Kemal CAN



Bookmark and Share

Deprem ve iki ses


28.09.2019 - Bu Yazı 627 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 1999 depreminin akıllarda kalan, senelerce her yıldönümünde televizyonların program jeneriklerinde hatırlatılan nidasıydı: “Sesimi duyan var mı?” Günlerce süren kurtarma ve enkaz arama çabalarında, dikkatlice sağlanan sessizlik anlarının öncesinde yankılanan iç burkan bir ses. Herkesin duyduğunda aynı olayı hatırladığı, aynı duyguyu yaşadığı bir söz. Yaşanan büyük acının her veçhesi için sembole dönüşmüş ama ayrı ayrı anlamlar da kazanmış bir çağrı: Sevdiklerinden yaşadıklarına dair bir işaret almak için yakarış. Gelen tehlikeyi göstermek için çırpınan bilim insanlarının uyarıları. Ölçüsüz bir açgözlülükle talan ve tahrip edilen doğanın, kentlerin sessiz çığlığı. Her ayrı anlamı için, ancak bir karşılık geldiğinde değer kazanacak bu söz, geçen yirmi yılda beklediği cevabı bir türlü alamadı. Hazırlıksız ve beceriksizce sürdürülen kurtarmalarda duyulan cılız seslerin ardından, seneler süren bir sessizlik, kayıtsızlık hüküm sürdü. Hatta yetmedi bu sesin çağırması gereken her şeyin tam tersi yapılmaya devam etti.

Aynı tarihten gelen, belki daha “bozguncu” bulunduğu için o kadar sık hatırlatılmayan başka bir ses daha var: Çoğunlukla felaket anlarının çaresizliğinin haykırışı, “Nerede bu devlet?” sorusu. Acılı insanların arasında dolaşan kameraların kaydettiği, kırpılmamış sokak röportajlarındaki isyanın sesi. Varlığı ve devamı (bekası) söz konusu edildiğinde kalan her şeyin teferruat olması beklenen, kahir ekseriyetin de buna itaat ettiği güçlü-kollayıcı devlet fikrinin, lazım olduğunda nasıl sıvıştığının görülmesinin yarattığı acılı şaşkınlığın ifadesi. İki itiraz sloganı atan beş ortaokul öğrencisine on dakikada 200 polisle çullanabilen devletin, yardım bekleyen on binlerce vatandaşına günlerce iki yardım görevlisini gönderemediği beceriksizliğe isyan. 20 yıl önce yardım bekleyen insanların sorduğu bu soruya devletten gelen cevap deprem vergileriydi. Çöken binaların harcındaki deniz kumundan, muhallebi kıvamındaki arazilere verilen imar izinlerinden kafasını uzatan –zaten hep yıkıntıların içinde olduğunu belli eden- devlet, para isteyerek kendini hatırlattı, “işte buradayım” dedi.

Epey uzun bir bahis bu: İnsanlık –ya da her kim hangi ihtiyaç için- devleti neden icat etti. Ayrıca bu uzun bahsin tek bir cevabı ve söz konusu aygıtın tek bir biçimi yok. Bu konuda çok sayıda farklı hikaye, derin tartışmalarla örülü zengin bir külliyat mevcut. Fakat devlet denilen şeyin varlık ve devamı için büyük kalabalıkları iknada –ikna olmasa da dayatma olarak- kullanılan en önemli argümanlar –büyük yalanlar- bu iki sesin arkasındaki karanlık alanda saklı. Devlet, üzerinde hüküm sürdüğü halkın ihtiyaçlarınızı duyacak ve karşılayacak, hayatın güvenli devamı için güç-para kullanma tekeline kamu adına sahip olacak bir yapı olduğu iddiasında. Duyulması gereken sesi duyacak, olması gereken yerde bulunacak, herkese yerini bildirecek olan o. İtaat edilecek ve güvenilecek yegane güç (şiddet) örgütü. Hepimizden aldıklarıyla bazılarını koruyacak olsa da hepimizden itaat bekleyen. Biliyoruz ki –genel olarak devlet- özel olarak “güvenlik devleti”, sesleri duymaya değil –”gereğini” yapmak için- tespit etmeye göre örgütleniyor. Bulunması gereken yerlere ilişkin önceliklerini de insanların ihtiyaçlarına göre değil mevcudiyetinin gereklerine göre belirliyor.

1999 yılında yaşanan büyük bir felaketti. On binlerce insan öldü. Binlerce bina yıkıldı. Türkiye hep birlikte kolektif bir çabanın mahsulü olan büyük bir enkazın altında kaldı. Bu yaraları sarma ve yenilerini önleme gerekçesiyle ve herkesin taşın altına elini sokması bahanesiyle, geniş bir konsensüs sağlanarak deprem vergileri getirildi. Geçici olan bu vergiler, dönemin ekonomik programına uygun görüldüğü için kalıcı hale geldi ve yirmi yılda tam 36 milyar dolar para toplandı. Bugün 5.8 seviyesindeki bir sarsıntının sonrasında –aslında bilineni hatırlayarak- öğreniyoruz ki, bu kaynak iddia edilen amaç için kullanılmadı. Epey şey yapmayı mümkün kılacak hayli ciddi bir kaynak heba edildi, amacı dışında –belki de hilafına- kullanıldı. Şimdi geçen bu sürede önlemlerin neresindeyiz diyenlerin karşısına, “panik olmayın, kişisel önlemlerinizi alın” diye çıkan devletin sesiyle karşı karşıyayız. Devletin, meclisin ve aslında genel olarak siyasetin asli varlık sebeplerinden biri olan vergilendirme ve vergi denetimi açısından da, kendini inkar eden bir rezaletle yüz yüzeyiz.

Bir benzerini işsizlik fonunda da yaşadık. İşsizler için toplanan kaynak özel sektörü fonlamak için kullanıldı. Şimdi yönetimdeki keyfiliği eleştiren bazı bakanlar gururla açıkladığı için biliyoruz ki, deprem için toplanan paralarla duble yollar yapıldı. Bugün varlık fonunda toplanan kaynağın iktidar müteahhitlerinin kurtarılması için kullanılacağını öğreniyoruz. Deprem önlemlerine kuruş ayırmayan belediye kaynaklarının vakıfların ve medyanın ihyasına nasıl akıtıldığını görüyoruz. Peki bütün bunların olup bitmesine itiraz edenlerin güçlü bir sesi var mı? Bu sesi çoğaltan siyasi bir hareketlilik ve bu sesi duyuran etkili bir medya? En önemlisi bu sesi işiten ve harekete geçen kalabalıklar mevcut mu? Vatandaşın devletle olan mukavelesinin temelindeki, kendisinden alınan paraya verdiği onayın nereye gittiğinin hesabını sorma koşulu, sorumluluğu daha geniş bir alana taşıyor. Böyle bakınca, çıkartılacak ses de, duyacak olan da başkalaşıyor. “Nerde bu devlet?” sorusunun cevabı da, “bu yaşananların tam göbeğinde” şeklinde netleşiyor. Sesleri duymaya değil bastırmaya odaklanmış devlet, hepsinin içinde, başında ve sonunda.

Siyaseten hesap vermek veya hesap sormak, bitmiş işin faturası, ortaya çıkan sonucun mahkemesinden ibaret olmamalı. Siyasi sorumluluk ya da siyasi bedel yapılanın sonrasına ertelenecek bir hesap kapama işi değil, yaparken de yüze vurulması, durmadan hatırlatılması gereken bir gerçek. Bu yüzden yıllardır herkesin gözü önünde yapılanlar, Kuzey Anadolu fayı sallamaya başladığında hatırlanacak, günahı sadece yapanlara bırakılacak bir “eksiklik” olarak ele alınamaz. Kutsanan devletin karşısında her felakette –Hakkı Özdal’ın yazısında söylediği gibi- “herkesin ‘başının çaresine’ bakacağı bir tablo göreceksek, panik olmamaktan sonraki ikinci adımımız nedir? Bu sorunun yanıtı, ‘panik olmayın’ diyenler de değil, bizlerde olsa gerek.” “Sesimi duyan var mı?” diye bağırırken yüzlerin çevrildiği taraf, “nerede bu devlet?” diye sorarken mesele edilen hadise yeniden gözden geçirilmek zorunda. Siyaset denilen enstrümanla devlet denilen aygıta verilen her onayın ve sorulmayan her hesabın vebali bu iki sesin arasında bir yerde kayboluyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive