Kemal CAN



Bookmark and Share

Dümeni yeniden dışarıya kırmak


14.11.2019 - Bu Yazı 155 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün ABD Başkanı Trump ile görüşecek. ABD’ye giderken yaptığı açıklamalar, son birkaç haftanın “alanda da masada da hep kazanıyoruz” havasını yansıtan tondan epey uzaktı. Doğrulanmamış olsa da Trump’ın gönderdiği iddia edilen ikinci mektup ve ABD kaynaklı kulisler, müzakere zemininde durumun pek parlak olmadığını gösteriyor. Çünkü Suriye meselesi, ABD’de de bir iç politika başlığı haline gelmiş ve gözetilmesi gereken dengeleri orada da hayli karıştırmış durumda. Erdoğan’ın “sancılı bir dönemde icra etiğini” söylediği gezide, “çevresi kötü” Trump’ın bir kere daha güçlü desteğini almak istediği açık. İktidar çevrelerinde anti Amerikan tezahüratın dozunun iyice azaltılmış olması da, bu ihtiyacı gösteriyor. Erdoğan, Trump’a posta koymuş, haddini bildirmiş olarak değil onu –kullanabileceği birkaç şeye- ikna (razı) etmiş olarak dönmek istiyor. Fakat bu sefer, bir şeyler verdiğini açıkça göstermeden kazanmış havası yaratması biraz daha zor olacak. Çünkü Trump’ın da Erdoğan’ı bir şeylere ikna etmiş olmaya ihtiyacı var.

Erdoğan’ın ABD’den istediğini veya en azından gösterebileceği sonucu alarak dönmesi –verdiklerine bağlı olarak- yeni sıkıntıları da gündeme getirebilir. Örneğin artık alandaki masada mutabakatla bağlı olduğu Putin’in her durum için ikna ve idare edilmesi gerekecek. Çünkü ısınmaya başlayan İdlib, ortak devriyeler, Esad ve S-400 hâlâ açık dosyalar halinde duruyor. Türkiye’nin “ABD ve Rusya mutabakatları tam yerine getirmedi” iddiası, İdlib ve kontrolündeki muhaliflerin yaptıkları açısından kendi önüne de geliyor. Doğu Akdeniz’deki sondaj gerilimi ile tırmanışa geçen AB ile tansiyon hızlanarak devam ediyor. Sık sık müracaat edilen mülteci kartının yanına sınır dışı edilecek IŞİD militanları da eklendi. Erdoğan, ABD gezisi öncesindeki açıklamasında AB’ye dönük tehdit dozunu artırdı. Müzakerelerin birden bitebileceğini, yine kapıların açılıp göçmenlerin gönderilebileceğini söyledi. IŞİD mensuplarının sınır dışı edilmesinden dolayı Batı’nın “tutuştuğunu” iddia etti. AB’nin -yedekte tutmak için- aldığı Türkiye’ye yaptırım kararı eşliğinde gerilimin tırmanması bekleniyor.

Fransa’nın başını çektiği bir grup AB ülkesi ve genel olarak Avrupa kamuoyu için, Türkiye ve Erdoğan, mesafe konulması gereken ve ciddi yaptırımları hak eden bir pozisyona itiliyor. NATO içindeki tartışmalara da yansıyan bu tutum karşısında, Merkel’in –biraz da siyasi risk alarak- rasyonel gerekçeler ileri sürerek frenleyici olduğu ortada. Bu bağlamda, NATO tartışmaları, Doğu Akdeniz gerilimi ve Suriye’deki güvenli bölgenin geleceği gibi pek çok başlıktaki gelişmeler, Erdoğan’ın ABD’den nasıl döneceğiyle fazlasıyla ilişkili. Verdikleri ve aldıklarıyla ABD ile geriliminde mesafe alabilmiş Erdoğan, Avrupa ile zorlayıcı pazarlıklar konusunda elini güçlendirmek istiyor. ABD gezisinin hemen öncesinde yine Avrupa’yı mültecilerle tehdit etmesi de biraz bu yüzden. Daha önce bağımsız ve etkili ilişki kurabildiği Ortadoğu ülkeleri ve Arap coğrafyasında da durum hiç olumlu değil. Türkiye’nin bölgede Katar dışında güvenilir ortağı kalmamış durumda. Bölgede artık kilitli hale gelen bazı kapıların anahtarı da hâlâ ABD’nin ve sürdürebildiği mutabakatların elinde.

Bugün yapılan görüşme sonrasındaki açıklamalar (atılacak tweetler) gidişatın nasıl olacağı konusunda bir fikir verecek. Ancak ilk sonuç nasıl çıkacak olursa olsun, sonraki gelişmeler nasıl seyrederse etsin, Erdoğan iktidarı için dış konjonktüre bağımlılığın bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor. İster kaldıraç etkisi yaratacak gerilimler, ister baskıyı hafifletecek “kazanımlar” olsun, dış konjonktürün iç politikada kaçınılmaz bir üstünlüğü olacak. AKP iktidarının dış politika meselelerini iç politikada “aşırı” kullanması hiç yeni bir durum değil. Fakat bu kullanımın çeşitli dönemlerde farklı yönler aldığını söyleyebiliriz. Mesela AKP iktidarının ilk döneminde, AB ile ilişkiler ve dünya ekonomisiyle entegrasyon, neredeyse iktidarın asli hedefi olarak sunulmuştu. Hatta AKP bu elverişli dış konjonktüre fazlasıyla yaslanmakla eleştirilmişti. 2007’den 20012’ye kadar uzanan ikinci döneminde ise iktidar stratejisi iç çatışmalar ekseninde şekillendi. 2013 sonrasında ise kutuplaştırma bütün hızıyla sürdürülürken, dış politika gerilim ihtiyacını karşılayan bir kaynak haline geldi. Çok kabaca önce pozitif, sonra nötr, daha sonra da negatif kaldıraç oldu.

Metropoll Araştırma’nın ekim ayındaki anketi, Suriye harekatı sonrasında iktidar ittifakının oylarının dört puan arttığını ortaya koydu. AKP içindeki bazı isimlerin de bunu umut verici bir ivme olarak yorumladığına dair haberler okuduk. Bizzat Erdoğan tarafından işaret edilen “muhalefeti dağıtma” hedefine biraz yaklaşıldığını, AKP içinden çıkacak parti girişimlerinin ise durdurulamadığını anladık. Soyut olduğunda sonuç alınamayan “beka davasını” biraz daha somut hale getirmenin, aksiyon katmanın oya tahvil edilebildiği ortada. Ancak son yıllarda defalarca uygulanan negatif kaldıraç etkisinin ne kadar güvenilir ve sürdürülebilir olduğu tartışmalı. İç politikada ve ekonomide yakın dönemde önemli bir siyasi atak yapması mümkün görünmeyen, niyeti de olmayan iktidar için, manevra yapılabilir, gerilim ve “başarı” devşirilebilir alan hâlâ dış politika. Fakat sürekli sorun çıkartan ama çözemeyen olmanın orta vadede içeride ve dışarıda alternatif arayışlarını güçlendirmesi de güçlü olasılık. İşte bu yüzden Suriye harekatından daha çok imzalanan mutabakatlara önem atfedildi.

AKP uzun bir süre “dünyada herkes bizi seviyor” diyerek başarısını tarif etti. Şimdi “dünyada herkes bize düşman” diyerek gücünü göstermeyi deniyor. Erdoğan, dünyadaki genel algıyı değiştirerek değil, güçlü liderlerle –Trump, Putin, Merkel- anlaşabilmesini (önemsenmesini) bir politik başarı olarak sunmaya çalışıyor. Bunlar dış politikanın gerekleriyle, dünyadaki yeni konjonktürle ilişkili ama iç politik ihtiyaçlara da karşılık gelen tarafları var.

AKP’nin dış politika dönemlerinin, sağ zihniyet dünyasındaki -Ruşen Çakır’dan ödünç alarak- “vatan, millet, pragmatizm” üçlemesine karşılık gelen özellikler taşıdığı görülebilir. Birinci dönemde “herkes bizi seviyor” fikrinin pragmatizmi fena halde tatmin ettiğine kuşku yok. İkinci dönemde devletle girilen çatışmalı gerilimin de, bu üçlünün “millet” tarafıyla temas kuran popülist bir içerik taşıdığı söylenebilir. Son dönemin yüksek milliyetçilik eşliğinde süren politik ajitasyonu da, sağ seçmenin “vatan” sembolüne hitap ediyor. AKP’nin kendi içinden gelişmeye başlayan yapısal çözülme, artık tek bir ayağa yaslanarak durmayı zorlaştırıyor. İçeride ve ekonomide tamamen tükenmiş “sorun çözme” becerisinin gösterilebileceği alan olarak dış politika öne çıkıyor. Erdoğan, yaygın imajın aksine hiç olmadığı kadar siyasi olarak da dışa bağımlı bir iktidar stratejisine yöneliyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive