Kemal CAN



Bookmark and Share

Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti


19.01.2020 - Bu Yazı 134 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Ortaöğretim kurumları bu hafta yarıyıl tatiline girdi. Bu vesileyle (ne alakası var demeyin; maksat vesile olsun) bir süredir yazmak istediğim, eğitim meselesinin hızlı olmayan ama derin siyasi etkisinden biraz bahsetmek istiyorum. Cumhurbaşkanı’nın gençleri evlenmeye, evlenip çok çocuk yapmaya teşvikte ısrarlı olduğunu biliyoruz. Bu yaklaşımı, pek çok meselede olduğu gibi yanlış öngörülere yaslanan bir siyasi riski de içeriyor aslında. Bu “çoğalma” talebinin rasyonel tarafı, “aman nüfus yaşlanmasın” endişesine dayandırılıyor. Fakat Türkiye giderek yaşlansa da, halen ciddi bir genç potansiyele sahip. 2018 rakamlarına göre, 0-14 yaş arası toplam nüfusun yüzde 23’ü civarında. 2019 MEB istatistiklerine göre ilk ve orta öğrenimdeki öğrenci sayısı 18 milyon üzerinde. Bunun üçte birinden fazlası da orta öğretim kurumlarında. Üniversitelerdeki öğrenci sayısı 7 milyonun üzerinde. Bu kadar çok çocuk, bu kadar öğrenci demek, eğitim başlığının insanların ve dolayısıyla siyasetin önemli meselesi olması demek. Eğitim ve (çocuklar) gençler söz konusu olunca, hadise otomatik olarak “geleceğe” bağlanıyor. Çocuklar ve eğitim üzerine yaptıklarınız veya yapamadıklarınız, söyledikleriniz ya da söyleyemedikleriniz de kaçınılmaz olarak gelecekle ilgili olmak zorunda. Eğitim, her şeyden önce daha iyi bir gelecek yaratma kapasitesiyle önemli.

Türkiye’de “Cumhuriyet Projesi”nin bütünü ve başardıkları veya başaramadıkları üzerine hiç bitmeyen bir tartışma var. Hemen her konu başlığı üzerinden uzun, derin ve bitmeyecek bir oturum açılabilir. Fakat kimsenin kolay itiraz edemeyeceği, etse bile bazı zorlama şerhlerle kabul etmek zorunda olacağı bir gerçek var: Cumhuriyet Projesi, “eğitimin önemi” konusunda –“eğitim şart” başlığıyla karikatürize edilemeyecek sahicilikte– köklü ve yerleşik bir algı üretebilmiştir. Tıpkı bu memleket insanının, sabahtan akşama kadar “siyasetçilerin yalan söylediğini” tekrar etseler bile seçime katılmaktan vazgeçmemesi gibi, artık çok doğru olmadığını görseler veya bunu tekrar etseler de, çocukların okuyarak adam olabileceğine ilişkin umutları azalmıyor. Büyük bir kesimi yoksul olan ve gelecek endişesi hiç bitmeyen bu ülkenin insanları, çocuklarını kurtarmak için veya daha yapılabilir gördükleri sınıf atlama imkanı için, “okutmayı” hala esas kapı olarak görüyor. Yüzde 75’inin hiç tasarruf yapamadığı bir ülke için hiç şaşırtıcı bir sonuç değil. Özellikle kadınlarda bu güçlü inanışın ve “kurtuluş” ışığının sembolik ifadesi; “ne yapıp edip çocuğumu –bazen de cesaretle “kızımı”– okutacağım” oluyor. Eğitim, çocuğun elinin ekmek tutmasının, muhtaç kalmamasının onurlu ve mümkün yolu olarak görülüyor.

Biraz kökleşmiş algıdan, biraz mecburiyetten canlı kalan bu beklentinin, gerçek hayatın duvarlarına çarptığında çıkardığı ses ise pek “güzel” değil. Genç işsizlik yüzde 25’in üzerinde seyretmeye devam ediyor. 2019 rakamlarıyla lise ve yüksek okul mezunu işsiz sayısı 2 milyonu geçmiş durumda (“Vazgeçmişler” hesaba katılmadan yapılan sayımda, 1 milyon 34 bin üniversite mezunu işsiz). Üniversiteli işsiz sayısı katlanarak artıyor. 2005 yılında işsizlerin yüzde 12’sini oluşturan üniversiteliler, şimdi yüzde 26’ya ulaşmış, yani iki katından fazla artmış durumda. Üniversiteli işsiz kadın oranı neredeyse yüzde 40’lara dayanmış. Ayrıca “her ile bir üniversite” gibi –kalite sorunları bir yana– sonuçları da pek hesaplanmamış, planlanmamış hamleler yüzünden, “okumuş” işsiz kalabalığı, taşraya doğru genişliyor. Kadınların işgücüne katılım oranındaki düşük seviye ve tarıma dayalı ekonomi nedeniyle işsizlikten daha az etkilendiği varsayılan taşrada, genç kuşak alışılmış denklemi zorluyor. Eğitim ve özellikle de sıradan insanın eğitime yüklediği anlam, giderek daha fazla ekonomik –ve sınıfsal– bir içerik kazanmaya başlıyor.

AKP iktidarının sağladığı siyasi desteğin, ideolojik-siyasi –veya kimlik eksenli– olmayan, daha rasyonel gerekçeleri hakkındaki analizlerin çoğunda, eğitim (ve sağlık) alanında sağlananlara sık atıf yapılır. İktidar ve özellikle Erdoğan da, bunları çok sık gündeme getirir. Ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması, harçların kaldırılması, burs imkanları gibi örnekler sıralanır. “Her ile üniversite” meselesi de, bir eğitim yatırımı olmaktan çok hizmeti ayağa getirme şeklinde bir siyasi yatırım olarak formüle edilmişti. Elbette 28 Şubat’ta uygulanan türban yasağının aşamalı olarak gündemden kalkmasının da, kültürel-ideolojik tarafı yanında, “fırsat eşitliği” açısından sonuç yaratmış olduğu düşünülebilir. Sürdürülebilir olup olmamasına bakılmaksızın eğitim alanında sağlanmış olan bu imkanların tamamı, insanların çocukları için daha iyi bir gelecek fikriyle ilişkileniyordu. Ve aslında terse döndüğünde risk yaratacak bir siyasi beklentiyi kışkırtıyordu. İktidar, geleceğe çocukları üzerinden bakan kendi kültür dairesindeki kalabalığa kabaca üç şey söylüyordu. Çocuklarınız daha iyi ve rahat bir eğitim alacaklar, şimdiye kadar dışlandıkları fırsatlarda öne geçecekler ve sizin “değerlerinize” daha uygun ortamlarda okuyacaklar.

17 yılın sonunda, hadi ilk yedi yılı da dışarda tutalım son on yılda, AKP iktidarının eğitim konusunda vaatleri gerçekleşmedi. Bütün ölçme verileri, hem temel eğitim hem de yüksek öğrenimde eğitim kalitesinin artmadığını hatta gerilediğini gösteriyor. Daha kaliteli bir eğitim ortamından bahsetmek hemen hemen imkansız. Eğitim alarak fırsat eşitliği yakalama iddiası, eğitimli işsizlik kalabalığına katılma konusunda bir denkliğe dönüşmüş veya lütfa bağlı hale gelmiş görünüyor. Bütün öğrencileri imam hatiplere zorlama, bütün okulları imam hatiplere benzetme çabaları da, parlak sonuçlar yaratmış değil. Ne AKP istediği dindar nesli yetiştirebildi, ne de çocuklarını “kültürel kopmadan” koruyacaklarını zanneden ebeveynler tatmin oldu. Yapılan pek çok araştırma gençlerde dindarlığın hızla gerilediğini gösteriyor. Daha iyi bir eğitim verip, daha parlak bir gelecek görmeyen gençler, daha dindar ve “kindar” olmadılar. Daha önce geleceğe çocuklarının üzerinden bakıp AKP iktidarına destek verenler, şimdi aynı pencereden olanlara bakınca, minnet yerine endişe hissediyor. İktidarın eğitim projesi, gelecekle bağını kaybettiği için siyasi olarak da çökmüş durumunda. Kendisine yakın olanlara daha fazla sözü geçer diye düşünen Erdoğan, geleceksiz siyasetin gençler ve onların aileleri için anlamını kaçırdığı için, “çoğalmanın” güçlenme olacağı yanlış hesabını yapıyor.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive