Kemal CAN



Bookmark and Share

Barış Akademisyenleri deneyi


13.01.2020 - Bu Yazı 412 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Genç kuşaklar (50 yaş altı) pek hatırlamaz. Nereden hatırlasınlar, üzerinden kırk yıl geçti. 12 Eylül 1980 sonrası karanlığının hâlâ devam ettiği günlerde, insanların nefes almak, kafa açmak, konuşup karşılaşmak için çok az imkanları vardı. Tek televizyon kanalından pompalanan ağır propaganda bir yanda, başka ses duymayı, yan yana gelmeyi imkansız kılan sansür ve yasaklar diğer yanda. İnsanların önemli bir kısmı hapiste, bazıları yurtdışına çıkabilmiş, büyük çoğunluk sessiz ve tedirgin. Dönemin kudretlilerinin çevresine toplanmış pop figürler ve saldırgan fikir erbabı başka havada. (Bunları herhangi bir benzerlik imasıyla anlatmıyorum) O günlerde insanların temas fırsatı buldukları, farklı bir şey duyabildikleri, başka türlü var olabildikleri fazla alan yoktu. Hafif hafif kültür dergiciliği hareketlenmiş, edebiyat-sanat sığınak olmaya aday bir canlılık kazanıyordu. Daha sonraki yıllarda önemli bir ivme sağlayacak haber dergiciliği de daha doğmamıştı. İşte o günlerde, zamanın teknolojisi de o kadarına el verdiği için, alternatif zeminler yaratılmaya çalışılırdı. Açık oturumlar, panellerle farklı fikirleri; kooperatifler, örgütlenme yasaklarının etrafından dolaşacak dayanışma çemberleriyle de az ve çaresiz olunmadığı hissini bulmaya çalışırdı insanlar.

Sonraki yıllarda –özellikle de son zamanlarda- bu doğrudan temas alanları sadece azalmadı, aşağılama sınırına varan bir gözden düşürme saldırısına uğradı. (Gezi sırasında bambaşka bir hareketlenme olarak ortaya çıkan ama sürdürülemeyen forumları, yıllardır büyük bir inatla bir arada olmayı sürdürerek saygı kazanan Cumartesi Anneleri gibi istisnaları sayabiliriz) Hemen her alanda doğrudan temas, biraz daha ayrıntı, biraz daha fazla zaman için pek yer kalmadı, kalmadığına kolay “ikna” edildi herkes. Garip ve nedensiz bir “acele”, çürütücü bir yüzeysellik/geçicilik, teknolojik zorlama –bazen de kolaycılık- eşliğinde üzerimize çullandı. Ancak Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ve halen içinde bulunduğu süreç, yaşanan mağduriyetler, bu zamane ittirmelerinin dışında yeniden sahici temas alanları aranmasına yol açtı. Birlikte durmanın, dayanışmanın ve mücadeleyi paylaşmanın/yaymanın yaratıcı biçimleri denendi, kısmen de başarıldı. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildirinin imzacıları olan Barış Akademisyenleri, hem yaşadıkları -onlara yaşatılanlar- hem de başarmayı denedikleriyle bu konudaki önemli örneklerden.

Tam dört yıl önce 11 Ocak 2016’da açıklandı “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisi. Önce bin 128 akademisyen imzaladı. Devletin en tepesinden verilen talimatla başlatılan saldırı sonrasında imzacı sayısı 2 bin 212’ye çıktı. Başka çevrelerden de destek kampanyaları ile genişledi. Ancak iktidar, bu sorgulama ve itiraz cüretini cezalandırmaya, hukuk tanımaz bir taarruzla geriletmeye kararlıydı. Öyle olmadı ve geri basan olmadığı için, olay ibretlik bir intikam davasına, hukuksuz bir cezalandırmaya dönüştü. Yüzlerce akademisyen için davalar açıldı, KHK ile görevlerine son verildi, pasaportlarına el konuldu, bilimsel çalışmaları engellendi, evleri basıldı. Daha ileri gidildi, gözaltılar, tutuklamalar ve hapis cezaları verildi. Daha da ileri gidildi çalışmaları, hayatlarını insanca devam ettirmeleri, en temel haklarını kullanmaları engellendi. Tehdit edildiler, saldırılara uğradılar. Geçtiğimiz ay başında yayınlanan TİHV Akademi’nin raporunda bunların ayrıntılı bir dökümü ortaya konuluyor. Binlerce mağduriyetle örülü bu dört yıllık dava, Barış Akademisyenlerinin tek tek beraat etmeleriyle hukuksal açıdan çöktü ama yaşatılmaya devam eden mağduriyetler sürüyor.

Barış İçin Akademisyenler olayını sembol haline getiren, sadece yaşananlar ve yaşayanlardan ibaret olmaktan çıkartan bir başka önemli mesele de, mağdur olmaktan özneye dönüşmeyi deneyen –galiba da beceren- bir pratik oluşu. Barış İçin Akademisyenler, geri çekilmek veya mağduriyete kapanmak yerine, başka türlü direnmeyi, aktif özne olmayı denediler. Akademinin dört duvardan, atıldıkları kurumlardan ibaret olmadığını göstermek istediler. Dayanışma Akademileri, dernek, kooperatif gibi örgütlenmelerle birçok şehirde başka dayanışma ve mücadele pratikleri yaratmaya çalıştılar. Yan yana durdular, paylaşmayı seçtiler, zaman ayırdılar, zamanlarını üretmeye ayırdılar, yüzlerini birbirlerine ve kendi dışlarına çevirmeyi ihmal etmediler, ortak sıcaklıkla dışarıya çıkacak bir enerji üretmeye çalıştılar. İşte bütün bu deneyi ve yaşanan dört yılın çıktılarını paylaşmak, zenginleştirmek için (İstanbul Tabip Odası’nda 11 Ocak’ta –bugün- 13:00’da) bir toplantı, panel ve forum düzenleniyor. Emek, hak-hukuk mücadelesini ve mücadele olanaklarını, kendi deneyimlerinin süzgecinden geçirerek paylaşmak ve çoğaltmak istiyorlar. 1930’lardan başlayan barış sözünün taşıyıcıları oldukları inancıyla, yaşananları daha geniş bir zaman dilimi için kullanışlı -mesleki deformasyon etkisi- bir derse çevirmeyi deniyorlar.

Bana bu toplantının haberini ve davetiyesini ulaştıran çok eski ve değerli arkadaşım, geçirdiği dört yılın yaşattığı mağduriyetten çok, emekle üretilmiş sıcaklığından bahsetmeyi tercih etti. Uğradıkları haksızlık ve mesnetsiz saldırının yarattığı endişenin, karanlığın, yan yana durmayla nasıl hafiflediğini, mücadelenin ve temasın verdiği güven hissini anlattı. Barış İçin Akademisyenler, verdikleri hukuk mücadelesinin ilk kısmını kazandılar, hepsi birer birer beraat etti. Geri alacakları bütün hakları, yeniden buluşacakları öğrencileri, onların ortak olmadıkları suçun ve onlara reva görülen haksızlığın sorumlularının verecekleri hesap için ise mücadele devam ediyor. Ancak onları akademiye aynı insan olarak döndürmeyecek olan, yaşanan bu dört yıllık deneyim. Başta diğer KHK’lılar olmak üzere çeşitli mağduriyet grupları için de ilham verici olabilecek, ders çıkartılacak bir deneyim bu. Yazının başında bahsettiğim gibi, zorluk zamanlarında hak mücadelesinin önemli sığınaklarından biri, mecburiyetlerden doğan doğrudan temas alanları oluyor. Birlikte, yan yana ve paylaşarak durabilmek ve mümkünse bunu aktararak yaygınlaştırabilmek önem kazanıyor. Teknolojik imkanların sağladığı etkileşimler, ne kadar baş döndürücü bir hıza kavuşursa kavuşsun, ne kadar büyük gürültü çıkartırsa çıkartsın, dokunmak veya dokunabilecek kadar yakınlaşabilmek kadar yüksek güven hissi sağlamıyor. Alınmış yüzlerce “like” ile bir tane “eline sağlık” sesi arasındaki fark gibi.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive