Kemal CAN



Bookmark and Share

Biz tam olarak ne seyrettik?


20.10.2019 - Bu Yazı 866 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Dokuz gün süren, her günü hatta her saati ilginç gelişmelere sahne olan bir süreç yaşadık. ABD ve Türkiye heyetlerinin görüştüğü perşembe gecesi yapılan ortak açıklamayla bu süreç bir şekilde sona erdi. Ancak bunun Suriye meselesi için değil, Fırat’ın doğusuna yapılan harekat açısından bile bir final olup olmadığı belirsiz. Ortaya çıkan tabloda herkesin kazandığını iddia edebileceği unsurlar mevcut. Herkes şimdi bunu yapıyor ve bir süre daha yapmak için uygun zaman aralığı yaratma konusunda bir mutabakat var. Olayın bölgede ve dış politikada yaratacağı etkiler konusunda tartışmalar şimdiden başladı ama öncelik buradan çıkartılacak hediyelik paketlerinin iç politikaya taşınmasında. Suriye, başlangıcından itibaren -sadece Türkiye’de değil başta ABD olmak üzere birçok ülkede- aynı zamanda bir iç politika meselesiydi. Bütün dünyada rüzgar estiren bu dokuz günde ve bu serinin final resminde her ülkenin iç politikasına dönük çok malzeme çıktı. Ciddi bir küresel kriz halinde yaşanan hadise, şimdi bütün politik aktörler tarafından tekrar ülkelerine taşınıyor. Alanda kazananlar, masada kazananlar, her ikisinde de kazandığını iddia edenler oluyor, olacak. Aktif aktörlerin olaya biçtikleri anlam ve sonucu sunma biçimleri ile algılanan arasında ise hâlâ bir açı mevcut. Erdoğan açısından da önüne engeller çıkartıldığı için sağlanan olağanüstülüğün mü yoksa istediklerini almış olma görüntüsünün mü da daha çok fayda sağladığını göreceğiz.

İktidar ve yakın çevresi yoğun biçimde Türkiye’nin kazandığını ve bunun Erdoğan’ın liderliğine borçlu olunduğunu söylüyor. En son Erdoğan tarafından BM’de ve partisinin grup toplantısında ortaya konulan hedeflerin hepsine ulaşıldığı söyleniyor. Alanda da masada da Türkiye’nin elinin güçlendiği iddia ediliyor. Süreci bu kadar hızlı tamamlamanın hesap dahilinde olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Dünyadaki yorumlarda genel eğilim de Türkiye’nin istediğini aldığı yolunda. Bazı CHP ve diğer muhalefet sözcüleri de bir biçimde bunu kabul eder görünüyor. Bu hedefler, YPG’nin sınırdan uzaklaştırılması ve askeri bir güç olarak etkisizleştirilmesi, güvenli bölge için bir bölüm Suriye toprağının kontrolü, Türkiye’nin Suriye’deki varlığının meşru görülmesi, güvenli bölgede Suriyeliler için yerleşim alanları oluşturulması, bütün bunları yaparken de uluslararası tepkinin üzerinden alınması. Bunların önemli bir kısmı açıklanan anlaşmada mevcut. Türkiye’nin hangi acil derdini çözdüğü belirsiz, nereye varacağı net çizilmeyen kısa hedefleri açısından durum bu. “Giderek” alınmış değil, alınmadığı için fazla zorlanmış ve gürültülü biçimde seslendirilmiş bir sonuçtan bahsedilebilir. Bu yakın hedeflerin gerekçesini oluşturan nihai çözümler için ise daha gidilecek epey yol ve benzer pazarlıkların yürütüleceği başka aktörler var. İçeriye dönüşe yeni kayyım ataklarının eşlik etmesi de bir fikir veriyor.

İktidarın ve onu milliyetçi gerekçelerle destekleyenlerin en kuvvetli tezi ABD’nin Suriye’de kalıcı olmak için Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurdurmak istediğiydi. Hatta bu tezi komplo sınırına taşıyanlar, her şeyin bu yüzden yapıldığını söylüyordu. Ancak Trump daha bir yıl önce ABD’nin Suriye’den çekileceğini, “Suriye size kalsın” diyerek açıkladı. İki ay önce de Türkiye ile kontrollü boşaltılmış güvenli bölge konusunda bir mutabakata varıldı. Dokuz gün önce ise yine ABD Başkanı “biz karışmıyoruz” dedi. Bunların inandırıcı olup olmadığı, arkadaki pazarlıklar ve kafalardaki-çarşıdaki hesaplar elbette tartışılabilir ama görünen buydu. Şimdi Erdoğan ve Trump’ın özel müdahaleleriyle krize çevirdikleri bir durumu, becerileriyle zaten anlaştıkları ilk noktaya nasıl döndürdüklerini farklı başarı hikayeleri olarak dinliyoruz. Trump, “gerekli ama geleneksel olmayan, alışılmadık bir yol” izlediklerini, “iki çocuğu okul bahçesinde biraz dövüştürmenin işe yaradığını”, “şiddetli aşkın etkili olduğunu” söylüyor. Trump iyi çevresi kötü noktasına gelen iktidar yanlısı kalemler ise, “Erdoğan, Trump ve Putin’in dünyayı yönettiğini” iddia ediyor. Bu harekata anti-emperyalist bir anlam yükleyenler için aslında çok mutluluk verici bir tablo görünmüyor. Çünkü Türkiye ABD’yi bölgeden çıkarmıyor, gürültülü bir süreçle üretilmiş onayını –üstelik sıkıntılı bir mektubu ve devam eden rahatsız edici benzetmeleri sineye çekerek- masaya konacak kıymete çevirmek istiyor. Böylece Trump’ı güçlü bir belirleyici olarak –hatta kendi ülkesine karşı- alanda tutuyor.

“Türkiye istediklerini aldı” cümlesinin, ortak açıklamanın metnine yansıyan tarafı bir kazanç olarak anlatılmaya çok müsait. Fakat meselenin aynı hedefler açısından görünen başka yüzleri de var. İlk başta Kürt meselesi –daha sonra Türkiye’nin iç politikasını da etkileyecek biçimde- hiç olmadığı kadar uluslararası hale geldi. İstediklerinin hepsini almış olsa da, Türkiye hâlâ ve artık çok daha fazla yalnız bir ülke. Anlaşma ABD ile yapılmış olsa da –söylenmesi yasaklanan- ateşkes YPG ile yapıldı. Trump’ın Erdoğan ile birlikte YPG komutanlarına teşekkürünü dikkatlere sunmak gerekir. İktidar Erdoğan’ı Trump ile denkleme karşılığında, Trump’ın kurduğu “dövüşen yaramazlar” denkliğini sineye çekmek zorunda. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun söylediği gibi Membiç ve Kobani gibi diğer bölgelerde yapılacak görüşmelerde de gerçek taraf Putin aracılığıyla Esad olacak. Yani Türkiye, asla görüşmeyeceği, tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini iddia ettiği aktörlerle artık gayri resmi olarak masada. Suriye’deki Kürtler için de ABD’yi tek seçenek olmaktan çıkartan müdahalenin askeri sonuçları ile siyasi sonuçları farklı olabilir. Türkiye’nin, şimdilik çıkartılmama garantisi aldığı Suriye toprağında inşaat yapmak için de, yeni krizlere ve “mültecileri gönderirim” gibi zorlamalarına ihtiyacı devam ediyor. İç politikada -pek de ikna olunmamış- güvenlik gerekçesinden çok daha işe yarayacak “Suriyelileri gönderme” ve “TOKİ” atılımı hâlâ boşta. Bu hengamede gündemden düşürülerek beklemeye alınan bütün yapısal sorunlar da…

Gücü ve ağırlığıyla -korkuyla karışık- bir saygı yaratmak ile çıkarabileceği arızalar yüzünden dikkat edilmesi gereken bir aktör haline gelmek asla aynı şey değil. Gözünü budaktan sakınmayan cesaret ile “çevreye” verebileceği hasarın sınırlarının kestirilememesi arasında da epey mesafe var. İş bitirici, sonuç alıcı olmak zaman boyutuyla test edilmeyince, başarı ölçüleri ve kavramlara yüklenen anlamlar değişiyor. Bugün “dünyayı idare ettiği” iddia edilen aktörlerin hepsi, dönemin en etkili silahı ‘acayipliği” ölçüsüzce kullanabiliyorlar. Örneğin, Trump herkesi hayretlere düşürdüğü, “yok artık” dedirttiği acayiplikleriyle, sonuç alan “bilgelik” iddiasını sürdürebiliyor. Binlerce insanın ölümünden sorumlu olanlar, hayat kurtarmakla övünebiliyor. Yöntem şöyle bir şey: Krizi büyüt, saçmalık sınırında yorumlarla kafaları karıştır, “bu kadar da olmaz” denilecek acayiplikleri yap ki, sonunda aynı noktaya döndüğünde bile çok yeni bir sonuç elde etmiş gibi görün. Olağanüstülükle, öngörülemezliklerle, krizlerle ve fütursuz popülizmle idare etmenin anahtarı burada. Bugün yaptıklarından çok yarattıkları etkiyle sonuç alan liderlerin öne çıkması bu yüzden. Bir gösteri sahnesine sıkışmış siyasi alanda, tehlike (düşman) anlatmak, zafer imal etmek ve bunlara fazladan alkış almak şaşırtıcı bir performansla çok kolay. Gösteri bitip seyirci salonu boşaltmaya başladığında ise davetli olarak ön sıralarda yerlerine alanlar dışındakilerden başlayarak, “biz ne seyrettik?” ve “sahnedekilerin kazandığı açık ama biz ne kazandık?” sorularının ucu görünüyor. Gösteri bittiğinde sahnedekiler ve seyredenler arasında kurulan sahte “biz” birden kayboluyor.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
20.09.2020
Kitabın ortasından lafın sonundan...
9.09.2020
Dayanıklılık testi
7.09.2020
Tek sorun liyakat mı?
2.09.2020
Mesleğin imhası
29.08.2020
Sosyal medyaya fazla güvenmeyin
27.08.2020
'Erken seçim geliyor mu?'
20.08.2020
Biden ve Trump konuşunca...
15.08.2020
Muharrem İnce, nereye koşuyor?
12.08.2020
İYİ Parti’ye Yine mi Yol Göründü?
9.08.2020
Hiçbir şey kendiliğinden olmadı
7.08.2020
Boşaltılmış pistte kaza olur
2.08.2020
Ara rapor ve hafif bir tahmin
25.07.2020
Ayasofya: Camiden siyaset çıkartmak
22.07.2020
Niyet yerine, birileri de yapılana baksa
20.07.2020
Ne Olacak Bu İktidarın Tabanı?
16.07.2020
Büyük dert, gerçek gündem sayılır mı?
12.07.2020
Güven ve güvenilirlik sorunu
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive