarla, fiili uygulamalarla bazı hakları kullanması hatta bu haklara sahip olması engelleniyor. Daha önce dünyada çeşitli örnekleri görülen ırk, renk, din, cinsiyet farklarına bağlı ayrımcılık, politik görüş kıstasına göre yapılan tasnifle açıkça uygulanıyor. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na linç girişimini “protesto hakkının anayasal koruma altında olduğu iddiasıyla savunurken, tamamen keyfi olarak pek çok barışçı gösteriye, hatta basın açıklamasına “izinsiz olduğu” gerekçesiyle polisler saldırıyor. KHK’lıların seçme ve seçilme hakkı tartışma konusu yapılıyor, seçilmiş belediye başkanlarına ve meclis üyelerine mazbataları verilmiyor. Prof. Dr. Haluk Savaş’ın yaşadığı mesnetsiz yurt dışı yasağı bütün KHK’lılara -hak arama yolları da kapatılarak- uygulanıyor. Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar’a uygulanan pasaport yasağı örneğinde görüldüğü gibi, bu keyfi uygulama için KHK şartı veya soruşturma olması da gerekmiyor. Kadıköy’de “Soma protestosu” sırasında görevli emniyet yetkilisi İmamoğlu’nun “her şey çok güzel olacak” sloganının valilikçe yasaklandığını söyleyebiliyor. Yani hem söyleme mecburiyeti hem yasağı aleniyet kazanmış durumda. Seçme seçilme, seyahat, iş, hak arama ve bunun gibi daha pek çok alanda, eşit yurttaş olmanın sağladığı güvenceler ve haklar bir grup insan için kaldırılmış görünüyor.

Gelinen noktada yaşananı hak ihlali değil de hak ilgası olarak tarif etmek daha doğru. Çünkü bir şeyin hak ihlali olarak tartışılabilmesi ve bir uygulama sorunu olarak konuşulabilmesi için, söz konusu hakkın kabul edilmiş, bu hakkın dayandığı normun geçerli ve yürürlükte olması gerekir. Oysa pek çok durumda hakkın kullanılmasıyla ilgili bir kısıtlamadan değil, o hakkın var olup olmadığından bahsediliyor. Mesela anayasanın açık hükümlerine rağmen “gösteri yapılabilecek yerler” ve “gösteri yapabilecek gruplar” diye kategoriler oluşturuluyor. Üstelik bu gizlenip saklanarak değil, açık açık ilan edilerek, gösterilerek yapılıyor. Özellikle KHK’lılarla ilgili pek çok konuda, hakların ihlalinden çok -hak arama yolları da tıkanarak- hakların yok sayılmasından söz etmemiz gerekiyor. YSK’dan bu yönde karar çıkmamış olsa da, iktidar sözcülerinin “KHK’lıların oy kullanmaması gerekir” diye dilekçe vermesi bile ayrımcılık aklını göstermek için yeterli. Zaten insanların oy kullanma hakkını almasa bile seçilme hakkını alan YSK, ardından kazanılmış seçimi de iptal etmekte sakınca görmedi. Hukuk dışı idari tasarrufların, yasaklamaların çoğunda da, sadece sıklıkla sınırlı olmayan bir sistematik durum söz konusu. Politik görüşe göre farklı hukuk, farklı hak ve farklı muamele meselesindeki etiketleme (fişleme) de, devleti yöneten en üst merciler tarafından açık talimatlarla ortaya konuluyor. Meydanlardan, medyadan fişleme görevlendirmeleri, “kayda alınma” tehditleri yağdırılıyor. Böylesi bir duruma karşı, vicdanları, merhameti, insanlığı geri çağırmanın yeterli olduğu düşünülebilir mi? Konu bir insaf sorununa indirgenebilir mi? “Memleketin bu hali kanıma dokunuyor, canımı acıtıyor, nasıl böyle olduk?” demek eleştiri sayılabilir mi? Son olarak, Türkiye’deki bütün hak ihlallerine karşı “iç hukuk yollarını tüketme” şartı koşan uluslararası hukuk çevrelerine de şunu söylemek gerekir: İç hukuk (aslında tüm hukuk) Türkiye’deki iktidar tarafından tüketilmiştir.

 

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive