Kemal CAN



Bookmark and Share

Kavgada yumruk sayılır


31.10.2019 - Bu Yazı 602 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Suriye konusunda etkili politik aktörlerin bir kısmı aşırı konuşkan, bir kısmı ise normalden daha ketum. Ardı arkası gelmeyen tweetler, saçmalık seviyesinde tespitler, televizyon programlarında akıl almaz iddialar, şaşkınlık yaratan hayaller ortalıkta uçuşuyor: “Alın memleket sizin olsun ama petrolü vermem.” “Kürtlerle olmaz, Araplar çöle daha uygun.” “Yaramaz okul çocuklarının bir süre kavga etmesine izin vermek gerekir.” “Bir dönüm bahçesi olan dubleks evler yapsak.” Konuşkan liderlerin sağanak halindeki açıklamalarına ve ağır kafa karışıklığı görüntüsüne bakınca, Suriye’de en etkili ve belirleyici figürün pek az ve oldukça fonksiyonel konuşan Putin olmasına fazla şaşırmamak gerek. Mesele “az laf çok iş” görüntüsü veya mantık sınırlarını zorlamamaktan daha çok akıl yürütme biçimiyle ama en çok da ihtiyaçların çeşitliliğiyle ilgili.

Çok konuştuğu için sürekli bir tutarsızlık, hatta seri saçmalıklar sergiliyor gibi görünenlerin –sahiden böyle bir tarafları olmakla birlikte- zaman zaman birbiriyle farklılaşan ihtiyaçları aynı anda karşılama mecburiyetleri akıldan çıkarılmamalı. Bazen açık saçık bir basitliği üretilmiş bir karmaşayla, bazen de içinden çıkılmaz bir kaosu saçma bir sadeleştirmeyle perdelemek ihtiyacı doğuyor. Aynı meselenin farklı muhataplara başka türlü anlatılması gerekiyor. Trump’ın doğrudan Suriye ile kararları sonrasında ortaya çıkan beklenmedik tepkiler üzerine, iç siyasete ve başka uluslararası dengelere yeni cevaplar üretme mecburiyetinin nasıl saçma bir gevezeliğe yol açtığını hep birlikte izledik.

Türkiye için de benzer bir durum söz konusu. Türkiye Suriye’de hangi amaçla, hangi alanda, hangi biçimde, hangi süre olacağına baştan itibaren tek başına karar veremediği için alanda bulunmak sonsuz pazarlık gücü anlamına gelmiyor. Alanda olmak bazen iddia edildiği gibi masadaki eli güçlendirmiyor, tam tersine zayıflatıyor. Mesela tek başına idare etmesi gereken cihatçı yığını ve Bağdadi’nin sınıra beş kilometre mesafede öldürülmesi önemli bir hatırlatma. Masaya oturma imkanı fazla olsa da, her masaya oturulma şansı bulunsa da sonuçlarının tam kontrol edilemediği mutabakatlarla kalkmak zorunlu oluyor. Bu da yetmiyor, bu mutabakatın çevresinde hiç kesilmeden devam eden şaşırtıcı, rahatsız edici yorumlar da sineye çekilmek zorunda kalınıyor.

Bugüne kadar Erdoğan’ın kimseyle -Kürtler dışında- oturduğu bir masayı devirmediğini de unutmamak gerek. Kendi ve devşirme destekçilerinin bir kısmı çok arzu etse de masalara zaten devirmek için oturmadı. Öncesinde ve bazen sonrasında fazlasıyla esip gürlese de masada rest çektiği, çok sık tekrar ettiği gibi “göbeğini kendisinin kestiği” pek görülmedi. Tehditleri, olmazları, “kırmızı çizgileri” masanın kurulu olduğu odaya girmeden önce (ya da sonra), yani dışarıda; esnekliği, uzlaşmayı, yüksek pragmatizmi ise masanın kurulu olduğu kapalı kapılar ardında, yani içeride gösterdi. Eğilip bükülmez, zor ikna edilir bir rakip olmaktan ziyade kullanışlı bir ortak olmayı önde tuttu.

Erdoğan’ın dış politika meselelerindeki tutumunun fıtratla, kolay giyilebilir üslup alışkanlığıyla ve dönemin ruhuyla elbette yakın ilişkisi var. Fakat çok uzun süre ülke yönetiminde söz sahibi olmuş sağ popülist refleksin geleneksel tavrıyla da uyumlu olduğu açık. Dünya -özellikle de Batı- ile hep kompleksli ve ikircikli bir ilişki içindeki Türkiye’nin, “dahil olma”, “kabul görme”, “fayda sağlama” çabasının milli hassasiyetlerle uyumu, sağ siyasetin ana meselelerinden biri. Bu gerilimi yönetirken kimin hangi argümanlarla “idare edileceği” özel bir önem taşıyor. Açıkta yaşananlar, oransız görünse de yüksek perdeden çıkışlar milleti motive ederken, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar ve yüksek uyum kabiliyeti ise devletleri idare ederken işe yarıyor.

Bu farklı ritim ve önceliklerin birbiriyle uyumunun sağlanması, mümkünse birbirini destekleyebilmesi gerekiyor. Çok kabaca içeride sağlanan kuvvetli desteğin, yani milleti idare yeteneğinin dışarıda işe yaraması; kavgacılık görüntüsüyle sonuç alabilmenin, yani diğer liderleri idare becerisinin de içeride işe yaraması lazım. Çünkü sağ pragmatizm -ister dünya ölçeğinde, ister devlet katında, isterse toplumsal alanda- kavgayla gelen beladan çok, gerilimle alınan sonuçla daha fazla ilgili. Sonuç alınabildiğine ikna edilen kavgaya daha fazla taraftar toplanabilir. Bu yüzden sanılanın aksine -dünya ile ilişki bağlamında- Erdoğan’a çizilen imaj, herkese posta koyan kavgacı lider değil bu yolla sonuç alabilen siyasetçi.

AKP başlangıç misyonu olarak –dış politika açısından- idare etmeye çalıştığı her kesime, millete ve güçlü dünya devletlerine, uyumlu, verimli bir entegrasyon vadetmişti. Bu genel vaat, yıllar içinde AB ile bütünleşme, ABD ile güçlenen stratejik ortaklık, İslam dünyasının -sorun çıkartmayan- liderliği, bölgenin güçlü aktörü olma gibi çeşitli biçimler aldı, “Yeni Osmanlıcılık” gibi hayaller yarattı. Her kesim açısından farklılaşan ekonomik, politik faydalar da üretebildiği oldu. Hemen her iddia, belirli bir anda asıl hedef olarak gösterilebildi, kısa süreli bir başarı hikayesine çevrilebildi. Türkiye’nin oturduğu her masadan istediği sonucu aldığı söylendi, en azından böyle zaman aralıkları oldu. Erdoğan’ın kişisel becerisiyle de ilişkilendirilen başarılı dönemeçler işaret edildi.

Yıllardır yüzlerce masaya oturulduğu ve hep istenen sonuç alındığı iddiasına rağmen, hemen bütün alanlarda ve asıl olarak da genel toplamda bir başarı bilançosundan söz etmek neredeyse imkansız, eden de yok zaten. Her masadan başarıyla kalkılıp böyle büyük bir toplam başarısızlığı yaratabilmek gerçekten özel çabayla mümkün. AB ile bütünleşme yerine iyice uzaklaşmış, stratejik ortaklıkları ciddi hasar almış, güvenemediği yeni ortaklar arayan, Müslüman coğrafyanın liderliği iddiasını kaybetmiş, bölgesinde yalnızlaşan, ekonomik olarak daralmış, siyasi olarak tıkanmış bir bilanço var.

Toplam bir başarıdan, alınmış büyük bir sonuçtan bahsetmenin zorluğu, anlık “başarı durumları” imal etmenin önemini daha da artırıyor. Açıkçası bu konuda masalarda ve ikili temaslarda, Erdoğan’ın önüne hâlâ bazı fırsatlar sunuluyor. Geçtiğimiz haftalarda yapılan iki mutabakat ve önümüzdeki günlerde biçimlenecek “güvenli bölge TOKİ’si” için açılabilecek krediler bu başlıkta düşünülebilir. Ancak meselenin “milleti idare” kısmındaki sıkıntı bir türlü giderilemiyor. Gerilim ve tansiyon üretmedeki tekrarlar sonuç alıcılık iddiasını desteklemediği için -ekonomide olduğu gibi- bilançonun bütününe bakanların sayısı artıyor. Kaybedilebilir/sahiden kazandırmayan kavgaya ilgi azalıyor. Bu yaklaşım, muhalefeti idare edebildiği kadar milleti idare etmeye yetmiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive